- Kategori
- Güncel
Kadına dair

bir adım geride olmamak dileğiyle...
‘ERKEK EGEMENLİĞİNE’ DAİR...
Dünyanın erkek egemenliği ile yönetildiğini, kadınların hatta toplumun yaşadığı sorunların büyük oranda kaynağının erkek egemenliği olduğunu iddia eden bir radikal feminist değilim. Toplumsal sorunların temel kaynağının sınıfsal çelişkiler olduğunu ancak kapitalizmde en fazla sıkıntıya maruz bırakılan kadınların yine mevcut sınıfsal konumları sebebiyle emekçi kadınlar olduğunu vurgulamakta da fayda görmekteyim.
Erkek egemenliğine gelecek olursak ;
Her kadın günümüz Türkiye’sinde ‘şanslı’ olarak kabul edilen, kızı doğduğu için gözleri ışıldayan bir babanın çocuğu olarak gelmemiştir dünyaya. Bu durumu biraz daha açmak gerekirse kendi hayatlarımız içinden birkaç somut örnekle ifade etmeyi faydalı görüyorum.
Birinci durumda; örneğin bebeğimizin bezi değişecektir. Şayet bebeğimiz erkek ise diğer insanların yanında bu işlemi gerçekleştirebiliriz ancak bebeğimiz kız ise diğer insanların yanında bebeğimizin mahrem bölgeleri tahrik unsuru olarak kabul edilebileceğinden kızımızı koruma güdüsüyle bu işlemi gerçekleştirmekten şiddetle kaçınırız. Oğlumuza küfürler öğretiriz, ‘göster oğlum haydi amcalara’ tarzında aile içinde eğlencelik gösteriler düzenler, oğlumuzun cinsiyetinden dolayı üstün olduğu güvenini her zaman hissettirerek yetişmesine müsaade ederiz. Oğlumuz büyür yolda kızlara laf atmaya başlayınca gururlanır, kız arkadaşlarıyla övünürüz. Gelelim kızımıza. Kızımızın cinsiyeti zaten eksiklidir. Dolayısıyla karakterinde de bazı eksikler barındırmaya mecburdur zaten doğuştan. Kendine güveni olmasa da olur çünkü ilerde onun haklarını koruyacak, sırtını yaslayacak evini geçindirecek, karnını doyuracak bir kocası olacaktır.
İkinci durumda ise biz kızımızı birey olarak görüp, çocukluğundan itibaren kendi iradesini ortaya koyabilmenin, kendi ayakları üzerinde durabilmenin, kendine sahip çıkabilmenin anahtarlarını vermiş ve kızımız üniversiteyi kazandığında gururlanmış, kızımız evleneceğinde başlık parasıyla ilişkisi olmayan bir mutluluk yaşamış, ya da kızımız evlenmeyeceğinde evde kaldı yaftasını üzerine yapıştırmamışızdır.
Esasında burada belirtilen durumlar eksiklidir. Ancak şimdilik çoğaltmayı kendi zihinlerimize bırakıyorum. Asıl anlatmak istediğim erkek egemenliği diye adlandırdığımız durumun kendi içimizden filizlendiğidir. Anadolu’mun cefakar, çalışkan, emektar kadınlarını başka bir yazıda daha detaylı ele almak üzere böyle bir egemenliğin esasında olmadığını, temel problemin bizim zihinlerimizin ürünü olduğunu eklemek gerektiğini düşünüyorum.
Fizyolojik olarak zaman içerinde oluşmuş olan eşitsizlik dışında kadın ve erkeklerin arasında başka türlü eşitsizlikler yaratan zihniyet ne yazık ki cehaletin zihniyetidir. Ve cehalet arttıkça, artması için uygun zeminler yaratıldıkça bu sorun ortadan kalkmayacaktır.
İKİNCİ SAYFALAR
Önceleri okula gönderilmeyen, küçük yaşta evlendirilen, töre cinayetlerine kurban giden kızlarımızı görmeye alışkındık ikinci sayfalarda. Daha çok kırsal kesimlerde yaşanan bu sorunlar genellikle o gazeteleri okuyan kentlilerin zihinlerinde ‘vah vah çok yazık’ nameleriyle okunur ve o şekilde yer bulurdu. Kentlerde yaşananlar ise daha fazla tecavüz ve taciz gibi cehalet unsuru davranışlardı. Tecavüzlerde ikinci sayfalarda görmeye alışkın olduğumuz aslında kır ya da kent ayrımı gözetmeksizin yaşanan olaylardır. Tacizler ise daha çok saklanan, yaşayan bir çok kadının hayatında travmalar yaratan ancak işyerinde, okulda, sokakta vs daha fazla utanç duymamak açısından söylenmesi sakıncalı görülen olaylardır.
Zihinlerimizdeki örümcek ağlarını temizlemeden, içimizdeki korkuları atmadan yaşamaya devam edeceğimiz bu unsurları temizlemenin yolu aydınlanmacı zihniyeti açığa çıkarmakla mümkün olacaktır ancak.
2000li YILLARDA İKİNCİ SAYFALAR
Hüseyin üzmez davasını hepimiz hatırlarız yakın zamanda olduğundan. Psikolojik problemleri olan bir bireyin hayatında yaşadığı tacizlerin etkisi olmadığı alınan adli tıp raporuyla sabit görülmüş, anne davacı olmamış, dava devam etmektedir. Geçen haftalarda babası ve abisinin 14 yaşındaki bir kız çocuğuna sürekli tacizinin de psikolojik problem unsuru olmadığı haberini okuduk. Birileri polis kıyafetleriyle bir kadına gözler önünde tecavüz etti, iki yıl önce birisi eşini bağcılarda sokak ortasında 18 yerinde bıçakladı, birisi dün eşini aynı şeklide defalarca bıçakladı, birileri eşlerini öldüresiye dövdü, birileri sokakta yürüyen başı açık kadınlara tacizde bulundu, birileri okulda demokrat ailelerin ‘rahat’ çocuklarına tacizde bulundu... ancak hiç biri travma sebebi değildir. Neden?
KISACA NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ
Bu türlü davranışların failleri genellikle bugün bizi yöneten kesimin beslediği örümcek ağlı beyinlerdir. Bir taraftan özgürlük ve demokrasi çığırtkanlığı yapan bu kesim Hüseyin Üzmezlere sahip çıkmaktadır. Onların özgürlüğü budur, bu kadardır. Özgürlük yalnızca bireylerin zaten kapalı olan kafalarını örtme özgürlüğü ile sınırlandırılamaz. Baş örtülü annelerimize, teyzelerimize, kızlarımıza değildir sözüm. Bu ülkenin temelini oluşturan cumhuriyetin kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışan, gerici ideolojiyedir sözüm.
Bırakalım ampul kendi karanlığını aydınlatsın. Ampul benim aydınlığımı yaratmaya yetmez.
Güneşiniz olsun gönlünüzde...
Çarşafsız, çuvalsız, krizsiz bir Türkiye’nin insanları olmak dileğiyle...