- Kategori
- Haber
Kapatılmakla, kapatılmamak arasındaki fark

kadıncagı.com
AK Parti iyiden iyiye saçmalamaya başladı.
Gençlik yıllarımızı hatırlatan, halkı germekten başka işe yaramayan iktidar-muhalefet atışmaları. Bunlar; bu tür söylemlerin, öfkelenmelerin ve sert çıkışların hala “Oy” a dönüşebileceğini sanıyor olmalılar.
Hoş; meclis kürsüsünde ve mitinglerde bu tür söylemleri alkışlayanlar olduğu sürece de, gerçeği göremeyecekler herhalde.
Böyle bir Parti Genel Başkanlığı, makam, hele Başbakanlığa dönüşen durumlarda, geride kalanlar ayak takımı, kul vs. olarak görülüyor olmalı.
Söylemlerden ve davranışlardan o kadar belli ki. Şu söylemlere bakar mısınız? “Bakanıma emir verdim. Bakanımı hemen çağırdım. Benim işçim. Memurum. Benim halkım vs.”
Doğu kültürünün ayak takımına bağlı “Alt beyin” algılamaları komplikasyonuna uğramış gibi.
Son günlerde iktidar çıkış yolu olarak Demokrasi’ye sekiz koldan sarılacağına eline geçen fırsatlarında kendi kalesine gol atarak tamamlıyor. Üstelik hakem Kırmızı Karta bu kadar yakınken… Pes vallahi…
Aysun Kayacı, Kamer Genç derken, gittikçe saçmalama durumuna gelen boşuna sert şut çalışmalarının yanında, akıl almayacak bir vaziyette, Taksim’in 1 Mayıs’ta gösteriye kapatılması ve 1 Mayıs’ın tatil edilmemesinin yanında, birde ayak takımı “Faul’ü” doğrusu tam bir “Kırmızı Kartlık” durum.
Kendisine açılmış olan kapatılma davasına bu kadar yardım edilebilir ancak. Kendi ceza sahası içinde ancak bu kadar “Faul” yapılabilir.
22 Temmuz seçimlerinden aylar önce askıya aldığı, AB ve Demokratikleşme çalışmalarını, kapatılma davası nedeniyle hemen gündeme getirmesinin nedenini bile anlayışla karşılamaya hazırlanırken, son günlerde yapmış oldukları olağanüstü, kendi kalesine gol atma çabalarıyla, Demokrasi’ye inanmış ve AK partiyi bu yüzden destekleyen insanları yarı yolda bırakmış olması, olsa olsa hiçbir hazırlığı ve ileriye dönük öngörüsü olmayan acemi Liderlerin yönettiği ayak takımı bir parti görüntüsü vermeye yetmiş de artmıştır.
Diğer partilerden ne farkı kaldı ki, halkı değerli hissettirecek. Beynindeki en eski ve en berbat kalıbı da seyircinin üzerine, sahaya sürdü.
Artık “Beraber yürüyemeyeceğiz bu yollarda”
Hala da inanmak istiyor insan. Hele başka evrensel anlamda söylemleri bulunmayan bolca yerellik ve kendi sahasına çekilme menfaatleşmesinin bol olduğu parti çeşitlemesinde. Kimbilir istenende budur belki. Gerçek anlamda alternatifin kalmaması...
Bakmışsınız günün birinde, yani bir başka oyunda, Özgürlük ve özgür düşüncenin önemi vurgulanır.
Bakarsınız, günün birinde Ergenekon deşifre edilir, Hırant Dink, Malatya Cinayetleri aydınlanır. İfade vermeyenler mahkemeye zorla getir irilir. Şemdinli için savcılar sürülmez, Cumhuriyet Gazetesi bile kendisini bombalayanları deşifre eder. Danıştay başkanı darbeleri övmez. 367 kararı tarihe geçmez. Bakarsınız, Nokta Dergisini Asker yerine, Polis basar. Bakarsınız, Ülkemizde tek bir hukuk uygulanır.
Bellimi olur, belki bir gün Darbeciler de yargılanır.
Belki Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu çözülür. AB programı uygulanır.
İşsizliğe el atılır. Kendi hesaplarına göre 10.000 dolar eşit olarak paylaştırılır.
Eğitim Milli ve Dini kalıplardan arınarak Bilimsel kalıplara oturtulur.
Belki bir gün ülkemize de “Demokrasi” gelir.
Ama belli olan bir şey var.
Bütün bunlar başkalarını da kendi Cennetine sokmak isteyen, insanların kaç çocuk yapması gerektiğine karışan ve kendini “Padişah” halkını kul olarak gören bir AK parti ve Tayyip Erdoğan’la olmaz.
Artık kapatılmakla, kapatılmamak arasında bir fark kalmadı.
Hayırlı olsun.