​ Kabil ile Habil'in Kucaklaşması / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '08

 
Kategori
İlişkiler
 

Kabil ile Habil'in Kucaklaşması

Kabil ile Habil'in Kucaklaşması
 

http://www.dahii.com/filistinli-ressamin-israil-duvarina-cizdigi-resimler


<ı>Lut Gölü’nün kıyısında, yeşil çimenler üstünde, Kabil ve Habil karşılıklı oturmaktadırlar. İkisinin de yüzünde pişmanlık, hüzün ve acı vardır. Başları yere eğik bir şekilde konuşmaya başlarlar.

Kabil: Evet, kabul ediyorum, seni kıskançlığımdan dolayı öldürdüm. Çünkü Tanrı’nın tek sevdiği kul ben olmak istedim.

Habil: Ben de kabul ediyorum ki, ömrüm boyunca Tanrı’ya teslim olmuşken, ölüm anımda seni lanetledim.

Kabil: Bunları konuşabilmek için bize yüzyıllarca şans verildi, gün bugünmüş demek.

Habil: Evet…

Kabil: Önce senin hakkındaki olumsuz düşüncelerimi anlatacağım, sen de öyle yap ki arınabilelim.

Habil: Tamam, öyle yapalım.

Kabil: Bak ikimiz de birbirimize ne kadar benziyoruz; saçlarımız, gözlerimiz, burunlarımız, bedenlerimiz ama sen bu kadar zaman içinde kendini hiç geliştirmemişsin- ham halat kalmışsın. Ayrıca da fakirsin. Aklını hiç kullanamamışsın. Halkına bak, çoğu cahil, eğitimsiz, dünyadan bi-haber, hastalık diz boyu…Böyle mi olmalıydı? Ayrıca çok da inatçısınız.

Habil: Sen akıllı ve zengin oldun da ne oldu? Tüm dünyanın nefretini üstünüze çektiniz, kadim bilgileri kenara ittiniz. Anglosaksonlar arkanızdan rüzgarı üflemeseydi dağınık yaşamaya devam ederdiniz. Biz ise hep buradaydık. Sizin buraya gelmenizi özlemle bekledik ama bizi yok etmek için geleceğinizi düşünemedik.

Kabil: Herkes arkasına birilerini alır. Siz de Persleri, Asurluları, hatta Kimmerler ve İskitleri arkanıza aldınız. Asıl konu bu değil.

Habil: Asıl konu, sen beni öldürdükten sonra bitmeyen şu kan davası.

Kabil: Bu basit bir kan davası değil. Yaşayabilme davası. Yaşayabilmek için toprağa ihtiyacım var.

Habil: Bak ne güzel söyledin! Aynısı benim için de geçerli.

Kabil: Haklısın demekte çok zorlanıyorum ama haklısın. Neden böyle olduk?

Habil: Unuttuk.

Kabil: Neyi ya da neleri?

Habil: Hani biz küçükken evde sohbetler olurdu; tüm inançlar, dinler, insanlık tarihi konuşulurdu ya, bunları unuttuk. Bilginin kaynağını unuttuk. Bilgiyi tekelimize aldık, sonra da toprağı tekele almak kolay idi zaten.

Kabil: Evet, unuttuk…Biliyor musun? Senin halkından birilerini öldürünce o gece uyuyamıyorum. Ama çok da inatçısınız, hiç yılmıyorsunuz, sözümü de dinlemiyorsunuz.

Habil: Senin halkından çocukları gençleri öldürünce ben de uyuyamıyorum. Ama görmüyor musun? Kendimizi korumak zorundayız.

Kabil: Sana para versem barışır mıyız? Ah ah, bunu söylediğime hemen pişman oldum.

Habil: Kabul ederim parayı ama sevgi ve saygıyla verirsen. Ayrıca Süleyman’ın zenginliği nerede?

Kabil: Benim halkımla nesiller boyu devam ediyor Süleyman’ın zenginliği.

Habil: Mutlu musun böyle yaşamaktan?

Kabil: Değilim, bu yüzden bu buluşmayı istedim.

Habil: Ben de asırlardır bu buluşmayı bekleyip durdum.

<ı>Habil ve Kabil’in gözleri nemlendi, yürekleri yumuşadı. İki kardeş birbirine sıkıca sarılarak kucaklaştılar.

Kabil: Kardeşim, insan olmak çok zormuş. Kıskançlık, bencillik, lanetlemek bizi bu güne getirdi. Kıskançlık ve bencilliğimi yüreğimden atıp şu küçük kutuya koyuyorum.

Habil: Ben de laneti yüreğimden çıkarıp bu küçük kutuya koyuyorum.

<ı>Habil ve Kabil, nefret, bencillik, kıskançlık ve öfke duygularını küçük kutulara koydular. Bu kutuları Lut Gölü’ne atmazdan önce Lut Gölü’ne seslendiler. Dediler ki: “Ey Lut Gölü! Bu kötü duygularımızın bulunduğu kutuları sana zarar vermeden yer altından denizlere ulaştır, ancak denizlere de zarar vermesin-denizlerde sevgiye dönüşsün.”

NOT: Kabil ve Habil, iki halkı sembolize etmekle birlikte, biri iyi diğeri kötü değildir. Kabil kıskançlığın, Habil de lanet etmenin mecazlarıdır.

 
Toplam blog
: 5
: 870
Kayıt tarihi
: 20.06.08
 
 

İzmirliyim ve İzmir'deyim. Felsefe, kültür, müzik sevdiğim alanlardır...