- Kategori
- Öykü
Kadınca Bir Öykü (2. Bölüm)

Yüreğime Dokundun
Yüreğime Dokundun
Aradan bir bir buçuk hafta kadar geçmişti. Çiçeklerimle kimi oyunlar oynuyor, kimi masallar anlatıyor, kimi şarkılar söylüyorduk. Teneffüslerimiz bile bambaşkaydı. Onlara yeni oyunlar bile öğretmiştim. Yavaş yavaş alışsak ta bazen gözlerinde gördüğüm hüzün beni endişelendiriyordu. Hep hayra yoruyor, okula yeni başlamış olmalarından kaynaklanabileceğini düşünüyordum.
Bir süre daha böyle geçmişti ve yavaş yavaş ders işlemeye başlamıştık.
"Ela eve gitti" "Ali topu tut" şu an bunları düşünürken hep bir ağızdan gelen gür sesleri kulağımda çınladı.
Bazıları ders işlemeye çok istekliydi, bazıları hep oyun oynamak istiyordu. Orta yolu buluyorduk.
Bir gün velilerime, çocuklarının durumundan haberdar etmek,
tanışmadıklarımla tanışmak için toplantı notu yolladım. Hemen hemen tamamı katılım sağladı. Erkeklerin kimi kahvehanede kimi tarlada olduğundan toplantıya anneler gelmişti. Bu beni çok mutlu etti. Anneler dişi kuş olduğundan ve zamanlarının çoğunu çocuklarıyla geçirdiklerinden güzel iletişim kuracağımı düşünüyordum. Kendimi yeniden tanıtarak söze başladım ve onları tanımaya, kimlerin anneleri olduklarını öğrenmeye çalıştım. Karşılıklı sohbet ve fikir alışverişiyle gerçekleşen bir toplantı oldu. Bir şeyler eksikti ama yeni tanışmamıza yorarak fazla önemsemedim.
Toplantının üzerinden epey geçmişti. Derslerde ilerlemiş ilk zamanlarımızın üzerine bir şeyler koymuştuk. Çiçeklerim yavaş yavaş alışıyordu. Sevgimle, emeğimle daha güzelleşeceğini, üstesinden geleceğimi düşünüyordum. Hemen hemen hepsi aynı düzeydeydi. Dersleri sevdirebilmek adına yüz takla atıyordum desem yeridir. özellikle matematik derslerimizde. Mezun olduktan sonra bile matematik derslerimizi ballandıra ballandıra anlatmışlardır. Yalnız çocuklarımdan bazıları fazla vermememe rağmen ödevlerini yapmıyorlardı. Zaman zaman da hırçınlardı, zaman zaman da okula yüzleri asık geliyorlardı ve bu durum beni üzmeye başlamıştı. Ara sıra konuşmaya çalışsam da küçük olduklarından sözlerinde elle tutulur bir sebep göremiyordum ya da henüz açılamıyorlardı.
Daha önceki tecrübelerimle kıyaslıyor dolduramadığım bir boşluk olduğunu sezebiliyordum. Evet her çocuk, her sınıf bir olmazdı. Belki boşuna endişeleniyordum. Küçük olduklarını, oyun çağında olduklarını düşünerek kendimi teselli etmeye çalışsam da bir tarafım buruktu. Belki de erken bir evhamdı. Ama eğer bir sorun varsa da yol yakınken öğrenmeli onlara yardımcı olmalıydım. Sağlıklı, başarılı bireyler yetiştirebilmek içindi çabam. Ve ağaç yaşken eğilirdi.
Çocuklarda gözlemlediğim hüzün, kopukluk artınca sabah akşam düşünmeye başladım. Kendimi sorgulayarak benden kaynaklanıp kaynaklanmadığını tartmaya çalışıyordum. Çok mu yumuşak davranıyorum ya da yeterli gelemiyor muyum diye kendimi yiyip bitiriyordum. Ben onlarla olmaktan çok mutluydum, belki onlar değillerdi. Ama bana yaklaşımları, sarılıp öpmeleri aklıma geldiğinde de bu düşüncem köreliyordu.
İkilemdeydim ve sürekli gözlemliyordum. Bir ay kadar geçmişti ve gözlerinde gördüğüm hüzün, hareketlerinde gördüğüm tutarsızlık ayyuka çıkınca belki aileleriyle paylaşıyorlardır diye danışmak için anneleri tekrar okula davet ettim.
Toplantı günü kimi tarladan, kimi evden çıkıp gelmişti. Sık toplantı yapmamdan şikayetçi olanlar da oldu. Memnun olanlar da... Ama olumsuz söylemlerin üzerinde durmadım. Mevzu çiçeklerimin mutlu olmasıydı o yüzden sabırlı davrandım. Toplantı ilerledikçe bakışlar, konuşmalar, beni bir nebze sonuca götürmeye başladı. Evet gözlemleyerek zihnimi zorlayarak sorunun kaynağını bulduğumu düşünmüştüm. Yeni yeni tanımama rağmen annelerin gözündeki mutsuzluğu görebilmiştim. Boşvermişlikleri de bende soru işareti oluşturmuştu. Mutlu anneler, mutlu çocuklar yetiştirirdi bunu biliyordum. Belki kuzularımın gözündeki hüznün sebebi, annelerinin mutsuzluğuydu. Bu mutsuzluğun kaynağını bir şekilde öğrenmeli, elimden gelen her şeyi yapmalı çiçeklerimle annelerinin gözündeki hüzün bulutlarını dağıtmalıydım. Onları mutlu görmeliydim ve bunun için kolları sıvadım. Tek yapmam gereken annelere sevecen ve tatlı bir üslupla yaklaşıp bir dertleri olup olmadığını öğrenmekti. Hislerimde yanılmadıysam da gerçekten bir dertleri varsa da ortak olmak ve çare aramaktı.
Bütün gece hüzünlü gözleri düşündüm, hiç birine kıyamıyordum.
Yüreğimden havalanan kuşlar uyumama engel oluyordu. Annelerin mutsuzluğuna kanaat getirmem hassaslığımdan mı kaynaklanıyordu, evham mı yapmıştım bilmiyordum. Tecrübelerime dayanarak yaptığım gözlemleri ve hislerimi de göz ardı edemiyordum. Neler yapabileceğimi düşünerek yataktan doğruldum.Çiçekli sürahimden bir bardak su alarak diğer odama geçtim. Pencerenin önündeki sedir, böyle düşünceli zamanlarımda bana kucak açıyordu. Yine o kucağa yaslandım.
Biliyor musunuz? Köyümden ayrıldıktan sonra bir parçam emektar sedirimde kaldı. Az çekmemişti kahrımı. O köşede bulduğum tadı başka hiç bir yerde bulamadım...
Bir süre oturduktan sonra, yatak odamdaki dolabın içinden kullanmaya kıyamadığım kıymetlimi ve kalemimi aldım. Artık zamanı gelmişti kıymetlilerim için kullanmaya değerdi. En sevdiğim arkadaşım, can dostum Nuran' ımın hediye ettiği özel ajandanın kapağını açıp yine o güzel yazıyla karşılaşınca muslukları açtım ve elimi yüreğimin üzerine koyarak yine okumaya başladım.
"Sibel' im, can dostum, kardeşim! Yüreğimin derinliklerindesin. Eğer ajanda şu an elindeyse elini yüreğine koy ve beni düşün. Bedenen yanında değilim belki ama ruhen ve kalben yanındayım yalnız değilsin. Seni çok seviyorum. Çok öptüm hem de en kocamanından."
Gözlerimi dolduran bu içten, sıcacık satırları sık göreceğim ve kendimi yalnız hissetmeyeceğim için mutluydum. Nuran' ım iyi ki vardı ,iyi ki hayatımdaydı. Onu tanıdığım için hep şükrediyordum.
Ajandama bir kaç not aldım. Notlarımın üzerinde biraz kafa yordum. Ertesi gün hafta sonu tatili olduğu için rahatlıkla uygulamaya geçebilecektim. Bu beni bir hayli mutlu etmişti. Aceleci bir yapıya sahip olduğum için bir an önce sonuca ulaşmak istiyordum.
Devam edecek...
SİBEL YILMAZ