- Kategori
- İzmir
İzmir dünyanın en asil şehridir...

Resim: Filiz Özyurt
İzmir dünyanın en asil şehridir.
İzmir’i yaşamak (İzmir’de yaşamak değil – İzmir’i yaşamak) en yüce olgudur.
İzmir’e aşığız, ama bir gerçek de var, aşkımızı her geçen gün öldürüyoruz…
İzmir’de kötüye gidişi görmemek için kör olmak gerekir…
Belli ki aşkından kör olmuşuz, İzmir’in feryadını duyamıyoruz…
Victor Hugo söylemiş, “İzmir, dünyanın prensesidir.”
Evet, prensesidir, çünkü denizi şehir ile şehri doğa ile iç içedir…
Evet prensesidir, çünkü kurucusu Amazonlardır, bu şehrin…
Evet prensesidir, çünkü kadınsı bir havası var İzmir’in…
1800’lü yıllara dönecek olursak, iliklerinize kadar hissedersiniz bu söylediklerimizi…
Peki ya şimdi!
Her geçen gün denizini daha da öldürüyoruz… Yeşilini yok etmiş, beton bir şehir yaratmışız. Devlet ve yerel yönetimlerin çabaları yetersiz kalıyor. Seviyoruz ya, yeter sanıyoruz…
Aydını, sanatçısı, mühendisti, doktoru, modacısı ahlar vahlar içinde mecbur kalmış, İzmir’i terk etmiş…
Gidenler marka olmuşlar, yaptıkları işlerle, dünyaya açılmışlar… Kalanlar yani İzmir’i terk edemeyenler; Çabalıyorlar, güzellikler olsun istiyorlar, gidenler kadar kabiliyetli, zeki ve çalışkanlar… Ama biz onların da enerjisini sömürüyoruz. Seviyoruz ya, yeter sanıyoruz… Daha ne kadar tüketeceğiz? Seviyoruz, aşığız deyip bitiriyoruz, canım İzmir’i…
İzmir isterse yapamayacağı şey yoktur.
Gerekli olan tek şey İLK-KURŞUN’ dur…
Sevgisi ve mantığı ile;
Dağınıklığa, düşmanlığa, aymazlığa son verip, kendimize çekidüzen vermeliyiz ve önümüze çok büyük hedefler koymalıyız. İzmir’in tüm fertlerinin dikkatini, aklını, heyecanını, emeğini, yeteneğini bir amaç altında toplayıp,
Önce seyrigüzel İzmir’i tekrar canlandırmalıyız,
Önce körfezimizi tekrar temizlemeliyiz, o kadar ki, bakınca içesi gelmeli insanın, pırıl pırıl görünmeli, misler gibi kokmalı…
Konak’ta, Alsancak’ta, Göztepe’de, Karşıyaka’da denize girmeli İzmir’li…
Denizden bakınca, betonlaşmış bir şehir değil, yemyeşil bir kent görmeli, yeşili öyle olmalı ki tarif edilememeli…
Sanat, bilim, spor, turizm ve tekstil başta olmak üzere sektörel bazda ve genel anlamda da, İzmir, dünya üzerinde marka kent olmalı...
Her şeyi ile;
İzmir, Türkiye’nin bir numaralı şehri olsun demiyoruz, dünyanın bir numarası olsun istiyoruz…
Tekrar Dünyanın prensesi olarak nam salsın diyoruz….
İzmir bunu hak ediyor…
İzmir’e tacını takmak gerek…
Siyasi bir hareket değil, halkçı bir hareketle, var mısın?
Kemalist gençlik olarak…
Ufku geniş, zeki, çalışkan ve yetenekli…
Ve bir birinden güzel gençler olarak,
Ve her daim genç kalacaklar olarak,
İzmir’i yaşamaya, var mısın?
Var mısın? İzmir Aşkına demeye…
İ Z M İ R A Ş K I N A
İzmir’i yaşamak (İzmir’de yaşamak değil – İzmir’i yaşamak) en yüce olgudur.
İzmir’e aşığız, ama bir gerçek de var, aşkımızı her geçen gün öldürüyoruz…
İzmir’de kötüye gidişi görmemek için kör olmak gerekir…
Belli ki aşkından kör olmuşuz, İzmir’in feryadını duyamıyoruz…
Victor Hugo söylemiş, “İzmir, dünyanın prensesidir.”
Evet, prensesidir, çünkü denizi şehir ile şehri doğa ile iç içedir…
Evet prensesidir, çünkü kurucusu Amazonlardır, bu şehrin…
Evet prensesidir, çünkü kadınsı bir havası var İzmir’in…
1800’lü yıllara dönecek olursak, iliklerinize kadar hissedersiniz bu söylediklerimizi…
Peki ya şimdi!
Her geçen gün denizini daha da öldürüyoruz… Yeşilini yok etmiş, beton bir şehir yaratmışız. Devlet ve yerel yönetimlerin çabaları yetersiz kalıyor. Seviyoruz ya, yeter sanıyoruz…
Aydını, sanatçısı, mühendisti, doktoru, modacısı ahlar vahlar içinde mecbur kalmış, İzmir’i terk etmiş…
Gidenler marka olmuşlar, yaptıkları işlerle, dünyaya açılmışlar… Kalanlar yani İzmir’i terk edemeyenler; Çabalıyorlar, güzellikler olsun istiyorlar, gidenler kadar kabiliyetli, zeki ve çalışkanlar… Ama biz onların da enerjisini sömürüyoruz. Seviyoruz ya, yeter sanıyoruz… Daha ne kadar tüketeceğiz? Seviyoruz, aşığız deyip bitiriyoruz, canım İzmir’i…
İzmir isterse yapamayacağı şey yoktur.
Gerekli olan tek şey İLK-KURŞUN’ dur…
Sevgisi ve mantığı ile;
Dağınıklığa, düşmanlığa, aymazlığa son verip, kendimize çekidüzen vermeliyiz ve önümüze çok büyük hedefler koymalıyız. İzmir’in tüm fertlerinin dikkatini, aklını, heyecanını, emeğini, yeteneğini bir amaç altında toplayıp,
Önce seyrigüzel İzmir’i tekrar canlandırmalıyız,
Önce körfezimizi tekrar temizlemeliyiz, o kadar ki, bakınca içesi gelmeli insanın, pırıl pırıl görünmeli, misler gibi kokmalı…
Konak’ta, Alsancak’ta, Göztepe’de, Karşıyaka’da denize girmeli İzmir’li…
Denizden bakınca, betonlaşmış bir şehir değil, yemyeşil bir kent görmeli, yeşili öyle olmalı ki tarif edilememeli…
Sanat, bilim, spor, turizm ve tekstil başta olmak üzere sektörel bazda ve genel anlamda da, İzmir, dünya üzerinde marka kent olmalı...
Her şeyi ile;
İzmir, Türkiye’nin bir numaralı şehri olsun demiyoruz, dünyanın bir numarası olsun istiyoruz…
Tekrar Dünyanın prensesi olarak nam salsın diyoruz….
İzmir bunu hak ediyor…
İzmir’e tacını takmak gerek…
Siyasi bir hareket değil, halkçı bir hareketle, var mısın?
Kemalist gençlik olarak…
Ufku geniş, zeki, çalışkan ve yetenekli…
Ve bir birinden güzel gençler olarak,
Ve her daim genç kalacaklar olarak,
İzmir’i yaşamaya, var mısın?
Var mısın? İzmir Aşkına demeye…
İ Z M İ R A Ş K I N A