​ Kadın çalışan = Ucuz işçilik !!! / Türkiye Ekonomisi / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '06

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
 

Kadın çalışan = Ucuz işçilik !!!

Kadın çalışan = Ucuz işçilik !!!
 

Normal bir talep (!)

Geçenlerde bir iş adamı dostum bana temizlik için bayan elaman aradığını söylemişti. Yaklaşık 50 çalışanın olduğu üretim tesisinde hiç bayan çalışanı yoktu. ‘Neden bayan’ diye sorduğumda aldığım cevap zihniyetinin ne kadar bozuk ve yanlış olduğunu açıkça gösteriyordu. Daha önce temizlik işlerini yapan elemanı işten ayrılmış. Erkek personel temizlik işini yaparken de çok da hassas değilmiş. Asıl gerekçesine gelince.

‘’Bayan eleman arıyorum çünkü arkadaşlarımda çalıştırıyor ve sigorta ödemiyorlar. 400 YTL verip haftanın 5 günü çalıştırıyorlarmış. Ben de aynısını yapacağım’’ diyor. Bu düşüncesi dostluğumuzu tekrar sorgulama ihtiyacı hissettiriyor.

Tarihte sosyal adalet arayışı

Tarihi kısaca yokladığımızda 8 Mart 1857’de ABD’de 40 bin kadın dokuma işçisi ‘’ düşük ücretlere, uzun çalışma saatlerine ve ağır iş koşullarına’’ karşı çıktı. Burada kadın – erkek eşitliği gibi bayatlamış ve anlamsız bir tartışmadan söz edecek değilim. Üzerinde durulması gereken konu yaklaşık 150 yıl önce ABD’de yüksek sesle getirilen bir hak arayışının modernizm ve vahşi kapitalizm karşısında almaya devam ettiği mağlubiyettir.

Kadının ucuz işçi olmasının sorumlusu

Kendini tamamlayamamış ve sistemini henüz oturtamamış bu cumhuriyetin temelleri 3 kıtada hüküm süren bir devletten gelir. Başkalaşım geçirip bugünkü haline gelen mevcut devlet yapımızda yaklaşık 50 yıldan beri gündemimizde yoğun bir yer işgal eden sanayileşme hamlesi (!), pek çok olumsuzluğun konuşulmasına fırsat tanımıyor. Özellikle sosyalizmin çıkış kaynağı olan ‘eşitlik ve sosyal adalet’ kavramı 1990’larda yıkılan doğu blokuyla duvarların altında kaldı(!). Bunu fırsat bilen sermaye severler topluluğu, her hangi bir sosyal adalet talebinde talep sahibine ‘solcu’ ve ‘komünist’ yaftası vurmaktan geri kalmıyor ve sosyalizmin kapitalizmin karşısında aldığı mağlubiyetten dem vurup sermayenin ne kadar kutsal olduğunu anlatıyor. Ve gelen sosyal adalet talebini de 90’lı yıllarda duvarların altında kalmış ve eskimiş bir düşünce olarak algılıyor.

ABD halkının 150 yıl önce parmak bastığı, kadınlar için sosyal adalet çabası, maalesef Türkiye’de hala etkisini gösterebilmiş değil. Öyle olsaydı Bursa’da 2006 yılını fabrikalarında karşılayan ve aralarında sigortasız işçilerinde bulunduğu 5 kadının ölümü mevcut halin vahametini göstermesi açısından çarpıcı ve acı bir olaydı. Bu vahim olay gazetelerin üçüncü sayfalarındaki haberler kadar değer bulabildi.

Türkiye’de tekstil işçilerinin büyük kısmını bayanların oluşturduğu bilinen bir gerçek. Ve sigortasız işçilerin en çok çalıştığı sektör de tekstil. Bunun yanı sıra sayıları bilinmeyen, avukatların yanında çalışan, fabrikalarda temizlik yapan, işyerlerinin aşçılık ve çaycılık görevlerini yapan kayıt dışı kadın çalışanlarda da, iş hayatında çok çarpık bir düzenin hüküm sürdüğünü görmek mümkün.

İnsana ve işgücüne karşı sosyal adaletsizliği devam ettirmenin hiçbir gerekçesi olamaz. Devletin yapması gereken ama yapmadığı yapısal reformlarda, 'hak yeme'nin savunması olamaz. Her oyunun bir kuralı vardır. Kural beğenilmezse oyun oynanmaz. Ticarette böyledir. Kuralına uyacaksan yapacaksın, uymayıp zayıfların zayıflıklarından faydalanmak sömürgeciliğin günümüz versiyonundan başka bir şey değildir.

Eğer bu dünya da insan içinse her şey, ona göre hareket etmeliyiz. Ama görünen o ki ABD’nin zencilere yaptığını, sermayenin adaletsiz kesimi kadınlara ve çocuklara yapıyor.

Bu ülkenin insanı, son üç asırdır baygın bir halde ve acil müdahale bekliyor. Bilincini kaybetmiş insanımız aslında uyanma konusunda nazlı davranmaktan de geri durmuyor.

Öyle ki insan haklarını ve dünya jandarmalığını ABD’ye, sanayileşmeyi Almanlara, teknolojiyi Japonlara, kültürü Fransızlara, sosyal adaleti Moskova’ya, ticareti Yunanlılara ve Yahudilere, petrolü Araplara kaptırmış bu ülke insanı, kendine sadece milliyetçiliğin hamaset edebiyatını almakla yetinmiş.

Hamaset edebiyatından arta kalan satırlarla üretim yapmaya, ticaretle uğraşmaya, kültür hayatını canlandırmaya, sanayisini geliştirmeye çalışan insanımız, kendi beynini ortaya koymadığı müddetçe kendi insanını sömürmeye devam edecek.

Unutmamalı ki bu dünya da her şey insan için var. İnsana saygısızlık gösteren, hakkını yiyen, adaletli ve hür yaşamasını engelleyen tek faktör de insanın ta kendisi.

Kadının ucuz işçi olarak kullanılması temel de insana değer verilmemesinin basit bir sonucu. Çağdaş emperyalizmin insanın bilincine bu kadar sirayet ettiğini gösteriyor. Ülkelerarası siyasette ulusların kendi çıkarları için diğer uluslara etkisine verilen isim, artık tamamen insanın kendi çıkarları için başka insanları sömürmesi olarak uygulanır oldu. İnsana değer vermeyenleri aramaya gerek yok. İnsana hakkını vermeyen de hakkını aramayan da insana değer vermeyen topluluğun birer ferdi olarak aramızda dolaşıyor.

Resim: www.eastlothianmuseums.org

 
Toplam blog
: 12
: 1129
Kayıt tarihi
: 05.09.06
 
 

İktisat eğitimi aldım. 6 yıldır fabrikalarda yöneticilik yapıyorum. Ortadoğu ve yakın tarih okumalar..