- Kategori
- Etkinlikler / Festivaller
Kadınlar Sarı Gelin Türküsünü her dilde söyledi.

Toplantıdan bir görüntü
21-23 haziran tarihleri arası Ankara'da yapılacak 3. kadın Sivil Toplum buluşmasının Ankara'da yapılacak toplantısına çağrıldığımda, neden çağrıldığımı kavramaya çalışırken, ilk defa kadın kadına bir toplantıya katılacağımı farkederek biraz çekinmedim desem yalan olur. Acemi çaylak gibi olacaktım. Kafamda tüm bu soru işaretleri ile bu toplantıya katıldım.
İlkgün saat 14.00 gibi büyük toplantı salonunda başladı. Toplantıya katılan kadın sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri birer açılış konuşması yapti. Kimi başlıklar ve sözcükler olabildiğine çarpıcı idi.
Kürt kadınlar da vardı. Türbanlı kadınlarda. KAMER'de vardı. Başkent Kadın Platformu'da. Daha sosyalist feminist kollektiften arkadaşlar varken, hemen bir yanda Kemalist kadınlar çok net kendini konumluyordu.
Açılış konuşmalarında " Kürdistan" sözcüğü kimi çevrelerde hassasiyet yarattı ve toplantı ilk gün gerginlikle başladı. Devamı nasıl gelecek diye çekincelerimiz olmadı, oldu tabi ki.
Nitekim benzer bir handikap Türbanlı bir kadının konuşması sırasında yaşandı. Gerilimli bir ilkgün idi.
İlk toplantı bitiminde ara verildi. Odalarımıza çıktık ki, hiç tanımadığımız kadınlarla aynı odada idik. 3 kişilik odalar verilmişti. Ama pek bir anlaştık. Oda arkadaşım meslektaşım bir genç mühendis idi. Neşesinden öyle etkilendim mi, hiç kimse keyfimi bozamazdı.
Öyle de oldu. Akşam ben gibi dans da özürlü kadın, yaklaşık 400 kadınla beraber, horon tepti, halay çekti yetmedi göbek attı. Sabahın gerginliği yerini halayın ortak dilinde barışa bırakmıştı. Ne de güzel sevinç olmuştu heryer.
Ama gün böyle bitmedi. Film gösterimi vardı. Film hakkında hiçbir bilgi yoktu. Girdik. Karşımıza çocuğum filmi çıktı. LİSTAG derneğinin hazırladığı çok cesur bir filmdi. Çocukları gay, trans, lezbiyen olan aileler dernekleşme sürecini anlatıyordu, film biz, birbirini hiç tanımayan kadınları, birbirimizin omuzlarında ağlamaya itti. Acının dili ortaktı. Korkularımız ya da endişelerimiz ortaktı, bu bizi yaklaştırıyordu.
İkinci gün sabah kahvaltısında ki benim için etkinliğin en özel anı idi, Diyarbakır'dan canım diyebildiğim kadın arkadaşlarımdan biri ile orada karşılaşmanın şaşkınlığı ile koyu bir sohbete daldık. Dedim ki neden Bingöl'deki tecavüze sessizsiniz. Kendisi güçlü bir iş insanı idi. Gücü konumu ve parası her anlamda yetebilirdi fazlasıyla. Ama bana gelen yanıt çok da sarsıcı idi. " Rana biz buna karşı çıkarsak, orada bize yapılan dışlama, aşağılama, tehditler çok zorlar, belki kendimizi düşünmeyiz ama yakınlarımız tükenir" Sözün bittiği yerdi. Sarıldık ve acıyı içimize akıtıp, dostluğun sarmalında KADIN CİNAYETLERİ ATÖYLESİNE girdik.
Diğer atölyeler çok yoğunken bizim atölyede sadece 12 kişi idik. Neden diye sorduğum pek çok kadın, ürktüğünü, korktuğunu söyledi. Ama bu atölyenin en çarpıcı yanı Aydın'dan gelen genç bir kadının su sözleri idi. " Kadınız, öldürülüyoruz. Bunun dönüşü yok".
Katıldığım bir diğer atölye Barış atölyesi idi. Bı atölyeyi analiz ederek bir başka yazıda yazacağım uzun uzun ama burada asıl dikkat çekmek istediğim nokta verilen ara ki burda da ortak gerilmişti. Türk, Kürt, Ermeni yaklaşık 10 kadar kadın Sarı Gelin'i söyledik. Kendi dilimizde. Ve bu toplantı biterken, kendi dillerimizde bir beste çıktı ortaya. Ve Ben kendi dilimde kendi türkümü bu toprakların diğer kadınları ile söyledim. Özgürleştim. Arındım.
3.gün artık kapanıştı.
Ne öğrendiğime gelince
Kadınlar istemeye görsün neler olabileceğini gördüm
Yalnız olmadığımı ve bana benzeyen bir sürü kadının heryerde olduğunu gördüm
Alt kimliklerimiz ne olursa olsun, kadın olmanın muhteşemliğini gördüm.
Birbirimizin hassasiyetlerine saygı duymayı daha çok önemsedim
LİSTAG'lı ailelere bayıldım. Yüreklerine.
Çok şey öğrendim, arındım, tüm kadınları sevebildim. Mutlu oldum. Güç oldum, güç buldum. Sevinç değil sadece umut oldum.
Bu düş, bu kavga, bu yaşam bizim.
Yeni bir etkinliği sabırsızlıkla bekleyen ben