Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '14

 
Kategori
Felsefe
 

Kadınlar ve erkekler

Kadınlar ve erkekler
 

* Kadim konumuz.

İnsanlıkla yaşıt, Adem ve Havva ile başlayan zor bir konu üzerinde bir kaç söz söylemeye niyetlendim. Niyetlendim de neresinden başlasam bilemedim.

Madem bu kadar eski bir konuyu konuşuyoruz, köklerini görmek için görebildiğimiz kadar uzak geçmişe bakarak başlayalım isterseniz.

İlk çağlara kadar gidelim.

* Anaerkil ve ataerkil dönem.

Bilim adamlarınca üzerinde tam bir fikir birliği olmasa da, genel kabul tarihte iki dönem olduğu yolundadır.

Anaerkil ve ataerkil dönemler.

İlk çağlarda insanlar kadının çocuk doğurmasından çok etkileniyorlarmış. Nedenini anlayamadıkları bu olayı kadının sihirli güçlere sahip olmasına bağlamışlar ve kadından korkmuşlar. Bu dönem ana tanrıçaların baş tanrı olduğu dönemmiş.

Ana tanrıçaların ilkinin "Kybele" olduğuna inanılır.

" Kybele" veya "Kibele" ( Magna Mater: Tanrıların Anası), Anadolu kökenli bir ana tanrıçadır. Ana tanrıça inancı, bir çok kültürde farklı isimlerle yer alır. Yunan anakarasında Rhea, özellikle Roma dönemi Mısır kültüründe İsis, ve Yunan adaşı gibi bekaretle değil doğurganlık ve bereketle ilişkilendirilen Efes Artemis'i (İyon Kibelesi), belli başlı ana tanrıça figürleridir." (1)

Denir ki bu dönemde, erkek din adamları ana tanrıçaya olan bağlılıklarını göstermek için dinsel törenlerde kendi cinsel organlarını keserlermiş.

Nereden nereye, binlerce yıl sonra Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu ve Hz. Meryem'in bakireyken O'nu doğurduğuna olan inançlarını göstermek için rahip ve rahibeler kendi cinselliklerini yok saymışlardır. İbadette ölümcüllükten ve vahşetten uzaklaşılmış olmakla birlikte ana fikir ilk çağlardakiyle aynıdır.

İlk çağlardan beri insanlar bir şeye çok değer verdiklerinde, kutsadıklarında, inançlarının gücünü cinselliklerini feda ederek kanıtlamak istemişlerdir. Bu yaklaşım cinselliğin önemsenmediğini değil, aksine hem inancın gücünü hem de cinselliğe verilen önemi  gösterir.

En değer verdiğin şey olan inancına kanıt olarak ortaya koyacağın şey aynı oranda değerli olmak zorundadır.

Cinselliğe biçilen değer ise özünde karşı cinse biçilen değerdir.

İlk çağlarda kurulan cinsellik-dinsellik bağlantısı günümüze kadar sürmüştür. Karşı cinse bakış açısını bazı toplumlarda halen dinsel inançlar şekillendirmeye devam etmektedir. İnanç işin içine girdiğinde dünya meselesi olmaktan çıktığı için, bu toplumlarda, konuyu tartışmak güçleşmektedir.

Günümüze ve tek tanrılı dinlerin kadına bakış açısına geri döneriz, tarihe bakmaya devam edelim. Bakalım daha neler göreceğiz.

Kesin zamanı bilinmemekle birlikte tarihin bir döneminde kadınların üstünlüğü sona ermiş, erkek egemen, Ataerkil döneme girilmiştir. Ataerkil toplum düzeninin altı bin yıldan beri yürürlükte olduğu söylenir. Anaerkil dönemin ise bir milyon yıl sürdüğü tahmin ediliyor.

Neden böyle bir değişim olmuş derseniz, farklı görüşler var.

Bir görüşe göre; savaşların başlaması, zorlu tarım ve av koşulları egemenliğin el değiştirmesine yol açmıştır.

Bir görüşe göre ise; kadının doğurganlığında erkeğin oynadığı rol anlaşılınca kadının egemenliği sona ermiştir.

Ne desek boş. Öyle veya böyle roller değişmiştir. Rollerin değişmesiyle birlikte kadının saltanatı sona ermiş, erkeğin kadını sahiplenmesi olgusu başlamıştır.

* Erkeğe ait kadın.

"Anaerkil dönemin sona ermesiyle birlikte, kadından tanınmayacak şekilde örtünmesi yani çarşafa benzer bir giysi giymesi istenmiştir." (2)

"Asur kanunlarında bütün kadınların örtünmesi emredilir. Asurlulara göre öncelikle evli kadınlar dışarıda çarşaf giymek zorundadır. Bu, o kadın üzerinde bir erkeğin hakkı olduğunu, yani bir erkeğe ait olduğunun göstergesidir." (2)

"Hammurabi Kanunları kadınların sokağa çıktıklarında başlarını örtmelerini ister." (2)

"Hititlerde, Antik Yunan ve Mısır'da benzer kurallar geçerli olmuştur." (2)

"Heraklit, antik Yunan ve Mısır'da yaşayan kadınların giyimini şöyle tanımlar: "Giysilerin başa gelen kısmı öyle sarılır ki, yüzün tümü peçeyle örtülmüş gibi görünür. Yani sadece gözler ortada kalır. Yüzün diğer yerleri ise bu dış giysinin bir parçasıyla tamamen örtülür. Bütün kadınlar bu şekilde beyaz giysi giyerler." (2)

Yukarıda belirtilenlerden anılan dönemlerde erkeklerin kadına bakış açılarında ortak bir yaklaşıma sahip oldukları sonucuna varmak mümkündür. Kadın sokağa çıktığında tanınmayacak şekilde örtünmelidir ve örtünme onun bir erkeğe ait olduğunu gösterir.

Farklı coğrafyalarda yaşayan ve inançları farklı olan toplumların tarih boyunca "örtünme" ve "sahiplenme" olgusunu sürdürmelerinden bu yaklaşımın dinsel olmaktan çok kültürel olduğu ve bir toplumdan diğerine intikal ettiği sonucuna varılabilir.

Moğolların ise kadına daha farklı baktıkları söylenir.

* Kadın kıskançlığının yasaklanması. (3)

Moğollar istila için akınlara başladığında kadınların da yeni düzene ayak uydurması gerekmiştir.

" Kadınların bu türlü ülke değiştirme ve arka hizmet işlerini sızlanmadan yerine getirmeleri gerekiyordu. Yeni düzende itaat, sadakat önemliydi. Evvelce kadınların sözünü sakınmayan, doğru yolu gösteren varlıklar olması beğeni bulurken, yeni düzende kocasına itaat eden varlıklar olması bekleniyordu.."

"Kadınlara disiplin aşılamanın yolu, onların duygularını kontrol etmekten geçiyordu. Bu amaca yönelik olarak da 1234'deki fermanla kadınların kıskançlık göstermesi yasaklanıyordu."

"Kocasını kıskanan kadınlar bir öküze ters bindirilerek bölüğün etrafında dolaştırılacak, ayrıca kocası karısının getirdiği çeyizi (çoğunlukla hayvan) kendisine yeni bir karı almak için başlık parası olarak kullanabilecekti."

"Öte yandan bu türlü gelenekler kadim Türklerde de olmuş olmalıdır. Bilge Kağan, karısı ve kayınpederi Tonyukuk yanında otururken, Çin elçisine "herkese konçuy (prenses) veriyorsunuz, Türklerin dünürlük teklifini niçin duymazdan geliyorsunuz?" şeklinde bir serzenişte bulunduğu zaman, hatun acaba kıskançlık göstermemeyi nasıl öğrenmişti?"

* Dinlerin bakış açısı.

Son dört bin yılda doğan dinlerin hepsi erkeğin kadın üzerinde egemen olduğunu söyler. Dinlerin bu konudaki  söylemleri birbirine oldukça yakındır. Kadın erkeğe itaat etmekle yükümlüdür.

Dinler arasında kadına en olumlu ve çağımıza en yakın anlayışla yaklaşan din İSLAMDIR.

"Musevilerin kutsal kitabı Talmud'a göre kadınların başı açık olarak toplum içine çıkmaları günahtır." (2)

"Hristiyanlığın temel ilkelerini ortaya koyan Aziz Pavlos'a göre:"

"Her erkeğin başı İsa'yı, fakat bir kadının başı ise kocasını temsil eder ve İsa'nın başıysa Tanrı'yı temsil eder. Erkek Tanrı'nın kopyası ve yansımış ışığı olduğu için başını örtmez. Fakat erkeğin yansımış ışığı olan kadın örtünmek zorundadır." (2)

Mantık içermeyen bu yorumun kabulü bence ancak inançla açıklanabilir. Neyse herkesin inancı kendine.

Kutsal kitabımızda da kadın-erkek konusunda hükümler vardır. Bunlardan bazılarına bakalım.

"Allah'ın birini diğerinden üstün yaratmasından ötürü erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler. Bir de erkekler mallarından harcamaktadırlar. Onun için iyi kadınlar itaatkardırlar." (Nisa suresi, Ayet 34)

"......Erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde eşit hakları vardır, yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece daha (fazla) hakları bulunmaktadır." (Bakara suresi, Ayet 228)

Bu ayetlerin kadın-erkekle ilgili vazettikleriyle ilgili iki bakış açısı olabilir.

Birinci bakış açısı yalın ve doğrudandır. Buna göre, din kuralları her ortamda ve her zaman geçerlidir. Uymak gerekir.

Bir diğer bakış açısına göre; Ataerkil toplum yapısının hüküm sürdüğü bir dönemde inen İSLAM dininin, kadını nereden alıp nereye getirdiğine bakmak daha doğru olur.

İslamiyet öncesi Arap toplumunda kadınlara barbarca davranılır, öldürülür, ve akla hayale gelmeyecek her türlü haksızlık yapılırdı.

İSLAM dini kadını yok mertebesinden alarak o devirde kabul görebilecek en saygın yere kadar getirmiştir. Bence doğru yaklaşım o gün gelinen seviyeyi minimum kabul edip zamana ve zemine uygun olarak geliştirmekti.

O günleri yorumlarken hayatın o günkü gerçeklerini de dikkate almak gerekir. Bütün peygamberler gibi İSLAMIN peygamberinin de tebliğini yaparken özellikle başlangıçta büyük bir direnç ve pek çok zorluklarla karşılaştığını unutmayalım. Kabul görebilecekten kastım budur.

Başka bir ayete bakalım.

"Ey insanlar! Biz sizi bir erkek bir dişiden yarattık ve sizi birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır."  (Hucurat suresi, Ayet 13)

Bu ayet, insanın Allah katındaki değerini cinsine, ırkına, kabilesine değil, takva sahibi olmasına bağlayarak insanların eşit olduğunu beyan etmektedir. Bu beyan İSLAMIN ana fikridir, özüdür.

*Örtünme ve sahiplenme.

Geçmişe yaptığımız kısa gezi bize Ataerkil dönemde erkeklerin kadınlara bakışında iki ana tema olduğunu göstermiştir. "Örtünme" ve "sahiplenme". Aslında ikisi birbiriyle ilişkilidir. Erkek sahip olduğu  kadını gözlerden sakınarak sahipliğini sürdürmeyi amaçlamıştır.

Geçmişte öyle olsa da bunun günümüz için doğru olmadığını, kadının inancından dolayı kendiliğinden kapandığını söyleyen görüşler de vardır. Saygı duymak gerekir.

Örtünme konusu toplumumuzda din eksenli olarak uzun yıllar tartışılmıştır. Taraftarlarının da karşıtlarının da güçlü argümanları vardır. Benim açımdan konu çok basittir. İsteyen istediği gibi giyinir. Esas olan herkesin kendi seçtiği giyim şekliyle mutlu olması, farklı giyinenlere bakıp kendini ve başkalarını huzursuz etmemesidir.

Başkasının giyim kuşamına karışan ve ondan huzursuz olan insanın kendi seçtiği yaşam ve giyim tarzı konusunda şüphesi olduğunu, başkalarını da kendi yanına çekerek bu şüpheden kurtulmaya çalıştığını, böylelikle kendi seçiminin doğru olduğuna kendini inandırmaya çalıştığını düşünürüm.

Kamu alanında görev yaptığında, elindeki devlet yetkisini yürürlükteki yasalara göre değil de, kendi yaşam ve giyim tarzına uyanlara kolaylık sağlamak, uymayanlara güçlük çıkarmak veya haksızlık yapmak için kullanmak ise insanlık suçudur ve toplumu böler, parçalar.

Sahiplenme ise hiç bir şekilde kabul edilemez.

Sahiplenmeden kastım erkeğin; statüsüyle, ekonomik gücüyle, töre denilen ilkel bencillikle veya başka saiklerle söz hakkı vermeksizin kadın üzerinde tek yanlı olarak tasarrufta bulunmasıdır. Bu yaklaşım kadını yok varsayarak toplumun yarısını sosyal yaşamdan çıkarır. Toplumun sosyal dokusunu bozar. Yaradan'ın yaratış özelliklerine aykırıdır.

Kadın ve erkek insanlık hak ve değerleri açısından birbirine eşittir.

Erkek olarak doğmuş olmak Allah katında daha değerli olmak demek değildir. Esas olan cinsiyet değil takvadır.

Erkek ve kadın sosyal hayatta birbirlerini tamamlarlar. Birinin olmadığı sosyal yaşam eksiklidir.

Cinslerin yaradılıştan kaynaklanan farklılıkları vardır. Bu hukuk açısından eşitsizlik demek değildir.

Cinsiyet ayrımını temelini din ve inanca dayandırmanın gerçeklerle bağdaşmadığını düşünürüm. Din konusunda uzman değilim. Kendime yetecek kadar bilgim vardır. Okuduklarımdan çıkardığım sonuç İSLAM dininin böyle bir yoruma cevaz vermediği yolundadır.

Aynı yaklaşımı cinslerin tecrit edilmiş olarak büyümeleri ve yaşamaları konusunda da muhafaza ederim. Bu ve buna benzer konularda İSLAM dininin özüyle, indiği Arap toplumunun gelenek ve göreneklerinin iç içe geçtiğini, karıştığını düşünürüm.

Bu ayrımın yapılmasındaki güçlüğü kabul edebilirim ama yapılmasının şart olduğu yolundaki inancımı değiştirmem.

* Cinslerin tecrit edilmesi.

Cinslerin küçük yaşlardan başlayarak tecrit edilmesi Yaradan'ın yaratış özelliklerine bir diğer karşı çıkıştır. Kadın ve erkek bir bütünün iki parçasıdır. Ayrılmamalıdırlar.

Adem Babamız ile Havva Anamız bu bütünlüğü sağlamak için Allah'ın cennetinden kovulmayı göze almışlardır. Felsefi anlamda düşündüğümüzde, ne yaparsak yapalım, ne kadar güçlük çıkarırsak çıkaralım, onların torunları da istedikleri takdirde bir araya gelmenin yolunu bulacaklardır. Yoksa asıllarını inkar etmiş olurlar.

Duyguların keskinleşmemesi, cinslerin birbirini önce insan olarak görmeleri çocukluktan itibaren birlikte büyümeleri ve hayatın her aşamasında birlikte yaşamalarıyla mümkündür. "Ya benimsin ya da kimsenin", "Seni kimseye yar etmem" felsefesi cinslerin birbirlerine  ıraklığından beslenen yoz düşüncelerdir.

Birlikte yaşamın sorunlara neden olacağı görüşüne katılamıyorum. İnsanın olduğu yerde sorun bitmez. Önemli olan en az sorun yaratacak toplumsal düzeni kurmaktır. En az sorun yaratan düzen insan yaradılışına en uygun olandır. Yaşa ve çağa uygun cinsel bilinçlendirme ise sorunların çözümünde olmazsa olmaz etkili bir anahtardır.

Çocuklara yaşlarına uygun cinsel eğitim vererek cinselliği tabu olmaktan çıkarmalıyız.

İçimizi karartan, insanlığımızdan utandıran; çocuk istismarı, cinsel taciz, kadına yönelik şiddet gibi cinsel temelli iğrençlikleri önlemenin yolu cezaları arttırmak değildir. Cezaların arttırılmasın karşı değilim, sorunu çözmeyeceğini vurgulamaya çalışıyorum. Cezaları arttırmak işin kolayına kaçmaktır. Sebeplerle değil sonuçlarla uğraşmaktır. Sebepler toplumsal yaşamımızın yanlışlarında aranmalıdır.

Temel neden cinslerin tecrit edilmesidir. Daha fazla tecrit daha fazla cinsel sapkınlık, daha fazla cinsel bazlı şiddet demektir.

* Son söz.

Kadını ve erkeğiyle bir arada insanca yaşayan bir toplumsal düzen kurarak, çocuklarımızın ve kadınlarımızın, yurdun her köşesinde, gündüz ve gece, değil tacize, yan bakışa bile maruz kalmadan özgürce yaşayabilecekleri güvenli ortamı yaratmak hepimizin görevi ve sorumluluğudur.

(1) VİKİPEDİ

(2) KUR'AN VE PEYGAMBER  Hasan Denis KALKAN.

(3) NTV TARİH  SAYI 39

 
Toplam blog
: 82
: 1739
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..