- Kategori
- İlişkiler
Kapıda

Kapıdaydı. Kapıyı çaldı mı çalmadı mı bilmiyorum. Sen de kapının diger tarafında. Orada olduğunu farkediyor ama açıp açmamakta tereddüt ediyordun. Çünkü oradaysa ne yapacağını bilmiyordun. Ama açmazsan ve oradaysa gitmesine de gönlün razı olmuyordu. Şansını denedin. Kapıyı açtın. Kapıyı açarken yüzüne tereddütlü bir gülümseme kondurmuştun. Kapının önündeydi işte. Başı önde ıslanmış saçlarla duruyordu. İçeri girmek istemediği her halinden belliydi. Neden geldiğini bile bilmiyordu belki. Dün karşılaştığınızda ayaküstü konuşmada, "konuşulmamış olan şeyler" olduğunu söylediğinde aklına düşmüştü belki de buraya gelmek. Konuşsamıydı ki acaba? İçeri davet ettin. Gelemeyeceğini ve vaktin varsa biraz yürüyüş yapmak istediğini söyledi. Elbette onu o halde bırakmak istemediginden hemen paltonu alıp kapattın kapıyı. Anahtarı alıp almadığını kontrol bile etmeden. Yürümeye başladınız sokaklarda. Yağmur yağıyordu yine. Sordu. Konuşulmamış şeyler kaldı derken neyi kastettiğini...
Bilmiyordun aslında. Yani biliyordun da, bunun doğru cevabının, burada nasıl başlayacağını bilemediğin bir cümle ile olmaması gerektigini düşünüyordun. Sonra konuştunuz. Hayattan, "An"dan, geçmişten, gelecekten, yarından, dünden. Konuştukça sen olması gereken yere geldin, o kayıtsız bir boşluktaydı.
Günler geçti. Her geçen gün, biraz onun biraz senin istediklerinle şekilleniyordu. Ama birbirinden çalınmış zamanlarda geçiyordu hep. Olması beklenen gibi.
O küçücük şeyleri kafasında büyüten, kendini sürekli sorgulayıp, yargılayan, dünle bugün arasında sıkışıp kalmış şekilde yaşamaya alışmış düşüncelerden kurtulmuştu yavaş yavaş. Daha çok hiç düşünmeden hareket ediyordu artık. Sen bu anlardan yakalayabildigin zamanalarda yanında oluyordun. Sonra yok oluyordun. Cunku çalabilecegin zamanının biraz daha fazlası seni yoruyordu.
Sonra bir gün o da yoruldu. Kapını açtıgında karşında yoktu. Şimdi sen zaman çalmayı isterken, o penceresinin kenarında, aşağı bükülmüş dudaklarla yağan karı izliyor...