- Kategori
- Güncel
İzmir kitap fuarı ve Ergenekondan çıkış!

Bugün 14.İzmir kitap fuarındaydım. Bir saati aşkın dolaştım; çoğu standları inceledim; ihtiyaç hissettiğim bir kaç kitap aldım.
Geçen yıl da gezmiş ve izlenimlerini yazmıştım. Kitap fuarında değişen bir şey yok, herkes yerli yerinde. Yetmiş milyonluk ülkenin, üçüncü büyük şehrinde bin metrekarelik bir alanda bütün kültür hayatımız sergiye çıkmış...
Kategorik olarak bakıldığın da ülkemizin kitap durumu şu:
1-Dini kitaplar: Bir Kuran tefsirini, hatta tefsir bile değil mealini okuyun; Gazali gibi bir İslam düşünürünün de temel eserlerinden birini okuyun, başka hiç bir dini kitap almanıza gerek yok..Temel kaynaklardaki bilgiler, evirilip çevirilip yeniden kitap haline getiriliyor. Yeni fikir, orijinal bakış sınırlı; yok denecek kadar az..
2-Atatürk ve Cumhuriyet kitapları: Bir Nutuk'u ve bir kaç tane de yakın tarih "hatıratını" okuyun, konuyla ilgili başka hiç bir kitap almanıza gerek yok..Aynı bilgiler, aynı belgeler, değişik isimlerle evirilip çevirilip sözüm ona yeni kitap halinde sunuluyor.
3-Nostaljik Marksist-sosyalist eserler dizini: Eğer Das Kapital'i okuduysanız; zaten günümüzde güncelliğini yitirmiş sosyalizm içerikli kitapları almanıza gerek yok. Felsefe, ucundan kıyısından evirilip çevirilip güya yeni fikirmiş gibi arzı endam ediyor. Yok, kitaba karnım tok, diyorsanız, sizin için de Che'nin, Deniz Gezmiş'in posterleri bulunuyor..
4-Batı kültürünün çeviri ürünleri: Eğer Hasan Ali Yücel'in zamanında yapılmış Klasikler serisini okuduysanız; bunlara da bakmaya gerek yok..Popüler bir iki kitabı saymazsak..
Buraya bir beşinci madde daha eklemek istiyorum ama inanın başka bir kategori bulamıyorum. Elbette, Tarihi ve edebi araştırma ve telif eserleri bunların dışında tutuyorum. Ama bunlar da ya şiir, roman cinsinden "kişisel" ürünler; ya da belli temel kaynaklar üzerinde yapılmış "akademik" çalışmalar..
Koskoca ülkenin "kültür verimi" bunlardan ibaret. Ne yeni bir felsefi duruş, ne yeni bir fikir ve ne de yeni bir üslup..Etrafı duvarlarla çevrili bir "kültür kale" sinin içinde "dön baba dönelim" oynayıp duruyoruz. Duvarların ötesinde ne var bilmiyoruz; aslında bilmek de istemiyoruz.
Ergenekon destanı böyle dar bir alana sıkışmış Türklerin, çoğalıp buraya sığmaz olduklarında, demirleri eriterek dış dünyaya açılımlarını yani "çıkış" larını anlatır.
Bin yıl önce, Ergenekon vadisinden çıkan Türkler, ne yazık ki bugün, fikir ve kültür alaınında başka bir "Ergenekon vadisine" hapsolmuş durumda.
Tartışalamaz ilkeler'in, tabulaşmış fikirlerin, doğmalaşmış inançların oluşturduğu duvarlar aşılmadan 750 bin kilometrekarelik ülkenin kültür hayatı, işte böyle bir kilometre karelik alanı ancak doldurur..
Ergenekon'un temsil ettiği "hayat tarzı" nı öylesine içselleştirmiz ki, Ergenekonlar'dan kurtuluş çabalarına bile karşı çıkıyoruz. Sokaklara dökülüp "dokunmayın bizim Ergenekonumuza.." diye nümayişler yapıyoruz..
Burası Türkiye!.. Hem dünyanın en "zor" ülkesi, hem en "kolay"..
Hangi gözle ve hangi açıdan baktığınıza bağlı..