- Kategori
- Psikoloji
Kadın olmak (röportaj)

Türkiye İstatistik Kurumu 2011(TÜİK) tarafından yapılan İstatistiklerle Kadın araştırmasına göre Türkiye'de yalnız yaşayan kadınların sayısı, 781 bine ulaştı. Peki, erkek egemen bir yapıya sahip olduğu şüphe götürmeyen toplumumuzda, kadınları yalnız yaşamaya iten; ailelerinden veya evlilikten soğutan sebepler neler?
Biz de bu durumun sebeplerini yalnız yaşamayı seçen,seçmek zorunda kalan kadınlardan birine sorduk.
Bahçelievler Sinan paşa Mahallesi’nde oturan Neslihan Aygün ile aynı şirkette çalışıyoruz, 20 yıl önce sekreter olarak girdiği işyerinde belirli aralıklarda terfi edilerek halkla ilişkiler müdürlüğü’ne kadar gelmiş başarılı bir iş kadını. Yemek saatlerinde veya akşam çıkışlarında ayaküstü sohbetlerimiz olurdu onunla. 38 yaşında, 175 boyu uzun sarı saçları ve Sürekli gülen yüzü, kendine olan güveni, hep dikkatimi çekmiş olduğu için, bir akşam iş çıkışında beni evine davet ettiğinde teklifini hemen kabul ettim, çünkü merak ettiğim hayat hikâyesini ondan anlatmasını isteyecektim.
İkinci katta olan evinin merdivenlerini ağır ağır çıkarken “ işlerin yarım kalmasından, ertesi gün yapılacak ürün fuarından söz ediyor bir yandan da kapıyı açmak için çantasında ki anahtarını ararken “ of yaa, her akşam aynı şey, şu anahtarı bir kerede bulsam oh diyicem .” Ha işte burada, diyerek İki defa kilitlediği kapısını nihayet açıyor. Eve girdiğinizde göze ilk çarpan eşyaların sadeliği oluyor . Hemen karşınızda krem renkli koltuk, yerde serili beyaz bir halı onun üzerindeki cam sehpa ve . Boş olan duvara Yaptırdığı kahve renkli kitaplığının dolu dolu olması ise ayrı bir hava katıyordu salona. Üzerini değiştirmek için yatak odasına yönelirken, “ sana da bir şeyler vermemi ister misin, daha rahat edersin” bende teşekkür ederek gerek olmadığını söylüyorum. Bir süre sonra üzerinde pembe eşofmanı ve beyaz bluzu ile geri dönüyor. Evin mutfak tarafına geçiyoruz, bir yandan bir şeyler hazırlıyor bir yandan da sohbet ediyoruz.
Biraz çekinerek ilk sorumu soruyorum ona, şöyle diyiveriyorum dışarıdan hep çizilen bir tablo vardır… Başarılı ,hoş, kendine güvenen ve ne istediğini bilen böyle güzel ve hoş bir kadın olarak nedense yalnız olmadığı düşünülür, görüyorum ki siz yalnızsınız…
Neslihan Hanım, elindeki beyaz zarif kulplu üzerinde kır çiçekleri olan çay fincanını masaya yavaşça bırakırken; duraksıyor ve derin bir nefes alıyor, yüzünde bir hüzün beliriveriyor o an ve sesinde bir titreme hissediyorum, ve başlıyor söze ,Yaşamında bir tecrübe isteyen bir “”İŞ” olduğunu düşünüyorum , zaman zaman tecrübe isteyen zor bir iş, Çocuğun yeni ayakkabılarıyla koyun koyuna uyuması, başını okşayan herkesi sevip,sonsuz güven duyması gibi,”sonsuz güven” işte burada asıl cümle” ve eğer içimizdeki masum çocukla büyüyorsak, hayat acılar veriyor insana…Tıpkı en yakın dostunun gün gelip yuvanı yıkacak kişi olacağını bilememek gibi…işte o an bir sahne beliriveriyor. “Hayat bazen bir tiyatro sahnesi gibidir” Sahnenin ne zaman değişeceğini bilemezsin, güzel bir rolün vardır. ailen hayatın her şeyin çok mutlu devam ettiğini zannederken birden öyle olmadığını, bunun sadece bir rol olduğunu gerçekler bir duvar gibi vuruverir yüzüne ve o an sendelersin, kalakalırsın, nefessiz kalmak nedir diye sorsalar işte o an derim o an… Sonra yavaş yavaş kendine gelmeye başlıyorsun, iki seçeneğin var Neslihan ya güçlü olup hayat rolüne devam etmek ya da yıkılıp kaybetmişi oynamak. Bu sahnede ağlamamız gereken yerde gülüp ,gülmemiz gereken yerde ağlamak gibi…
O kadar kolay değil tabi ki yalnız olmak. Eşim en yakın arkadaşımla evlenmeye karar verdiğini söylediği gün benim sahnem darmadağın oldu…ve yeniden inşa ettim ediyorum O nedenle yalnızlığı seviyorum galiba ya da sevdiğime inandırıyorum kendime bilmiyorum diyerek gözleri doluyor, hani bir söz var ya,birinin yanındaki yalnızlıktan ,daha iyidir yalnız olmak diyerek devam ediyoruz…
Bir söz okumuştum,”Yalnız insanlar güçlü insanlardır” sizce bu doğru mudur? Yalnız insan güçlü insan mıdır ?
Bu sözü duyunca gözleri yukarıya doğru baktı ve düşündü ,gülümsedi, güzel söz diyiverdi. Biraz önce de söyledim kolay değil yalnız olmak, kadın olmak hele ki kadınsan toplum ,kültür ve iş dünyasındaysan “evet” gerçekten yalnız olmak güçlü insan olmak, öncelikle her şeyin sorumluluğu kendinde hasta da olsan zayıf ta olsan, güçsüz de olsan, evinin ve hayatının hem erkeği hem kadınısın, çünkü hayat dengedir kadın-erkek dengesi, destek alacağın kimse yok o an yanında, ister istemez içinden bir güç doğuyor…başarmak zorundasın, ayakta durmak zorundasın ve yaşamını idame ettirmek zorundasın… bu zorunluluk hisleriyle yalnız insan evet güçlü oluyorsun… ve artık rolünü çok iyi oynuyorsun…Güçlü insan rolü …her insan gibi her kadın gibi sevmek sevilmek istiyorsun aslında ,yaşadıkların seni bundan alıkoyuyor ilişki senin için uzak bir yolculukmuş gibi geliyor…
HAYATINIZI YENİDEN İNŞA ETTİM, EDİYORUM.. dediniz bu yapının içinde yeni bir birliktelik sizce olur gibi gelmiyor mu…
İç çekerek konuşmaya başlıyor, Aslına bakarsan benim için çok büyük bir eksiklik değil bu, ben zaten hem iş, hem sosyal olarak oldukça aktif biriyim o nedenle böyle bir boşluk hissetmiyorum. Atlattım o sıkıntılı günleri, artık zamanımı, daha da dolu dolu geçiriyorum. Yaşamımda ben kendimle var olabilmeyi her şeye rağmen yürümeyi öğrendim.. şuan için bilmiyorum bu yol bana uzak mı yakın mı? Bildiğim hayat bana hep yakın…Riskleri olsa bile…
Sizce tekrar sevmek, güvenmek için risk almaya değmez mi?
Bak sende riks olarak değerlendiriyorsun, diyerek bana latife yapıyor. Kadın duygusu işte, oysa ki sevgi,duygusallık riks değil mutluluk getirmeli insana, işte bende bunu göze alamıyorum. Aynı şeyleri yaşamak korkutuyor beni.
Şimdiki tecrübenizle karşı cinsle daha sağlıklı bir ilişki kurabileceğinizi düşünmüyor musunuz?
Aaa tabi ki, artık o saf, iyi düşünen her söylenene inanan 18 yaşında ki Neslihan değilim ben, konu ne olursa olsun, kadın veya erkek hiç fark etmez karşımda ki daha “ leb demeden leblebiliyi” anlayabiliyorum o nedenle başka bir yanlışa düşeceğimi sanmıyorum. Bakma böyle bir iki kelimeyle özetlediğime, çok acı çektim, çok üzüldüm,bütün bu olanlar çok yordu beni, iş, güç, çevre, olup biten her şeyden yoruldum diyebilirim sana o nedenle, duygusal boşluklara kapılıp beni üzmelerine izin vermiyorum ç İncinmemek için, incitmemeye dikkat ediyor, daha temkinli atıyorum adımlarımı …yani demiş büyüklerimiz “sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş.”sanırım bende onu yapıyorum diyerek gülmeye başlıyor…Kendinizi iş ve özel hayatınız da başarılı buluyor musunuz” dediğim de ise, yüzü aydınlanıyor ve bir anda dağılıyor o kasvetli hava ,oldukça başarılı buluyorum kendimi, iş yerimde, iş arkadaşlarım, dostlarım,çevremde ki tüm insanlardan sürekli takdir ve beğeni almak yeterince mutlu ediyor beni. işte o an görüyorum gözlerinde ki her şeye rağmen varım diyebilen bu güçlü kadını…
Kendinizle baş başa kaldığınızda pişmanlıklarınız var mı ?
Herkesin olduğu gibi benim de pişmanlıklarım, keşkelerim, ve iyi kilerim tabi ki var. Ve artık geriye bakmıyorum ,geçmişi düşünürsen şu anında olamazsın geleceği düşünürsen kaygıyla yaşarsın ,kafamı yastığa koyduğumda, bir sonraki gün ne yapacağımı düşünüyor, geçmişte yaşadıklarımı ise, zihnimden söküp atıyorum. Böylesi daha iyi. Çünkü artık iyi olmak ve mutlu olmayı seçiyorum diyor.
Bir yandan çaylarımızı içerken, diğer yandan sohbetimiz devam ediyor. Ve bir ara saate bakıyorum saat 21.00, bu saatte trafik de yoğun olur.Artık kalmam gerektiğini düşünüyorum, ve izin istiyorum,Gülümseyerek “ tabi ne zaman istersen gene gel olur mu “ Uğurlamak için kapıya kadar geliyor “ bir an durup söze giriyor, henüz çok gençsin, hayatta yaşayacaklarına dikkat et, önce kendine güven ve her zaman önce kendine değer ver ve önemse , ve her zaman YALNIZLIĞIN DİLENCİSİ DEĞİL, EFENDİSİ OL. derken öpüyor beni, ne zaman sohbet istersen beklerim diyor. Teşekkür ederek ayrılıyorum evden. Gelirken, kafamdaki bir sürü soruların yerine başka düşüncelere bırakıyor, evin merdivenlerinden aşağıya inerken, kadın olmanın ne kadar da zor olduğunu düşünerek iniyorum, soğuk hava yüzüme çarparken içime,anlayamadığım bir hüzün kaplıyor…