- Kategori
- Güncel
Japonya depreminde , Tokyo'da bir Türk olmak

Japonya’da yaşayan bir akrabam var. Tokyo’da.
Çok genç yaşta gittiğinden, o ülkenin dilini de, geleneklerini de, yaşamını da, depremlerini de çok iyi öğrenmiştir.
Sorardım ona. Her sene önemli depremler yaşıyorsunuz. Ne yapıyorsunuz?. Korkmuyor musunuz?.
Orada diyordu. depremde panik yapmak, sağa sola kaçmak yadırganır. Ayıptır. Kimse böyle bir şey yapmaz. Binalar sağlamdır. Alarm verilir ve biz ikinci bir emre kadar sığınaklara gideriz.
Bu sabah ‘’kalk Japonya’da çok büyük bir deprem oldu’’ uyarısıyla fırladım. Bir de ufak bebesi var. Sevimli mi sevimli.
Daha 2 gün önce 7.3 lük bir deprem olmuştu. Hemen bilgisayardan mesajı göndermiştim.
‘’Geçmiş olsun, nasılsınız’’
‘’İyiyiz, biraz sallandık ama bir şey yok, merak etmeyin’’ demişti.
Yani bizim İstanbul’u yıkmasından korktuğumuz bir büyüklükteki depremi ‘’biraz sallandık’’
Ama iyiyiz, hasar falan yok diye tarif ediyordu.
TV nin başına gelince gözlerime inanamadım. Bu büyüklükte bir depremi hiç duymamıştım ve o ülke depreme kafa tutan Japonya’da olsa korktum. Hasar ve can kaybı olmaması imkansızdı. Büyük panik yaptım. İlk haberlere göre ölü sayısı yoktu. Çok yeniydi.
Bir saat sonra telefon çaldı. Tokyo’dan arıyordu.
Bizim Gölcük depreminde telefonla kimse kimseye ulaşamamıştım. Telefonlar kitlenmiş, deprem bölgesine gönderilen acil yardım malzemeleri, iş makinaları bile saatlerce oraya girememişti.
Ağlıyordu. Ben böyle ölmek istemiyorum diye feryat ediyordu.
Çaresizlik insanın yüreğini dağlıyordu. Çocuğu sorduk. Ana okulunda korumadalar dedi.
TV ler Tsinamiyi gösteriyordu. Dehşet veren manzaralar vardı. Dalgalar gemileri, arabaları, evleri, her şey almış, oradan oraya, tarlaların üzerinden içerilere götürüyordu. İnsan, o an gördüklerinin bir Holywood senaryosu olmasını diliyor, öyle sanıyorsun ama gerçek. Doğanın ne kadar güçlü olduğunu ispatlayan bir belgesel gibi sanki.. Acımasız.
Ben Tsinamiyi Gölcük’te görmüştüm. Bir zamanlar karada olan Lunapark ve bir aydınlatma direği, Kavaklı’da hala denizin içinde..
Gün boyu yerli, yabancı TV lerdeki görüntüler sinir sistemimizi çökertmişti. Sanki depremin ortasında, tusinaminin dalgalarında gibiydik.
Telefon bir daha çaldı. 2-3 saat geçmişti. Zaten hiç susmuyordu merak edip onu soranlardan.
Bu kez sesi biraz daha iyi geliyordu. O ilk şoku atlatmış gibiydi.
‘’Sığınaklardayız, merak etmeyin'' diyordu.
Sığınağın da ne olduğunu bilmiyorduk biz. Bir de deprem bekliyorduk. Sığınağın güvenli olduğunu söylemişti daha önceden. Bir de deprem görevlileri varmış. Halktan. Onlar insanları yönlendiriyormuş. Gölcük’ teki çadırlar geldi aklıma. Orada burada. Sonra gıda yardımları ve unutulmaz dramlar.
Ben 1999 Gölcük depreminde orada yaşayan yakınlarıma bir hafta ulaşamayıp, hayatlarından ümidi kesmiştim. 1 hafta sonra ‘’alo iyiyiz’’ sesiyle sevinmiştim.
Japonya tarihinin en büyük depreminde, Tokyo’dan 1 saatte haber aldık. Ülkenin durumu kötü. İnsanların psikolojisi berbat belki ama güveNne ve iyi olduklarını biliyor, en azından akibetini merak etmiyorsunuz. Zaten daha sonra Türk Büyükelçiliği de bütün vatandaşlarımızın iyi olduğu haberini veriyordu.
Tsunamiye çare yok belki ama Japonya insanlarını korumasını iyi biliyor. 8.9 da enkaz altında insan aramıyorlar. Bu büyüklükte bir depremde evler yıkılmıyorsa, köpekli kurtarma ekipleri, insan aramıyorsa, bundan daha felaket zaten yok. İnanıyorum ki bu çalışkan ve sevimli insanlar yaralarını çok çabuk saracaklardır. Buna güçleri var. Böyle bir falakette her ne kadar kayıp 1 kişi de olsa kayıptır ama bu kadar az can kaybı olması, bu gerçeğe göre yaşamalarını öğrenmiş olmalarından, deprem anında ne yapacaklarını bilmelerinden, tedbir almalarından ve güvenli binalar yapmalarındandır.
Biz hala kurbanlık koyun gibi, deprem bıçağının boğazımıza kaç yıl sonra dayanacağımızı hesaplıyor, biz görmesek bile, çocuklarımızın veya torunlarımızın bunu yaşayacağını düşünmüyor, hiçbir şey yapmıyor, kader gibi bekliyoruz depremi. 50.000 kişi mi ölür, 100.000 mi, biz bunu hesaplıyoruz.
Japonya’daki deprem çok şey düşündürdü. Tsunaminin depremden daha yıkıcı olduğunu ilk kez burada izledim. Dehşetle. ‘’Su kadar kuvvetli bir şey yoktur’’ un ispatıydı sanki. Sular yıkıp geçti, aldı, götürdü. Evleri, arabaları, belki de insanları. Tarlalar, seralar, ekili alanlar, araba, doldu, tekne doldu, moloz doldu, Yangınlar çıktı. Allah bir daha kimseye yaşatmasın.
Gözümüz televizyonlarda, kulağımız telefondaydı.
Tokyo’dan gelen telefon ‘’ biz iyiyiz, merak etmeyin’’ dedi, dünyalar bizim oldu.