- Kategori
- Kent Yaşamı
Kalede kış

Ankara Kale’si, gazetecilerin çok sevdikleri kelimelerle, “kışa teslim olmadı”. Kar yağışına ve ayaza karşın hala herkes dükkanını keyifle açıyor, yolları temizliyor, kışın Kale’ye çıkmak Ankara halkının gözünde büyüdüğünden, “kardan kadın” yaparak eğleniyor.
İlk Meclis İlkokulu’nun haşarı çocukları kışın gelmesine en çok sevinen grup. Buzda kayabiliyor, kartopu oynayabiliyorlar kıpkırmızı elleriyle. Sürekli bağrışıyor, koşturuyorlar. Kediler ise durumdan en muzdarip olanlar. Onlarca kedi yalvararak yiyecek ve sıcak bir yer talep ediyorlar sürekli olarak. Pirinç Han’da dükkan sahipleri kapılarını açtıkları anda içeriye bir kedi dalıveriyor. Katalitik sobaların karşısına kurulup hemen uyuklamaya başlayan kediler, hanın gediklileri ise çok sorun değil ama diğerleri dükkanlara çiş yaptıkları için çok da istenmiyorlar.
Müşteri olmadığı için esnaf birbirini ziyaret edip duruyor. Bakın Erguvan’da toplanmışlar bu sabah. Mor Tasarım orada, Serpuş, Tuna, Desen Bakır...Eğlenceli bir şeyler anlatılıyor kesin, kahkahalar avluya kadar ulaşıyor çünkü. Sabah kahveleri içiliyor. Hanımlar kek, börek bir şeyler getirmiştir kesinlikle. Ya sizlerden biri çekiştiriliyordur, ya bir fıkra, bir anekdot veya hanın tarihinde yaşanmış bir olay bininci kez anlatılarak gülünüyordur. Birazdan bir porselen, bir dokuma, bir cam, bir kitap ya da plak konuşmalarına konuk olabilir birden. Herbirinin uzmanlık alanı ayrıdır çünkü ve hepsi de yaptığı işe hayrandır.
Kimi atadan esnaftır, kimi bankacı, avukat, öğretmen...Seramik, hat sanatçıları vardır aralarında, hala memurluğu devam eden vardır, emekli olan vardır. Uzunu kısası, şişmanı zayıfı, sağcısı solcusu vardır. Pirinç Hanın ahşap kapısından girdiklerinde bütün bunlar bir tarafa konur. Ticaret başka, dostluk başka, ideoloji başkadır.
Delikanlılar el birliğiyle kardan kadını yaparken, Arzu Kafe’de oturan Avustralyalı Kate ve eşi gülmektedirler. Biraz sonra onlar da Pirinç Han’a, gromofoncu Ali Olcay’a gelecek ve almayı düşündükleri gromofonda Hamiyet Yüceses dinleyeceklerdir. Sonra el yapımı camları inceleyecekler, yüz yıllık dokumalara hayranlıkla bakacaklar, kızlarına şaloma bir kolye ile Edirne misk sabunu alacaklardır. Kötü ve karlı günlerde yabancılar gelir genellikle. Türkler daha azdır.
Kışın kale güzeldir, ağaçlar, kar altındaki tarih tahmin edemeyeceğiniz kadar çekicidir. Biraz üşürsünüz. Dükkanlarda her daim hazır çay ve kahve servisini düşünürseniz bu da tehlike olmaktan çıkıverir.
En azından, belki hala sizi beklemekte olan Şükufe’yi görmeye değmez mi?