- Kategori
- Gündelik Yaşam
Kanser katilleri

İnşallah bir çoğunuz için, hiçbir şey ifade etmiyordur bu başlık ama maalesef beni derinden etkiledi. Yazıma resim bulmak için araştırdığım sayfalarda okudum bu başlığı ben. Bazı felaketler, sadece duyulur. Duyulduğunda üzünülür ama gündelik hayatta unutturuverir insana yaşamın akışındaki diğer telaşlar.
Bir aydır, bir çaresizliğe tanık oluyoruz iş yeri olarak. Herkes seferber, araya sokulabilecek tüm hatırı sayılır kişiler sokuldu ama bir tek, yanımızda iki buçuk aydır çalışan ve de hastalığının bir çok belirtilerini gözümüzün önünde yaşamış bir arkadaşımız tedavi görmek için hastaneye sokulamadı.
Sözünü ettiğim hastalık; kan kanseri. Yazarken bile tüylerini ürperten cinsten bir illet insanın. Öyle harfleri yan yana getiriyorsunuz ki söylemek için; kulağın duyduğu ses, o derece korkunç. Tedavisi beş altı ay sürüyor ama mümkün. Bu sırada, hastanın son derece steril şartlarda bakılması gerekiyor. Tedavisiz geçirilen her dakika, alınan riskin herhangi bir ölçütü yok. Söz konusu bir can, bir hayat.
Ve işte bu canın suratına baka baka söylenen şey ise belki de hastalıktan bile daha çok tüylerini ürpertiyor insanın: “sizi yatırabileceğimiz yer yok”…yani eşittir; gidin ve ölün. Hastanın haberi yok başına gelenden. O sadece kansızlıktan zannediyor başına gelenleri. On günlük bir yatış olacağını düşünüyor ve de yatmadan önce saçlarına röfle yaptırtmayı…
İstanbul’da bu tedaviyi yapacak fazla hastane yok. Bazı hastaneler, bölümleri olmasa bile, yatak sayıları el verdikçe kabul ediyorlar hastaları hiç değilse dışarıda kalmasınlar diye. Kanser vakaları yüzde iki yüz artmış. Çernobil’in gizlenen sonuçları olduğunu söylüyor bu konu ile bağlantısı olan insanlar. Hani gözümüzün içine baka baka çaylarını yudumlayanlar var ya kendileri de o zamanki koltukları uğruna bu kandırmacaya alet olmuş bakan insanlar; vicdanları rahat mı acaba? Çevresinden hiç mi yakalanan yoktur bu berbat hastalığa? Bu kadar ucuz mu hayatımız gözlerinde? Gözleri, gözlerimizin içine çekilmeden, dosdoğru bakabilir mi ki acaba?
Doktor olmak da hasta olmak kadar zor olmalı bu ülkede. Canı yanan, acıyan ailelerin yüzlerine baka baka; “ kızınız, babanız, oğlunuz, kocanız, karınız ya da herhangi bir yakınınız çok hasta ama bizim ona bakacak gücümüz, donanımımız yok ülke olarak. Bir tanıdık bulup, hastaneye giriş yapabilmenin yollarını arayın” diyebilmek mi daha zordur yoksa sonu gelmez tıp eğitimini başarı ile bitirebilmek mi?
Özel sigortası olmalı insanın dedim bir kez daha kendi kendime ama öğrendim ki o da çözüm değilmiş meğer. Bu tür hastalıkların masraflarını, bir yere kadar karşılıyormuş özel sigortalar da. Birazdan okuyacaklarınızı da ben duyduğumda şok oldum. Aile kesin yanlış anlamış olmalı dedim. “sizi yatıracak yerimiz yok ama yeni kurulan bir hastanenin boya badana işleri bitemedi bir türlü. Tamamlayın, size oda verelim”…bu da aileye sunulan tekliflerden biri. Arkadaşın babası şaşkınlık içinde anlattı bana. “yanımda tanıdık bir usta var kızım; şimdi götüreceğim de bir baksın ne yapılabilir oraya?” Bu tür şeyler, sadece Ayhan Işık ve Belgin Doruk’un başına gelmiyormuş meğer. Hayat bazen, en komik bulduğumuz senaryoların bile önüne geçebiliyormuş anlamsızlık olarak.
Yani kısacası, hastalanmadığımız ve sağlıkla uykuya yattığımız her gün için sonsuz şükretmek lazımmış ülkemizde onu anladım. Sırtımı dayayabileceğim hiçbir güç olmadığını anladım maalesef. İş yerimden, ailemden, arkadaş çevremden ve de bilmem kimin tanıdığı bilmem neredeki profesörden başka medet umacağım hiç kimsem yokmuş.
Bugünkü gazete manşetlerini incelediğimde tüm bu yazdıklarımı bir kez daha düşündükten sonra; acaba gerçekten hayatta kalabilmek için birileri bizi kovmadan gitmek mi lağzım buralardan diyorum şimdi. Çünkü; o birileri, cevap yetiştirmek uğruna, bir çok çaresiz hastanın derdine çare bulamıyor. Trafikten, eğitimden, sağlıktan ve daha bir çok doğal vatandaşlık haklarımızdan yararlanabilmemiz için tam kapasite çalışamıyor. Bizleri, icraatları ile inandıracaklarına; alenen kovmakla tehdit ediyor.
Yazarlar, başımızdakiler, başımıza çıkamayanlar ve de bizler sürekli didişiyoruz. Benim arkadaşım ise haftalar sonra ancak hatırlı bir tanıdık sayesinde bu sabah yatabildiği hastane yatağında, canı ile uğraşıyor. İnşallah geç kalınan bir şey yoktur onun adına zira başka şeyler adına o kadar geç kalınıyor ki…