- Kategori
- Dünya
Kabak tadı...

kabak tadı
Kabak tadı verse de dünya.
Yaşamaya değer yaşamın tadı
Her lisan bir insandır denir. Dil bilmenin günümüzde şart olduğunu ve bir başka insanı tanımak, anlamak olarak söylenmiş bir sözdür bu.
Her insanda bir dünyadır aslında. İnsanoğlunda bütün canlıların davranışlarını, dağların denizlerin sakin ve hırçın hallerini, çiçek açmış bir bahçeyi, dolu vurmuş bir tarlayı, her şeyi yakıp kavuran ateşi, o yangını söndüren suyun azizliğini de görürüz.
Huyu, karakteri, davranışları, toplum içindeki yeri ve önemi bu farklı dünyaları tanımamıza sebep olur
İç siyaset, dış siyaset, kan, gözyaşı, dünya, Ortadoğu ülkemizin durumu derken esas ilgi alanım olan şiirden, edebiyattan ve insanlardan uzaklaştığımı hissetim. Hepimizin bildiği gibi yazmak bir meseleye yoğunlaşınca ve yeterli gözlem yapılınca oluyor.
Hislerimiz ve duygularımız, sezgilerimiz ise bizleri farklı farklı konulara yönlendiriyor
İnsana dair
Ve
İnsan davranışlarını anlatmak için son yazmış olduğum yeni şiirlerimi siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim
Şiirde bahsedilen ”ben” bireysellik, bencillik, kendini beğenmişlik değil. Benim yazdığımda, benim gördüğümde, benim düşüncemde olanların o şiiri ya da yazıyı okuduğunda yazarın yerine kendini koyabilmesi demektir. Yani eğer başarılı bir çalışma ise okuyucu direk kendiyle özdeşleştirir bütün yazılanları.
Eğer kişi bahanesi cebinde gezenlerden değilse, kibir taşımıyorsa, okurken vicdanıyla konuşarak bir mahkeme kurar ve kendini yargılar. Ve şöyle der ”sanki içimi okumuş” “haklı” “doğru söylüyor”
Yok, eğer tersi olursa “hadi canım sende” “deli saçması” “saçmalamış” demek suretiyle yaşantısına devam eder.
…
hiç bir şey moralimi bozamaz
ne gelen bahar
ne de vızıldayan sinekler
umurumda değil arıların bal yapması
o mesele çiçekle arının arasında. o kadar
kelebeklere de üzülmüyorum
nasılsa her canlı kaderini yaşar
bülbül mü dediniz
çok mu önemli bülbülün güle olan aşkı
hepi topu bir tutam tüy
dikenin batması canını yakar
biraz abartmıyormuyuz yaşamı
sanki çile üretiyoruz
üzülmek için bahanemiz çok vesselam
sevinmek için ölmek mi gerek?
olmuyor işte olmuyor
çıkmıyor kıssadan hisse
incir çekirdeğini doldurmayan hayatlar
nasıl oluyorsa sığmıyor bu aleme
sanki çok umurundayız çok
bak nasıl da
üzüntüsünden döne döne ağlıyor dünya
hissin
duygunun
acının
ve
sancının
tarifi olmuyor maalesef
yaşamadıkça
hiç bir şey moralimi bozamaz
ne gelen bahar
ne de vızıldayan sinekler
yaşadıkları ders olsaydı olana
ölene değil de
üzülürdü doğana…
İnsandan yola çıkarsak anlamı olmayanı anlamlandırmak da yine biz insanların marifetidir. Alaca belediyesi kültür sanat yayınlarından çıkan günbatımı düşleri (2013) şiir kitabımda boş ve anlamsız dünyayı abartıp her şeyinden vazgeçenler için bir şiir yazmıştım. Yeri gelmişken taşı gediğine koyalım.
ne kadar da kabağa benziyorsun dünya
içindeki üç beş çekirdektir bizi kandıran
tadın tuzun yok senin;
nefsimizdir seni ballandıran
(günbatımı düşleri...sy.95)
Yaratılış gayemizi düşünürsek çok fazla düşünmeye, üzülmeye, endişeye gerek yoktur. Kaza ve kadere iman ettiğimize göre yaratana teslim olmak biz insanları bütün sıkıntılardan kurtaracaktır. Ama insanoğlu işte şeytanla işbirliği yapmaktan da geri durmuyor ne yazık ki!
….
ne kadar çok şey biliyor
ne kadar güzel konuşuyorsun
azizim
gülden
gülistandan dem veriyorsun
aşkın tarifi bir başka sende
hele hele sevgiliye hitabına bayıldım
"çimenler üstüne uzanmış yar
türlü hayallere dalar
gökten ay iner
saçlarına yıldız yağar"
dinlerken kendimden geçtim
yalan değil
biraz da şüpheye düştüm
sitem ettim kendi kendime
odun gibi adamsın diye...
çiçeği övüyorsun
böceği yeriyorsun
ruh güzelliğin mi bu yansıttığın
yoksa riyaya alışık dilin mi söyleten
toprağa minnetini sunarken
umurunda olmuyor ekmek vermeyen taş
bu işte bir yanlışlık var
azizim
bu işte bir yanlışlık var
boşu boşuna gülmüyor kargalar
çok bilene bir bildiğimi söyleyeyim bari
hisleriyle konuşurmuş hayvanlar
anladım.
karşılık bekliyorsun bu çektiğin zahmetten
yılanı deliğinden çıkarmak için yapıyorsun
bütün bunları
belli ki gırtlağına çökeceksin.
ee yılan bu
çıkar mı deliğinden?
uydurduğun yalana
ne kadar inanır yılan
Osmanlıda yoksullara yemek veren hayır kurumlarının ucuzluğundan dolayı mevsimi gelince kabağa yüklenmeleri neticesinde dilimize yerleşmiş bir deyimdir. Aynı şeyleri tekrar tekrar başımıza gelse de, sıkıcı tat vermeye başlasa da bu dünyada yaşamak. Yaşamak. Allahın bize verdiği canı ve kaderi yaşamaktan başka yoktur hiçbir seçenek
Ezcümle; neticede insanız, eğilip bükülmeye ne gerek var. Herkes kendini bilir. Birbirimizi kırmadan, üzmeden yalan olan ve hiçbir anlamı olmayan bu dünyadan insan gibi göçmekten başka yapılacak ne var Allah aşkına…
Arap Kurt – köşe yazıları-