- Kategori
- Spor
Kalli'nin kutusu

Yunan mitolojisindeki efsaneyi bilirsiniz. Zeus, başına dert olan ve ateşi kendisinden çalan Prometheus’u ve kardeşini cezalandırmak için “ilk kadın” Pandora’yı yaratır. Eline de içinde tüm kötülüklerin bulunduğu bir kavanoz (kutu) verir. Kutuyu Pandora’ya verirken de dinlin ucuyla, kutuyu asla açmamasını salık verir; ama bilmektedir ki, bu kadın, merakına yenilecek ve kutuyu açacaktır. Nitekim Pandora, Prometheus’un kardeşi Epimetheus’la evlenmesinin hemen ardından kutuyu açar ve tüm kötülükler dünyaya yayılır. Kutudan kötülüklerin fırladığını biraz geç fark eden Pandora son bir hamleyle kutuyu kapatmayı başarır; ancak kutu da sadece “umut” kalmıştır.
2006-2007 sezonunu büyük bir hayal kırıklığıyla kapatan Galatasaray’da da başkan ve adamları, baktılar ki yeni sezonda da bu böyle gitmeyecek, başlarına dert olan rakiplerini alt etmek için öncelikle bir teknik direktör yarattılar: Kalli. Ardından Kalli’ye içerisinde bir sürü yeni transfer olan bir de kutu verdiler.
Kalli kutuyu açtı, içindekiler birer ikişer çıktılar dışarı. Tam Lincoln denilen ve takma adı “number ten” olan adamcağız da çıkacağı sırada Kalli kutuyu kapatıverdi. Sonraki günlerde anladık ki; Lincoln aslında futbol oynamaktan ziyade imza dağıtsın, podyumda manken olsun, taraftarlarla bol bol fotoğraf çektirsin için alınmış.
Gördük ki, Lincoln’ün ayağına top değdiği süre, elinde kalem, imza dağıttığı süreden, podyumda terini akıttığı formayı giydiği süre, maçlarda giydiği süreden, seyirciyle ve taraftarla yakın teması ve fotoğraf çektireceksin çektirmeyeceksin ikili mücadelesi, maçlardaki olası rakiplerle yapacağı ikili mücadeleden daha uzun süreli oldu. Seyircinin “bu adam ne zaman maça çıkacak ulan” serzenişi ise şimdilik duymamazlıktan geliniyor. İstanbul’u bekleyecekmişiz. Ölme cimbomum ölme, Lincoln gelip maç kazandıracak…
Galatasaray’ın hazırlık kamplarında oynadığı futbol gerçekte kimseyi tatmin etmedi. Herkes büyük mucizeler beklediği Lincoln’ü her defasında ne ilk 11 de, ne de saha kenarında yedek bekleyenlerin arasında göremedikçe, Kalli’nin bir bildiği vardır diye düşündü. İsviçre kampı bitti. Lincoln yok. Almanya kampı bitti Lincoln hala yok. Bu böyle mi gidecek? Türkiye kampı bitti Lincoln yok, Lig bitti, Lincoln hala yok demeyelim sonra?
Forvetlerin formsuzluğu tartışılıyor günlerdir. Önce Ümit Karan, Fenerbahçe’yle nikahtan döndü. Ardından Necati, maçtan nerdeyse polis zoruyla çıkarıldı. Hasan Kabze, bir var bir yok. (Geçen yıl ligde de öyle değil miydi?) Kim kaldı? Hakan Şükür. Bu yaşına rağmen hala ayakta olmasına da şükür. Nice golünü hatırlarım, rakiplerinin bir metre üstünden, kafa vurup yaptığı. Ve nice golünü ki, rakiplerini çalımlayıp çaktığı. (Bkz. Leeds United maçı.(2-2)… Geçen yıl ligde, bu yıl hazırlık kampında ve oynayabildiği tek maçta. Kaç kafa topuyla buluştu? Kaç çalım attı? Kaç gol?
Hakan Şükür, Türk futbol tarihindeki en büyük golcü olarak, yerini almıştır. Çok uzun bir süre de bu yeri başka kimseye bırakmayacağı açıktır. Ancak, artık bir umut olmaktan çıkmalıdır. Sakatlıklardan belini doğrultsa da, günümüzün fizik mücadelenin öne çıktığı futbolunda, yaşının da verdiği zayıflıkla mücadele edemeyeceği artık görülmelidir.
Hakan yine oynar, çok da koşar, gol de atabilir. Ama bu saatten sonra, artık attıklarından çok kaçırdıklarıyla konuşulacağı kesindir. Ve Hakan Şükür’ün, o hep söylene gelen, “duygusal yapısıyla” gol kaçırdıkça daha da kötüye gittiği, hafızası biraz yerinde olan herkes tarafından bilinmektedir. Hakan, artık son yarım saatlerin adamı olacaktır. Kaçırdıkça da saç baş yolduracaktır. Naçizane önerimiz, sahneden düşmek yerine, sahneyi eller üstünde terk etmesi olabilir ancak.
Son tahlilde Galatasaray’ın forvetlerinin hali budur. Yapılan dört hazırlık maçında performanslarıyla dudak uçuklatmışlardır. Yapacakları yaptıklarının teminatı olacaksa GS yandı demektir. Şimdi buradan orta sahaya ve deminden beri geveleyip durduğumuz Lincoln olayına gelelim. Ve bir projeksiyon yaparak forvetlerin durumuna ışık tutmaya çalışalım. Gerçekten bu kadar kötüler mi?
Eğer forvet olarak nitelediğiniz ve asıl görevi gol atmak olan oyuncularınız, bir Messi, Bir Ronaldinho, bir Adriyano, bir Kaka gibi değilse; yani aslında bir orta saha oyuncusu gibi gözüküp, topla adam eksilterek kaleye gitme becerisinde değillerse, o zaman sizin forvet oyuncularınız orta sahaya muhtaç golcülerdir demektir. Galatasaray’ın forvetlerini gözünüzün önüne getiriniz. Hakan, Hasan, Necati, Ümit, Özgür Can.
Şimdi son yıllarda herhangi birinin en az iki çalımla attığı bir golü örnek veriniz. Hatırlayınız. Uzun uzun düşününüz. Bulabildiniz mi? Bulamadınız. Çünkü yok! Şimdi de son hazırlık maçlarında ve geçen yıl ligde attığı golleri hatırlayınız bu forvetlerin. Neredeyse tamamı varsa Arda’nın ve Sabri’nin, onlar yapamıyorsa İliç ya da defans hatasının verdiği toplara yapılan genellikle tek vuruşlarla yapılmış goller. (bkz 2006-2007 sezonu. Atılan gol 58. maç başına ortalama 1, 6. kısaca rezalet!) Duran top gölü var mı? Yok. Kornerden kafayla yapılan gol. Yok denecek kadar az. Kanatlardan orta ve gol. Hiç anımsayamıyoruz. Peki GS ne oynuyor ve ne oynayacak da bu forvetler “bol gol” atacak?
Ümit Karan da, Hasan Kabze de, Necati de, aslında “tek top”a vuruşta ustalıklarıyla golcü kimliği kazanmış oyuncular. Tek topla gol yapmanın şartı ise, kaleyi bir şekilde karşınıza almanız. Bunun için ya birkaç çalım atar kaleyi görürsünüz ya da başarılı bir ya da iki orta saha oyuncusunun size attığı ara paslarla gidersiniz gole. Duran topları kullanan usta bir ayağınız varsa, ya da kanat oyuncularınız sıfıra kadar inip top kesebiliyorarsa da bu sizin gol atmanız için biçilmiş kaftandır. Dört tane hazırlık maçı izledik. Böyle tek gol atabildik mi? Yok. Neden? Çünkü takımda “orta saha” yok. Bir baktık Mehmet Topal. Olmadı Song. Eee pes yani demeye kalmadı Tomas.
Şu mu olacaktı yani: Tomas, atağa çıkan rakip takımı presle durdurup topu çaldı. Güzel bir bilek hareketiyle nefis bir çalım attı rakibine. Şimdi kafasını kaldırdı. Defansın arkasına sarkan Ümit’in koşu yoluna nefis bir derin top. Ümit kaleciyle karşı karşıya, kalecinin sağından nefis bir plase ve gooolllll.. Tomas tebrikleri kabul ediyor. Yuh! Kalli bunu yapsın diye mi getirildi bu takımın başına? Göreceksiniz ne Mehmet Topal’ı, ne Mehmet Güven’i, ne de Tomas’ı bu takımda yeni sezonda görmeyeceğiz. Bence bunların bileti çoktan kesildi; ama Kalli sanki bizimle eğleniyor. “Bakın bunlar beceremiyor” dememizi istiyor. Bizim Lincoln’ü beklediğimizi biliyor. İnadına oynatmıyor sanki. Bakalım fıtığımız daha ne kadar dayanacak bu duruma?
Bilindiği gibi artık, forvetleri oynatan, orta saha oyuncuları. Lincoln olmadan bu forvetleri eleştirmek Kalli’nin tuzağına düşmek demek oluyor. Kalli oyuncularını bu denli yıpratarak ne yapmak istiyor orası ise bir sır. Lincoln, bu hazırlık maçlarının birinde olsun oynasa ve forvetlerden herhangi birine vereceği güzel bir pasla gol attırsa, bu eleştirilerin hiç biri olmayacak ve oyuncular da bu denli yıpranmayacaktı. Bu kadar yıpranmış forvetleri Lincoln’ün bile ayağa kaldırması her geçen gün zorlaşıyor. Kalli’nin kutusunda kalan tek "umut Lincoln" bir umut değil bir umutsuzluk kaynağı olabilir ilerleyen süreçte. Hatırlayın, Shalke şampiyonluğa giderken Lincoln ün aldığı 5 maç ceza Shalke’yi şampiyonluktan ettiği gibi, Lincoln’ün biletinin de kesilmesine yol açtı. Sahi, Lincoln neden beş maç ceza aldı. Bilen var mı? Ya merak eden?
Eğer dört hazırlık maçı oynamış ve siz, hiçbir forvet oyuncunuza, Lincoln’un artılarını gösterecek bir kurguyla çıkmamışsanız sahaya, bundan sonra Lincoln’ün meziyetlerini, o forvetler öğreninceye kadar geçecek süreye de, eyvallah demişsiniz demektir. Takım uyumu dediğimiz şey bir günde sağlanan bir şey olmadığına göre; Lincoln’ün oynamadığı her maç, hem takımın ahengini kazanmasını önlemekte, hem de zaman kaybı olmaktadır.
Bir tek Lincoln kazanılmak istenirken, bütün forvetlerin ve orta saha oyuncularının da kaybedilmekte olduğu, artık Kalli tarafından da görülmelidir. Kaldı ki Linkoln’ün oynamadığı her maçta orta sahanın vahim hali görüldüğüne göre, takviye yapılması gereken alanın forvet değil orta saha olduğu da kolaylıkla söylenebilmektedir. Lincoln'ün sakatlanmayacağının ya da ceza almayacağının, bilmediğimiz bir garantisi mi var? (Bkz Shalke’nin Lincoln’süz son beş maçı.)
Kalli’nin kutusundaki Lincoln "umut" olacaksa artık pelerinini giymeli ve dünyayı kötülüklerden kurtarması için kutudan çıkarılmalıdır. Yoksa umutların sönmesi yakındır.