Kabus! / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '11

 
Kategori
Deneme
 

Kabus!

Kabus!
 

Deccal!


2 sene oluyordu Haldun'u kaybedeli. Kızımın doğumuna 10 gün vardı acı trafik kazası haberi evimize ulaştığında. Haberi duyduğumuzda annemin çırpınışını unutamıyorum. Acıyı mı paylaşsın beni mi düşünsün. Haldun kızının ona ne kadar benzediğini görse, oğluna olan düşkünlüğü devam eder miydi acaba? Aynı şekilde kızına da düşkün olur muydu?

Ne büyük zorluklar yaşamış, ne kadar ayrılıklardan sonra birlikte olmayı başarabilmiş, tam düzenimizi oturttuk dediğimiz bir iki yıl içinde Haldun'u zamansız bir şekilde kaybetmiştim. O öldüğünden bu yana ne bayramların, ne tatillerin hiçbir tadı yoktu. Oğlumun anaokuluna başlayışındaki garip hüznüm nasıl da içimi yakmıştı.

Annemlere gelmiştim bu bayram yine.

Her yolculuk gibi bu sefer de çok gerildim. 2 küçük çocuk havaalanına git. Uçağa bin. Ağlamasınlar diye tüm oyuncakları çıkar, sürekli dil dök. İndikten sonra valizlerini al. Sonrası kolay oluyor. Dede ve anneanne gerisini hallediyor nasılsa.

İstanbul havaalanından İzmir'e gelinceye kadar bir an göz göze geldiğimiz adamın beni takip ettiğinden şüphelendim. Haldun'un ölümünden sonra bazı paranoyalarım azmıştı ama bu sefer daha farklı bir his. Korku ile karışık, acaba mı diye düşünüp durduğum, beynimin bir köşesinde beni rahatsız eden bir his. Yok saymaya çalışıyorum ancak ara ara ifadesiz bir yüzle birkaç kez karşıma çıkınca şüphelerim ve tedirginliğim daha bir arttı. Aynı uçakta olduğumuzu gördüğümde ne kötü bir tesadüf diye düşündüm.  Esmer kıvırcık saçlı, ince uzun boylu bu adamı hiç görmemiştim. Ama bana bakışları beni ürkütüyordu.

Ertesi gün kızıma mama almak için markete gittim. Adam markette de karşıma çıkınca korkarak dayımı arayıp yanıma çağırdım hemen. Kısa bir süre sonra geldi dayım yanıma ve adamı gösterdim. İstanbul'dan bu yana karşıma çıktığından ve tedirginliğimden bahsettim. Kendisini çekip herhangi bir şey olup olmadığını sormasını rica ettim.

"Tamam" dedi dayım. Şefkatli bir şekilde elini sırtıma koyup "Merak etme sen, hadi eve git" dedi.

3 katlı bir apartman dairesinde oturuyor annemler. Bir aile apartmanı. En üst katta anneannem, orta katta büyük dayım ve bahçeli giriş katında annemler. Mamayı bırakıp anneme biraz sahilde yürümek istediğimi söyleyip çıktım evden. İzmir'in bu havasına bayılıyorum. Ne soğuk, ne sıcak. Kordon'da hafif üşüyerek yürümek deniz havasını içime çekerek. Belki de yaralarımı iyileştiren en güçlü ilaç. Bir iki saat sonra eve döndüğümde ortalıkta kimse görünmeyince ve garip bir sessizlik hakim olunca merak etmeye başladım. Çocuklar ile oynarken evin önüne bir arabanın yanaştığını duydum. Koşarak kapının önüne geldim. Dayımın arabasıydı gelen. Dayım ve birkaç arkadaşı indiler arabadan. En son babam indi.

Arka koltuktan bir adamı sürükleyerek, bahçedeki küçük odaya getirdiler. Adamın her yeri mosmor, ağzı burnu kan içinde, üstü çıplak, pantolonu yırtılmış ve bacaklarının arasından sulu kan akıyor. Göğüs kafesindeki kırıklar yattığı yerden belli oluyor. Adamın yüzüne bakıyorum. Beni takip eden adam olduğunu anlıyorum. Yüzü tanınmaz halde.

Çocukları üst kata anneanneme çıkarıp aceleyle aşağı iniyorum. Dayım gitmiş, babam kapının önünde sapsarı bir yüzle, battaniyeye sarılmış, elinde sigarası uzaklara bakıyor. Aklı yerinde değil gibi. Sorduğum sorulara cevap vermiyor.  Beni duymuyor bile. Onu daha önce hiç böyle görmemiştim. Koşarak bahçedeki odaya geçiyorum. Annem sıcak su ve havlu ile adamın yaralarını pansuman etmeye başlamış. Ağlıyor. Neler olduğunu soruyorum onun da ağzını bıçak açmıyor. Israrla sormama rağmen oda ağlamaklı gözlerle bana bakmakla yetiniyor.

“Anne, adam neden bu halde? Ne dedi de siz bu haldesiniz. Babam aklını yitirmiş gibi neler oluyor söyler misiniz?” diye bağırıyorum. Ama nafile. Benden bir şeyi saklamaya çalıştıklarını fark ediyor ama anlam veremiyorum. İçeriye gidip bir havlu da ben alıp adamın yaralarını temizlemeye başlıyorum. Sessiz bir kaç dakika bu şekilde geçiyor.

Annem yutkunarak anlatmaya başlıyor.

"Dayın gitmiş adamın yanına, konuşmak istediğini söylemiş, dükkânına götürmüş. Ne istiyorsun sen yeğenimden demiş. Adam söyleyemem bir tek Sonat'a söyleyebilirim demiş. Dayım hayır önce bana söyleyeceksin diye ısrar etmiş dövmüş adamı. Adamın ifadesiz tavırları ve gülmeleri dayını çileden çıkarınca feci hırpalamış adamı. Adam en son dayanamayıp açıklamış"

"Deccalim ben” demiş. “Senin, en son yakın bir arkadaşının çok eğlendiğin düğün günü ile aynı günde seneye öleceğini söylemeye gelmiş.”

Hızlıca düşünüyorum.

"Ekim, ilk haftası"  "Ali'nin düğünü!"

 
Toplam blog
: 91
: 1012
Kayıt tarihi
: 24.02.09
 
 

Yazmak bir tutku benim için. Yıllardır yazmayı seven biri olarak, bilgisayarın icadı ve gelişen t..