​ Kar.. / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '08

 
Kategori
Güncel
 

Kar..

Kar..
 

Bir beyaz rahmet kaplamış yeryüzünü; zemherinin arifesinde.. Kucaklaşmış birbirine hasret iki dost. O hasret ki bağrını çatlatmış sevdalısının.. Irmağın denize kavuştuğu gibi kavuşmuştur kar ve toprak. Soğuğun “temsili resmi” içimizi ısıtmıştır..

Mikroskobik görünümündeki harikuladelikler “büyük çerçeveye” de yansımıştır. Mucizevi bir örtüdür kar.. Her ne kadar ismi soğuklarla özdeşleşse de; aslında soğukla birbirinin zıddını temsil eder. Koruyucudur yeryüzünün mantosu; altındaki envai çeşit bitki ve hayvan için..

Çoğumuz onu medyanın “karakış geldi, şu kadar köy yolu kapandı” anonslarıyla tanırız. Gözümüzün önüne kar kürüme araçları gelir hemencecik. Çoğu zaman homurdanırız trafik sıkışacak yine diye.. Kimimizi bu kış yakılacak kömürün telaşı alır. En çok sıkıntı çekenler ise evsizlerdir. Başını sokacak bir yer bulamazsa ölümle burun buruna gelecektir neticede..

Gerçekten de kar; akla hep olumsuzluklarla gelir. Yağan karla birlikte buzlanan yollar trafik kazalarına neden olur; kaldırımda yürüyen yayalar kayarak düşer ve yaralanırlar; saçaklardan kafasına buz düşüp ölenler; yollarda, bağ ve bahçede donanlar vardır. Kar yolları kapattığı için hastaneye gidemeyen hastalar çaresizlik göstergesidir. Yağışın çok olduğu engebeli arazilerde çığ tehlikesi vardır.

Olumsuzluklar.. İnsanoğlunun bir çırpıda söyleyebildiği şeylerin belki de en başında gelir. Hemen sayıveririz eleştirilerimizi. Oysa her olumsuz görünenin bir de olumluya bakan yönü vardır. Çoğu zaman göremeyiz.. Görsek de ifade edemeyiz. Zordur övgüyü anlatmak; kelimelere dökmek..

Rahmet dedik; hem de beyaz rahmet.. Sızlansak da onu görünce, homurdansak da; yine de vazgeçemiyoruz. Onu vazgeçilmez yapan kuşatıcılığı.. Bir ana edasıyla kucaklarken yeryüzünü, nice şairler, yazarlar, ressamlar kanatlarının altına sığınmıştır. Yıllar yılı kartpostalların; sonra da e-kartların vazgeçilmezi olmuştur. Ovaların yorganı, dağların gelinliği olmuştur.

Çığ çığ inse de insanın tepesine, incitmemiştir kardelenlerin yüreğini.. Masumiyetin, temizliğin timsali olmuş gönüllerde.. Karabasan gibi çöktüğü zannedilse de doğaya; yeryüzü çimlenmektedir onun koruyuculuğunda..

Bir anı var gözlerimde.. Çocukluğum ve beyaz örtü.. Bir de hayalim var: Tepeden aşağı süzülürken tahta kızağımla, minik yumuk ellerim, ayaklarım üşümesin istiyorum. “Sobalısını yapacağım büyüyünce” diyorum. Yıllarca hoş tebessümler ettiriyor sözlerim. Ben yapamasam da sanırım şimdi yapmışlardır kar kızaklarının kaloriferlisini.. Daha yapamadılarsa ayıp yani..

Şanslı büyüdüm aslında.. Babam “Alaman kahrı” çekerken biz “Avrupa toprağı” çiğnedik. Karla da orada tanıştık, kızakla da.. Yoksa memleketin yamaçlarında leğenlerle kayıyor olurduk sanırım. Karı da gördük, kardan adamı da..

Kar berekettir aslında.. Bizden başka bu kadar sızlanan bir millet daha var mıdır bilinmez; yağsa da bir yağmasa da bir bize. “Hayatı felç etme edebiyatı” oskarları bize ayrılmıştır mütemadiyen..

Burada Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) yaptığı yağmur duasını zikretmeden geçmek olmaz sanırım: Hicretin altıncı yılında büyük bir kıtlık ve kuraklık baş gösterir. Ramazan ayının bir Cuma gününde kendisinden yağmur için dua etmesi için ricada bulunulur. “Bardaktan boşanırcasına yağmur” talebinde bulunur ellerini açarak.. Bir hafta kesilmeksizin yağar yağmur. Öyle ki sahabe neredeyse evlerine gidemeyeceğini zanneder. Ve tekrar gelip yağmurun kesilmesi için dua etmesini isterler. O yine de “kesilsin” diye değil, “başka yerlere yağması” için dua eder. Ve Medine’de kesilen yağmur, etraftaki bölgelere yağmaya devam eder. Kim bilir belki de duanın “kesilsin” değil de “başka yerlere yağsın” şeklinde yapılmasının ardındaki sır; yeni ve daha büyük bir kuraklık felaketine uğramayı engellemeye gayret etmektir.

Örnek önümüzde ve mesaj gayet açık.. Yağmur ve kar hayatın bir gerçeği.. Neyi niçin istediğimizi iyi bilmeliyiz. Hakkımızda hayırlı olanı istemeliyiz. Hasretle beklediğimiz şey, felaketimiz olabilir. İsterken ölçülü olmalıyız; verilirse şükretmeliyiz..

Memleketin dört bir yanındaki barajlar, göller kurudu; dereler akmaz oldu. Bir yanda kuraklık hüküm sürerken diğer tarafta sel felaketleri oluyor. Dünyadaki sular mı azaldı? Hayır. Suların ritmi bozuldu; yağış yeri ve miktarı değişti. İhtiyacı olan yere değil de, belli alanlara yağmaya başladı. Tabir yerindeyse bir yerin dili damağı kururken, diğer yer boğuluyor.

Son birkaç yıldır doğru düzgün kar yağmadığı için memlekette su stokları yeterli düzeyde değil. Yağmur yağsa da ırmakların belli bir debide akması zorunluluğu suyu stoklamaya yeterince izin vermiyor (En azından Akdeniz Bölgesi için geçerli bu). Yağmurla gelen suların fazlasının barajlardan salınması gerekiyor. Barajların stoklama görevinin bir kısmını da dağların dorukları yapmakta. Doruklarda kar birikmez ise barajdaki su kullanılınca arkası gelmediği için yazın ortasında kalakalıyoruz. En azından paniğe kapılıyoruz. Anlayacağımız suyun devamlılığı için etkili kar yağışı şart..

Şimdi biz memleketin dili damağı kururken yağan kara küfredersek başımıza gelecek felaketleri hak etmiş olur muyuz olmaz mıyız?

Göreve yeni başlamıştım.. İlk görev yerim Yozgat idi.. Takdir edersiniz ki gençliği sahillerde geçmiş birinin karasal iklimin kalbine gidip yerleşmesi biraz sıkıntılı olur. Hava soğuk mu soğuk, kar yağıyor.. Sağlık ocağının çatısının saçaklarından buz sarkıyor. Her sabah hastalardan önce gidip bir bir düşürüyordum sarkan bir metrelik buzları, birinin kafasına düşüp öldürmesin diye.. Önceleri eziyet gibi gelse de sonraları alışmıştım. Hatta zevk bile alır oldum bu işten.

Eskiden bizim köylerde (İç Anadolu) yağan kar evin boyuna ulaşırmış. Evden çıkabilmek için tünel kazıldığı rivayet edilir. Bereketli günlermiş.. Şimdikiler beş-on santimetre yağınca oflayıp puflamaya başlıyor. Doğadan kaçan insan mutluluğu yakalayabilir mi bence biraz şüpheli..

Çocuklar kaç senedir sıkıştırıyor “kara gidelim baba” diye.. Karın nasıl bir şey olduğunu görmemişler daha. Bir defasında kar bulma ümidi ile çıktığımız yaylamızda çatılan dökülenlerin oluşturduğu yığını bulmuşlardı da nasıl sevinmişlerdi. Her defasında bir bahanesi oluyor insanın. Hepsi hepsi 20-30 kilometreyi göze alamıyor insan. Nedenini bile düşünmüyoruz; eziyet geliyor bize..
Yaşamdan zevk alamaz hale gelmişiz günlük koşuşturmaların arasında. Çocuklarımızı da zevksizliğimize ortak ediyoruz gayri ihtiyari.

Karın anatomisi bile tek başına mucizedir. Kılıktan kılığa girer mikrokobun altında.. “Böyle bir mühendislik olur mu?” der şaşkın aklımız. Oluşumu ayrı bir mucize, yeryüzünü incitmeden inişi ayrı bir mucize.. Görevini tamamlayana kadar misafirimiz olması ise bizim şansımız.

Mevsim kış olsa da gönlümüzde çiçekler açtırır, ipekten örtünün sıcaklığı.. Bereketi çağırır dilimizdeki türküler, ve de çocuklarımızın rüyalarını süsleyen kardan adamlar..

17.11.2008 saat 01.16

 
Toplam blog
: 32
: 859
Kayıt tarihi
: 04.12.08
 
 

Hayatı yaşanabilir kılan bilgidir... Vakit buldukça yazmaya çalışıyorum. Yazılamayan, kaydedileme..