Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '07

 
Kategori
Sosyoloji
 

Kadın olmak

Kadın olmak
 

İTÜ Kadının Atölyesi Kulübü, “İTÜ’de Kadın-Erkek Rollerini Değerlendirme Anketi” adlı yararlı bir çalışma yaparak sonuçlarını kamuoyuna duyurdu. Anket, İTÜ gündemine sonuçları ile oturdu. İTÜ’deki öğrencilerin kadın-erkek rollerinin profilini çıkarmayı amaçlayarak başlanan çalışma, önemli sonuçları ortaya çıkardı.

Türkiye’de “kadın” üzerine çok konuşuldu, çok yazıldı çizildi. Daha da konuşulacak, yazılıp çizilecek. Üniversitelerin bu konuda çalışmalar yapıyor olması ve bu konunun üzerine gitmesi sevindirici. Kadınların Atölyesi Kulübü’nün yaptığı bu çalışma bu konuda önem taşıyor. Kulüp, yaptığı anketi binin üzerinde (1222) kişiye uygulamış. Ankette anne-baba eğitim düzeyinden yurt yaşantısına kadar birçok konuda kadın-erkek kıyaslaması yapılarak cinsiyet ayrımcılığı gözlenmeye çalışılmış. Sonuç ilginç. Mutlaka önemsenmesi gerekiyor. Bu yazıda, anket sonuçlarına dayanılarak yapılan bir yorum okuyacaksınız.

TEMELDE EĞİTİMSİZLİK Mİ VAR?

Kulüp anket çalışmasına “Kadın sorununun yaşandığı ve bu sorunun eğitime değil yüzyıllardan beri içimize işleyen ataerkil toplum yapısına bağlı olduğunu nasıl gösterebilirdik?” sorusu ile başlamış. Çok önemli bir soru. Çoğu yerde kadın konusunda eğitim eksikliğinden yakınılır. Halbuki bu anketle de görülüyor ki işin eğitim kısmının tamamlanmış olması bu sorunu aşmaya yetmiyor. Nitekim üniversitede okuyan bayan arkadaşlar bile nasıl bir cinsiyet ayrımcılığı yapıldığından bihaber. Yurtlardaki sorunlardan tutun da yerleşke güvenliğine, bayan öğrencilerin sırf cinsiyetlerinden dolayı maruz kaldıkları ayrımcılığa ya da kayırmacılığa, kadınların “sahiplenilmek” içgüdüsü ile hareket ettiği yanılgısına kapılıp, üniversiteli erkek arkadaşının şiddete varan eylemlerine katlanmasına kadar pek çok durum, kişiyi bunu sorgulamaya itmeli. Ataerkil toplum olmak bu sıkıntıları yaşamayı gerektiriyor mu? Kadınlar, sırf kadın oldukları için bu ayrımcılığa maruz kalmalı mı? Kadınlar bu konuların farkındalar mı? Kendilerini üniversiteli olmanın “ayrıcalığı”na kaptırıp, sadece geleneksel değil, popüler uygulamaları da gözardı mı ediyorlar?

Bu soruların yanıtları büyük olasılıkla –üzücü bir şekilde- “evet”.

KUTLAMALARDA KADIN YENİLGİSİ

Bundan iki yıl önce, bir futbol takımının sempatizanı bir grup öğrencinin İTÜ Ayazağa Yerleşkesi’ndeki 75. Yıl Öğrenci Sosyal Merkezi önünde yaptıkları kutlamayı gözlemlemiştim. Takımının başarısını ve karşı takımın yenilgisini kutlayan bir grup öğrenci kız arkadaşları ile hoş bir kutlama yapıyorlardı. Topluluktaki kız oranı yarıya yakındı. Süsler, içecekler, balonlar, takım formaları, bayraklar vardı. Bir de yaş pasta.

Bu yaş pasta, “eğitimli kesim”deki kadın-erkek bakışını oldukça iyi yansıtıyordu. Belki de eğitim sisteminin kötü sonuçlarından biriydi. Pastanın üzerinde gelin ve damat vardı. Damat, adına kutlamanın yapıldığı takımın renklerindeydi. Gelin de karşı takımın; yani “yenilen” takımın renklerinde.

Bir süre topluluktaki bayanların davranışlarını izledim. Herhangi bir sorun yoktu. Herkes halinden memnundu.

Kutlamadan bir gün sonra, orada bulunan bir bayan arkadaşıma ne düşündüğünü sordum:

“Dünkü kutlamada gözüne çarpan birşeyler oldu mu, ne düşünüyorsun?” diye. Bu soru arkadaşımı biraz şaşırtmıştı. “Gayet güzeldi” diye yanıt aldım. Sorularıma devam ettim:

“Dikkatini çeken hiçbirşey olmadı mı?”

“Hayır.”

“Peki pasta sence nasıldı?”

“Güzel.”

“Pastanın üzerindeki gelin ve damat?”

“Yani?”

“Gelin yenilen takımın rengindeydi?”

“Eee?”

“Ne zaman bir takım yenilse, bu kadın oluyor...”

Bu konuşmalardan sonra arkadaşım biraz düşünmeye başladı. Ve sonra beklediğim yanıt geldi: “Evet, haklısın. Ama sembolik birşey o. Öyle kabullenilmiş. Kötü bir niyet yok.”

Birkaç bayan arkadaşımla da bu konuyu paylaştım daha sonra. Benzer yanıtlar geliyordu. Bu konuya farklı ve son derece “iyimser” yaklaşımlar da vardı. Hatta sürekli kadınlar üzerinden küfretmeyi, kadına saygı olarak yorumlayanlar oldu. Çünkü erkeklerin en çok değer verdikleri kişilere küfredilmesi, o kişiye en büyük zararı verebiliyor ve bu yüzden anneye, ablaya, eşe küfrediliyormuş. Yani erkekler kadınları bu kadar çok sevmese, bu kadar sahiplenip bu kadar saygı duymasa bu küfürler olmazmış.

Öyle mi dersiniz?

Bence değil. Bayan arkadaşlar gerçekten nasıl bakıyor bu duruma?

REKLAMLARDA DA KADIN ALÇALTILIYOR

Daha birkaç ay önce, Türkiye’nin pek çok yerindeki reklam panolarında olduğu gibi İTÜ kantinlerindeki panolarda da bulunan “Nivea”nın erkeklere pazarladığı traş sonrası kremi reklamı vardı. Reklamdaki adam çok mutlu görünüyordu. Yüzündeki kremden mi iki yanındaki bayanların ona öpücük kondurmalarından mı siz karar verin. Üstelik afişin sloganı da “Kızlar senin” olarak konulmuş. Bu afişin kaç bayan öğrencinin dikkatini çektiğini ya da kaç bayanın bu afişle ilgili girişimde bulunduğunu merak ediyorum.

Galiba hiç ya da çok az. Durum o kadar vahim ki, hedef kitlesi yüzde doksan bayan olan firmalar bile, bayanları erkekler için pazarlama aracı olarak kullanmaktan çekinmiyor.

Bayan olmadığım halde o ilandan çok rahatsız olup Eczacıbaşı’nı aradım ve görüşlerimi ilettim. Dikkate alacaklarını söylediler. Dikkate alınacağına eminseniz, toplumda cinsiyet ayrımcılığı yapılmadığına inanabilirsiniz.

EBEVEYN ETKİSİ

Kulübün yaptığı ankette anne-babaların eğitim durumları ile ilgili sorular da sorulmuş. İlginç bir nokta. Örneğin bayan öğrencilerin ailelerinin eğitim durumlarının, erkek öğrencilere oranlar yüksek olması dikkat çekici. Ailesinin eğitim durumuna bağlı olmaksızın erkek çocuklar üniversiteye giriyorlar. Ancak bayanların üniversiteye girişlerinde bu eğitim oranı göze çarpıyor. Elbette eğitimli aile-eğitimsiz aile kıyaslaması hiç hoş değil. Buradaki durum, bir şekilde eğitim alan veya çalışan annenin bakış açısındaki kısmi farklar. Bu bakış açısı da toplumun bayanların üniversitelerde okuması ile ilgili bilinçli veya istemsiz / duygusal tepkilerinden kaynaklanıyor. Annenin eğitim durumu, kızını üniversiteye göndermesinde önemli bir etki yaratıyor.

YURTLARDAKİ BAYAN ÖĞRENCİLERİN HAKKI KISITLI

Ankete katılan bayan öğrencilerin % 75’i yurtlarda kalıyor. Erkeklerde bu oran % 50 civarında. Bayan ve erkek yurtlarındaki uygulamaların farklılık gösterdiği vurgulanıyor ankette. Kız yurtlarında son giriş saati uygulaması olduğu ve bu saate uymayanlara tutanak tutularak işlem yapıldığı fakat bu uygulamanın erkek yurtlarında yapılmadığına değinmiş Kadının Atölyesi Kulübü. Evet, bu da cinsiyet ayrımcılığı olarak yorumlanabilir. Anketi yanıtlayan bayanların dörtte üçü bu kanıda. Erkeklerin ise yarıya yakını bu durumu cinsiyet ayrımcılığı olarak görmüyor; kadınların bu tarz bir kontrol mekanizması ile yaşamasını doğru buluyor.

Rektörlüğe bu konu ile ilgili başvuru yapılırsa sonucun ne olacağını tahmin etmek hiç de zor değil aslında: “Demek erkek öğrenci yurtlarında giriş-çıkış saati yok” denilerek erkek yurtlarında da saat sistemi uygulanacak. Bir süre sonra yine aynı hadiseler cereyan edecek. Bu konuda ailelerin beklentilerinin bu uygulamayı destekleyecek yönde olduğunu da düşünüyorum.

Ancak buradaki sorun “bakış” sorunudur. Anket sonucundan güzel bir tespit:

“Kadınların bulunabilecekleri alanlar ve saatler toplum tarafından ataerkil zihniyetin değer yargılarıyla belirlenmekte ve kadınlar iradesizleştirilerek bu rolleri ‘kendi iyilikleri’ için kabullenmeleri beklenmektedir. Bu zihniyet, ‘kendi iyiliği’ için belirlenmiş kurallara uymayan, geç saatlerde dışarıda olan, giyindiğine, söylediğine, davranışlarına dikkat etmeyen kadını tacizci kadar suçlu yapabilmektedir.”

KADINDAN MÜHENDİS OLUR MU?

Ankette sorulan “Mühendislik kadın için uygun mudur?” sorusuna “Evet, uygundur” diyenlerin büyük çoğunluğu yurt uygulamalarını “cinsiyet ayrımcılığı” olarak görüyor. “Hayır, uygun değildir” diyenlerin büyük çoğunluğu ise bu uygulamayı gerekli görüyor. Konunun bütüncüllüğü burada ortaya çıkmış oluyor.

KADIN VE ERKEK DOĞASI

Kadınlara uygulanan ayrımcılığın önemli bir gerekçesi de “doğal farklar”dır. Ankette bu farklara dört başlıkta yer verilmiş ve bu tanımlamalara katılıp katılmadıkları sorulmuş:

¨ Kadınlar doğaları gereği daha zayıf ve çekingendir.

¨ Erkekler doğaları gereği daha agresif, saldırgan ve rekabetçidir.

¨ Kadınlar doğaları gereği daha duygusal ve şefkatlidir.

¨ Erkekler doğaları gereği daha güçlü ve cesurdur.

Kadının Atölyesi Kulübü bu “doğa” algısına da farklı yönden bakmayı başarmış. Anket sonuç metninde göze çarpan kısımlar var.

“Farklılıklarımızı doğaya atfetme anlayışı toplumsal rolleriyle insan doğası arasındaki diyalektiğin bir göstergesidir.”

“Kadınların arasından neden bir Shakespeare ya da Einstein çıkmadığını ‘Doğamız gereği…’ ile başlayan cümlelerle anlatmak mümkün olamaz. Shakespeare’in kız kardeşi Shakespeare gibi evden kaçıp başka bir şehre gitseydi, yolda başına gelebilecekler sizce neler olurdu? Sizce hangi anlayış Shakespeare’in kız kardeşine kaçma imkanı vermedi? Bugünün “kadınlardan mühendis çıkmaz” anlayışı olabilir mi?”

Farklı örneklerdeki anlayışların benzer olması, bu görüşlerden birine taraf olanların, diğer konularda da olağan bir şekilde benzer algılarla hareket ettiğini gösteriyor. Kadından mühendis olmaz diyen erkeklerin % 65’i ders notlarını bayan arkadaşlarından alıyor. Ne ilginç, değil mi!

CİNSEL YAŞAM

Ankette cinselliğin yaşanması ile ilgili sorulara da yer verilmiş. Sonuçlara gelirsek, İTÜ öğrencilerinin % 63’ü, evlilik öncesi cinsel ilişkiye girmeyi sorun olarak görmüyor. Sorun olarak gören kadınların oranı % 45, erkeklerin oranı % 27. Ankette evlilik öncesi cinsel ilişkiyi kadınlar açısından sorun olarak görmeyen ama kendi için onaylamayan bayan öğrencilerin olması, cinselliğin yaşanmasındaki toplumsal baskının varlığını da gösteriyor.

EŞCİNSELLİK

İTÜ öğrencilerin eşcinselliğe bakışı da kadın ve erkekler arasında farklılık gösteriyor. Erkeklerin % 60’ı eşcinselliği sorun ya da tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak görürken, kadınlarda bu oran % 37 olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye’de kadın konusunda yapılan çalışmaların somutlaştırılarak eyleme dökülmesi gerekiyor. Sadece bu konunun değil; çocuk hakları, hayvan hakları, çevrenin korunması ve ortak yaşam bilincinin geliştirilmesi. Bu noktalar gözden uzaklaştırıldığında genel anlamda “insan hakları” hiçbirşey ifade etmiyor. Bütüne varılmalı. Bu bağlamda bu çalışmaların artması ve geliştirilmesi gerekiyor. Bunları yapan ve yapacak kişilerin, üniversite gençliği olması umut verici.

Fatih Avcı

 
Toplam blog
: 3
: 380
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

İstanbul Teknik Üniversitesi'nde öğrenciyim. Basın yayınla ilgileniyorum. Okulda bir gazete çıkartıy..