- Kategori
- Güncel
Kadın-erkek "eşitliği" mi,"eşdeğerliği"mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemi değiştirmek için bir de “eşitlik” kavramını yadsıyarak “eşdeğer” kavramını gündeme getirdi. Şöyle diyor: Kadın ve Adalet Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadınların ihtiyacının ‘eşitlikten’ ziyade “eşdeğer”lik olduğunu belirterek,”Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz. O fıtrata terstir. Fıtratlar farklıdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan,konuşmasında “Kadın kadına eşitlik doğru olanıdır. Erkek erkeğe eşitlik doğru olanıdır” diyor. Bu evrende; bir kadının bir kadına ;bir erkeğin bir erkeğe eşitliği de söz konusu değildir; çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyimiyle “fıtrat”larında yoktur. Türkçesi, yaradılışlarında yoktur. Tanrı, evrendeki tüm varlıkları farklı farklı yaratmıştır.
”Eşitlik ”nedir? “Eşdeğer”lik nedir? Fıtrat nedir?
Eşit: 1.Yapı, değer, boyut, nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne eksik olmayan, müsavi.
2.Aynı haklardan yararlanan, aynı düzeyde olan kimse “Herkes kanun önünde eşittir.”Anayasa. (Türkçe Sözlük, TDK)
Eşdeğer: Değer yönünden birbirine eşit olan, muadil
Fıtrat: (Arapça fitrat) 1.Yaradılış 2.İnsanın yaradılışında var olan hususlar, huy, tıynet, mizaç, maya. (Misalli Büyük Türkçe Sözlük)
Eşitliğin birinci ve temel anlamı,daha çok cansız varlıklar için kullanılır. Bu açıdan bakıldığında doğada eşitlik yoktur; ama Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda belirtildiği gibi “Herkes kanun önünde eşittir.” Kadın-erkek eşitliğiyle anlatılmak istenen de budur. Tarih boyunca insanlar bu “eşitlik”uğruna savaş vermişlerdir. Bugün de vermektedirler. Gelecekte de vereceklerdir. Demokrasinin işlerlik kazandığı ülkelerde; kadın, erkek yasalar karşısında “eşit”tir. Salt kadın, erkek mi? Hayır. Dil, din, mezhep, ırk; varsıl, yoksul; milletvekili, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı da yasalar karşısında eşittir. Eşit değilse o ülkede hukuk yara almıştır; adalet yoktur. Adaletin olmadığı ülkede, mülk de güvende değildir. Güçlüler, teröristler tarafından –ülkemizde olduğu gibi-yağmalanır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmalarında özellikle Arapça ve Farsça kökenli sözcükleri yeğliyor. Dil Devrimi’ni benimsemediği görülüyor. Oysa, 12 Temmuz 1932’de yapılan Dil Devrimi’yle Türkçe, vatandaşların çoğunluğunun anlayamadığı Arapça ve Farsça kökenli sözcük ve dilbilgisi kurallarından arındırılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak, ulusal dili olarak yazı ve konuşma dili haline getirilmiştir.
Dil, bir ulusun çimentosudur. Bu çimentodan arındırılan ulus; ayrışma, bölünme, parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Bu nedenle “ses bayrağımız olan dilimizi” yaşatmak, onu yabancı etkilerden korumak, bu ülkeyi seven her yurttaşın öncelikli görevi olmalıdır.
Arapça'ya neden özeniyoruz ki Arap ülkelerin hangisinde Türkiye ölçüsünde uygarlık, çağdaşlık, demokrasi, özgür yaşam, insan hakları vardır. Arap ülkelerinin çoğunda kadın sokağa yalnız çıkamaz. Türk kadını da mı sokağa çıkmasın; evinde oturup çocuk mu doğursun? Hayır. Türk kadının yasalar karşısında, erkeğiyle eşit olması Atatürk Devrim ve İlkeleri’yle yaşama geçmiştir. Bu yaşam tarzını Atatürk’e ve onun devrimlerine borçlu olduğumuzu unutmayalım. Arap ülkelerinin düştüğü duruma düşmememizin nedeni, Atatürk Cumhuriyeti’nin aydınlığıdır. Cumhuriyet’in değerini, ”Cumhuriyet” adlı yapıtında Turgut Özakman şöyle vurguluyor:
Sevgili gençler!
Cumhuriyetin ne kadar büyük nimet olduğunu anlamak için Afganistan’ı, Irak’ı, İran’ı, Pakistan’ı, Emirlikleri, Suudi Arabistan’ı, Mısır’ı, Libya’yı, Tunus’u,C ezayir’i, Fas’ı Müslüman Afrika’yı düşünün.
Cumhuriyetin önünde hazır bir model yoktu. Yolunu düşünerek, arayarak, deneyerek açtı. Şartlardan, ihtiyaçlardan, olanaklardan, tarihten yararlandı. Para yok, kredi yok, yetişmiş yeterli sayıda elaman, uzman yok, araç-gereç yok. Osmanlı’dan borca batık bir miras kalmış.
O altın kuşağın iki gücü vardı sadece: Akıl ve yurtseverlik. Bu iki güçle yola çıktılar. Mucizeler yarattılar. Atatürk, gençlere şöyle seslenir:
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler geleceğimizin gülü, yıldızı, talih ışığısınız. Memleketi asıl aydınlığa sizler ulaştıracaksınız.. Ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek, ona göre çalışınız. Kızlarım, çocuklarım, sizlerden çok şeyler bekliyoruz.”
Durdu, sordu:”Çok çalışacaksınız değil mi?”
Çocuklar avaz avaz bağırdılar: “Söz!”
Arkadaşlarımla birlikte ne yaptıksa sizler için yaptık. Sizin mutluluğunuz onurunuz için yaptık. Başınız dik gezin, kimsenin kulu kölesi olmayın diye yaptık. Bir daha bu acı günleri yaşamayın diye yaptık. Ödülümüz sizin temiz, güzel sevginizdir.”
Fevzi Paşa’nın gözleri yaşarır.