- Kategori
- Anılar
Kankardeşim ve inanmak

Hayalleri olanlar, bir adım öndedir.
Adın ne? “Hilmi”
Nerden geliyorsunuz? “Nazilli”
Bu okula mı geleceksin? “Annem içerde, kaydımı yaptırıyor”
1982 Yılının yaz aylarıydı. İlkokul dördüncü sınıf öğrencisiydim. Teneffüs saatinde bütün çocuklar bahçede oynarken okulun kapısında bir çocukla konuşuyordum.
Konuştuğum kişi, 26 yıldır dostluğumuzun sürdüğü kan kardeşim olacaktı.
Hayata yön veren dönüm noktaları tesadüfler midir, yoksa bu alnınıza yazılmış kader midir?
Zıt kutuplar birbirini çeker. Biz de öyleydik.
Ben evin en küçüğüydüm. Kankam ise üç tane kardeşi olan evin en büyük ağabeyiydi.
Onun eve giriş saatlerinin sınırı yoktu. Annesi babası Almanya’dan gelmiş kuaförlük yapıyordu.
Bizim ise eve giriş saatlerimiz vardı. Malum, sert, baba otoritesinin egemen olduğu belli kurallar vardı. Saatinde hep birlikte yemek yenir, her akşam saatinde eve gelinirdi.
Kankam, yerinde duramayan, aktif, gözü kara, macera sever, deli ruhlu, asi bir yapısı vardı. Ben ise yavaş, her şeyi düşünen, artısını eksisini hesaplayan, pasif, güvenliği ön planda tutan bir yapıdaydım.
Babam çiviyi tahtalara kendi çakardı. Ben ise çakmaya kalktığımda çivi yamulurdu ve azarlanırdım. Kankam tüm çivileri kendi çakardı.
Avcıydı. Attığını vururdu. Ben vuramazdım. Ne kadar vurmak istesem de vuramazdım. Öyle bir yeteneğim yoktu. Bir sefer denk getirdiğim bir Hüseyincik (en kolay av) kuşunu yaralamış bir hafta bakmış, kuş öldüğünde de onu gömmüş ve ağlamıştım.
Babam ve annem bu birlikteliğe okul hayatımın başarısızlığa uğratmasından korktukları için engel olmak istediler. Ama buluğ çağındaydık. Bu çağda baskı işe yaramaz. Yasak problemleri çözmez, daha çok problem yaratır.
Bakın Türkiye’deki intihar vakalarının yüzde oranlarına, büyük çoğunluğu bu deli dönemde ölümü tercih etmiştir. Biz de zaman zaman monotonluktan çok sıkılıp hiç düşünmedik değil.
Bilmezler ki gidip de dönen yok oradan, ölüm bir kurtuluş değil soğuk ve istenmeyen bir seçim sadece...
Bize de engel olamadılar. Kankamın serseri hayatı ve benim düzenli hayatımın ortasını yaşadık. Birlikte iki arkadaşın yaşabileceği bütün ilkler yaşandı. Bunların içinde bir anne babanın evlatlarının yapmasını istemediği şeyler de vardı (sigara, içki, kız arkadaş, serserilik, yalanlar vb)
O dönemler öyle anlar ki, birlikte her şey yapılabilir, her şey göze alınabilirdi; dağlara mı tırmanmadık, bisikletlerle saatlerce güzelim Fethiye’nin koylarını mı dolaşmadık. Motorla Ölüdeniz’de moto-kros yapardık. Avladığımız balıkları oracıkta yaktığımız ateşe atarak boklu kebap yerdik. Saatlerce yüzerdik. Kankam zıpkınla balık vururdu. Okulu asar langırt turnavaları düzenlerdik. İlkokulda kızların hangi renk külot giydikleri ile ilgili iddiaya girerdik. Erkek olduğumuzu ve insanların nasıl meydana geldiğini ne yazık ki yurt dışından gelen porno dergilerinden öğrendik.
Şimdi dört yaşındaki oğlumuza, annesi ile birbirimiz çok sevdiğimizden onu yaptığımızı ve annenin karnından dünyaya geldiğini anlatıyoruz.
Kankam benim için bir öncüydü. Her şeyi ilk önce o denerdi. Cesareti onun gıpta ettiğim en önemli özelliğiydi. Özellikle biri ona “yapamazsın” desin. Bir ikizler erkeğine asla yapamazsın demeyeceksin. Yapardı. Bir de kızlarla rahat olan ilişkileri...
Her türlü kızı, Türk ya da yabancı avuçlarına alırdı. Onun çıktığı kızlar hep çok güzeldi. Hele bir keresinde birlikte olduğu birine âşık olmuştum. Anlamış ve beni sıkıştırmıştı. İnkâr etmiştim. Yumruk yumruğa kavga etmiştik. Oysa şimdi itiraf edebiliyorum. Kankamı çok kıskanırdım. Böyle bir yeteneğim olmadığı için çok isyan etmiştim. Onsuz olduğum üniversite dönemimde bu konuları aşacaktım.
Sonra beklendiği gibi oldu. Kankam lisesiyi bitiremedi. Zeki olmadığı için değil ailevi problemler onu çok yıprattı. Orda burada çalışıp ailesine bakmak zorunda kaldı. Yapmak isteği şey yurt dışına gitmekti. Ona göre kurtuluş ordaydı. Hayatını orda kuracaktı. Birçokları gibi ben de ona inanmadım. Çünkü altı yıl uğraştı. Bir türlü olmuyordu. Her yolu denedi. Bir İngiliz ile evlendi de. Gene olmadı. Askerlik nedeniyle almadılar. Sonunda uzun dönem askere gitti. Ve askerden sonra o çok istediği hayaline kavuştu.
Londra’da şimdi. Okulunu orda bitirdi. Üniversite denginde başka bir okul daha bitirdi.
Şimdi dünyanın en büyük şirketlerinden birinde webmaster olarak çalışıyor. Altı yıl vize vermeyen ülkenin saraylarına kadar her yerine rahatça girip çıkabiliyor. Dünyanın her tarafını dolaşıyor. Ev, araba ve çok sevdiği motor sahibi oldu. Yine ihtiyacı olanlara başta da ailesine destek olmaya devam ediyor. Her şeyden önce kendisine inanmayanlara iyi bir ders verdi.
Azmin ve çok istemenin sonucu olan dayanılmaz hafifliği yaşıyor.
İnsanları kendi kalıplarınıza sokmak ve kendi inandığınız hayatı yaşamalarını istemek kolay. Zor olan insanlara inanmak. En başta da gençlere....