- Kategori
- Blog yazarları tartışıyor!
Kadına şiddetin temelinde ne var....

Ülkemizde kadına şiddet artıyor...
Şiddet arttıkça da, konu ülkemizde tartışılıyor...
Milliyet Blog yazarlarının tartışma konusu da bu...
Kadına şiddetin temelleri nerelere dayanıyor, kaynağını nerden alıyor, kökleri nelere dayanıyor, kimse bunu cesaretle sorgulayamıyor, çünkü şiddetin temeli dinimize ve dinimizin oluşturduğu kültürel yapıya dayanıyor... Bu kültürel yapının, Atatürk Devrimleriyle birlikte çağdaş yapıya dönüştürülmesi, din bezirganları tarafından hep engellenmiştir...Yasa haline gelmiş uygulamalar bile sözde bırakılmıştır...Bugün kadına şiddet anlayışının temelinde de bu anlayış vardır...
Düşünün ki :
Dinimizin emirlerine ve yorumlarına göre :
İki kadının şahitliği ancak bir erkeğin şahitliğine denk sayılıyor...
Kadınlar yargıç olamazlar...
Kadınlar araba kullanamazlar...
Miras konusunda da ; erkeğe iki hisse verilirken kadına bir hisse veriliyor...
Dinimizle ve kültürel yapımızla iç içe girmiş anlayışa göre de
Erkeğin boş ol demesiyle kadın kapıya konuyor...
Zina suçu sadece kadınlara uygulanıyor namus kuralarının uygulayıcıları de hep erkekler oluyor...
Saçı uzun, aklı kısa, eksik etek, kaşık düşmanı kavramlarını üreten de bizim toplumuz...
Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmemeyi bir marifet sayıyoruz...
Türbanlarla, feracelerle, çarşaflarla sıkı sıkıya sararak gün görmesini güneş görmesini engelliyoruz...
Evlenmelerine, âşık olmalarına, kiminle evlenip evlenmeyeceğine karar veriyoruz... Kuma, berdel, başlık paralarının yaratıcısı de erkek egemen kültürümüzdür...
Yukarıda sıralamaya çalıştığım konular dinimizin ve kültürümüzün kadınlara bakış açısını gösteren örneklerinden sadece bir kaçı...
Atatürk’le başlayan aydınlanma hareketi, kadınlarımıza çağdaşlığın yolunu açmıştı... Ne yazık ki, din bezirgânları, gericiler, töreciler, süreç içinde Atatürk devrimlerinin gelişmesini engellediler... Bu ülkeyi yöneten siyasiler de kandırabilecekleri, yönlendirebilecekleri, yönetebilecekleri halk yığınları yaratarak, halkın gözünün açılmasını istemediklerinden, Atatürk devrimleri sürecini sekteye uğrattılar...
Bu zihniyet, kadınlara çocuk doğurmak, evde yemek yapmak, çocuklarına bakmak, akşamda kocasının zevklerini yerine getirmek görevini vermiştir...Kadınların emeğinden, beyninden, düşüncelerinden yararlanmak ise hiç düşülmeyen bir konudur...
Ne yazık ki, bu konuda ülkemizi yöneten siyasiler takiyye yapmaktadırlar... Kadınları ön plana çıkardıkları düşüncesi hep şeklendir ve kandırmacadır... Kadınların çalışması pek istenmemektedir... Ülkemizde kadın istihdamının gerilemesinin temelinde de bu vardır...
Kadına uygulanan şiddetin temelinde dinsel uygulamalar – veya yanlış uygulamalar – töreler, örfler ve âdetler yatmaktadır.
Her ne kadar yasal düzenlemelerimiz kadınlarımıza eşitlik sağlıyor, şiddetin önüne geçmeye çalışıyorsa da, ülkemizde töre yasaları, toplumsal algılamalar, kültürel ögeler yasaların önüne geçmektedir...Yasaları geçerli kılmanın temel yolu çağdaş eğitimli kafalardır...Şeyhlerden, dervişlerden, yatırlardan, türbelerden, cincilerden, muskacılardan, medet uman bir anlayış bunu çözemez...Dini, dini kuralları sosyal yaşamın , toplumsal yaşamın kuralları içine sokan bir anlayış bu sorunu hiç mi hiç çözemez....
Çağdaşlığa giden yolları bunlar tıkamaktadır...Bu tıkanıklık bazı partilerin beslenme ve siyaset yapma alanlarını - zeminleri- oluşturmaktadır...
Atatürk, zemine göre siyaset yapsaydı, devrimlerin hiç birini yapmazdı ve kendisi de padişah olurdu... İşte Atatürk bu yüzden büyüktür...
Atatürk devrimlerinin toplumda travma yaratığını savunan bir anlayışın, Kadınlara şiddeti önleyemeyeceğini, öze yönelik davranışlar geliştiremeyeceğini düşünüyorum...


