​ Kadıköy İskelesi ve Vapurlar / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '12

 
Kategori
Deneme
 

Kadıköy İskelesi ve Vapurlar

Kadıköy İskelesi ve Vapurlar
 

alıntıdır


Oğlumun okulunda veli toplantısı vardı bugün. Genellikle sevmem bu toplantıları, ama hiç de aksatmam. Bu kez kısa sürdü ve çıkışta arkadaşımla buluştuk.
Nereye gidelim sorularını ardı ardına sıraladıktan sonra Kadıköy'deki tarihi Beşiktaş iskelesinin üstünde bulunan Denizyıldızı kafesine gittik. Burayı hep görürdüm, fakat hiç gitmemiştim. 2000 yılında İTÜ Denizcilik Fakültesi mezunlarının da desteği ile yenilenip hizmete açılmış. Giriş merdivenlerinden yukarı çıkarken sanki Büyükada iskelesinin üstündeki Turing kafeye çıkıyoruz sandık. Aynı ortam, aynı hava; galiba bu tür yerlerin özelliği bu. Aslında bir lokantaymş burası, cuma ve cumartesi günleri de canlı müzik ve solist varmış.
Hava güzeldi, dışarıya oturalım dedik, deniz kenarında bir masa bulduk şansımıza. Tam karşımızda Eminönü'ne giden vapurlar, inenler, binenler. O kadar çok vapur yanaşıp kalktı ki ve o kadar çok insan kalabalığı oluştu ki. Pazar günü ve açık hava insanları evlerinden dışarıya atmış.
Vapurların isimlerine baktım, Şehit Mustafa Aydoğdu, Şehit Necati Gürkaya. Bunlar 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında şehit olan askerlerimiz. Bir de yeni vapurlar var tabi, onların isimleri daha farklı, Caddebostan, Fahri Korutürk gibi. Caddebostan küçük, Farhri Korutürk ise en son yapılan büyük ve konforlu vapurlardan.
Yirmi altı yıl önce işe ilk başladığımda Üsküdar'dan Eminönü'ne vapurla geçerdim. Her gün beklerken iskelenin bekleme salonunda gözümü uzaktan yaklaşan vapura dikerdim, adını tahmin edebilmek için. Genellikle de doğru çıkardı tahminlerim. Her vapurun kendine has özellikleri var çünkü. Kiminin bacası ve direği birleşik, kiminin ayrı ama direği önde, kiminin de ayrı ama direği arkada. Kimi kocaman, sanırsın transatlantik, kimi de küçücük, sanırsın tekne:)
Çok eğlenirdim isim tahmin ederken kendi kendime.
Bugün o kafede vapurlara bakarken bunlar aklıma geldi. Sonra daha uzaklara, karşı kıyıya, Topkapı Sarayı ve Ayasofya ile Sultanahmet camilerine bakıp ne kadar şanslı olduğumuzu dillendirdim arkadaşıma. Bir deniz şehrinde yaşıyorduk ve istediğimiz zaman deniz kıysına inip güneşin ışığının vurduğu çıpıl çıpıl dalgacıkları seyre dalıyorduk. Hiç kalkmak istemedim yerimden, ama evde de bir dolu iş beni beklediğinden mecburen ayaklanıp evin yolunu tuttuk.
Fiyatları çok da ucuz değildi, ama sevdim bu kafeyi. Manzarası yeter, eni konu yiyip içecek değilim ya, arada bir çay kahve içmeye gidilebilir. Ben hep böyle yaparım, fiyatları uçan bir işletmeye bile sırf görmek için gider (görülecek bir yerse tabi) bir çay ya da kahve içip dönerim. Eski Sultanahmet Cezaevi, şimdiki Four Seasons Otel gibi, eski Çırağan Sarayı, şimdiki Çırağan Kempinski Otel gibi.
Aslında işe gidip çalışmayı planladığım, veli toplantısı nedeniyle iptal ettiğim, böylece bir kaçamak yaptığım güzel bir pazar günüydü. 

 
Toplam blog
: 314
: 1210
Kayıt tarihi
: 07.08.11
 
 

Üsküdar İstanbul doğumluyum ve halen burada yaşıyorum. Okumak, yazmak ve seyahat etmeyi çok seviyor..