- Kategori
- Anılar
Kara trenin; "düdüğünü, isini, pasını, karasını" özlediniz mi?

Kara tren gelmez m'ola... Grafik: Ümit Sarıaslan
Türkiye’nin ilk demiryolu, İzmir- Aydın arasında, 1866 yılında yapılmış. Aradaki Çamlık İstasyonu'nda 15 yıldır sergilenen Buharlı Lokomotifler Müzesi, tam bir nostalji kaynağı.
Gidin, görün, Ata’nın vagonunu ziyaret edin. Almanya’dan özel sipariş. İçinde, Ata’nın lavabosu, yatağı, çalışma masası, mutfağı, banyosu mevcut. Ata’nın arzusuyla bu mekana Çamlık ismi verilmiş. Eski adı “Muradiye”. Dokunun ellerinizle. Her birine Ata’nın eli değmiş çünkü.
Çamlık İstasyonu'nun arkasındaki bu yerde 36 adet lokomotife ev sahibi yapılan Açıkhava Müzesi'ni, her zaman ziyaret edebilirsiniz.

ATA' NIN TRENİ
Bir çok ülkeden çeşitli lokomotiflerinin de sergilendiği müzede en çekici olanı, Ata'nın vagonu. 1937 yılında kadar yurt genelinde birçok noktaya bu vagonda hareket etmiş, 1937 yılında Çamlık’daki bu istasyona gelerek yönetimi buradan sağlamış
Selçuk’a 7 km uzaklıkta olan Çamlık Lokomotif Müzesi'ne, Şirince ve Efes Antik Kenti'nden geçerek gidiyorsunuz. Araba park yeriniz hazır. Giriş 5 TL.
Bunca yılın ardından trenlerimiz çeşitlendikçe çeşitlendi. Hangisine bineceğimizi şaşırıyoruz valla. Eskiden “kara tren” vardı. İnip bindikçe içimiz kara olurdu ama, neşemizi de bulurduk.
Müzede soluklanan yorgun lokomotiflere baktıkça, dalıp gidiyorsunuz. Bizim kara trenlerin baş tacı lokomotifler. Buharlar içinde kaldı mı, göz gözü görmeyen o lokomotifler. Bizim kara vagonu bunlardan hangisi çekti diye de düşünmeden edemiyorsunuz
Sahi, öküzlerle de tanıştık bu trenler sayesinde. Son hızla gelen trenin rayları arasında otlayan öküzler vardı, bilirsiniz. Trene bakar ha, bakardı. Sonra sonra bu trenlere bakan öküzlerle de tanıştık. Rayların arasında inadına heykel kesilerekten bakardı, hatırlar mısınız? Sonra bu raylar, iş hayatımıza kadar da ineklerle birlikte uzandıydı. Şimdilerde hakaret için kullanılıyor bu kelimeler. “trene bakan öküz” gibi. Çuval çuval bir yığın demir .Bakmasın da n’apsın? Di mi?
Sonraları, trenlere bir haller oldu. Eskiden karınca ezmez, kaplumbağa atikliğindeki trencilik, “çıtkırıldım” trenlere dönüştü. Eskiler, merdiven altına, bir kısmı da delikten süpürüldüler.
Şimdi de, “eskiye mazi, yenmişe de kuzu” derler kabilinden, bizleri, hızlı trenlere yönlendiriyorlar. Bir defasında devrilip de 40 can gidince, akıllar başa geldiydi. Siyasi rant uğruna ortada ceset olmasına rağmen, ballı börekli trenler önümüze konmağa devam ediyor.
Oy uğruna, “ Hızlı tren “ dediler, kesmedi. “Yüksek” lerde uçmak lazımdı değil mi? Şimdi, malı daha da götürmek için, “çok hızlı” sına talim ediliyor.
Töbe Yarabbi. Bizler gibi trenleri de ne hallere sokmuşuz. Kara tren terfi etti, hızları değişken isimlere büründü. Mavi tren, beyaz tren, hızlı tren, yüksek hızlı tren, hızlı tren üstü az pilav (Pardon) süper hızlı trenlere gelip dayandık. İnşallah, birilerinin altında kalmayız.
Eh, başımız kel mi? Hem nostalji yaşayalım dedik. Hem de Ankara’ya yüksek hızlı trenlerle tanışalım diye İzmir’den Mavi trene bindik.
Uyuklamağa çalıştığım yerden düşündüm. Trenlerimiz ne kadar da değişmiş. Orkestralı olmuş. Baklagiller familyasının bütün üyeleri koltuklara yayılmışlar. Bütün gece uzunlu kısalı Macar Rapsodilerden tutun da Tchaikovsky’nin fındıkkıran süitini kesintisiz dinledim. Zilli Zarifenin bir tek göbek atmadığı kaldı anlayacağınız. Cartlı - curtlu melodili. Mavi trene binmişiz ama, “kokulu tren” oluvermiş
TCDDY’larının eski tadı yok. Resmi kıyafetler kalkmış. Ne kırmızı şapkaları var, ne de göğüslerindeki yıldızlı lacivert ceketleri. Demiryolları hepten satılıkmış. Ayakkabı kutsusunun içindeki banknotlar gibi, hepsi sıfırlanmış. Eskiden temizlikçiler bile üniformalıydı. Şimdi yolcu bunlara bakıp, ikaza rağmen kokulu ayaklarını pabucuna sokmuyor. Uykunuzda Orkestradan istediğiniz konçertoları, boy boy, kokulu cinsten sere serpe dinleyebilirsiniz.
Değişen ne mi var? Söyleyeyim. Eskiden trenlerin kapı kollarının yanında “Dikkat KAPU çarpar” yazardı. Şimdi“KAPI” diye düzeltilmiş. Bunca yıllardan sonra “KAPU” nun “KAPI” olduğunu da, TCDDY’ları, bizlere öğretmiş oldu.
Gel de Çamlık'taki tren müzesini anma. Orası, kıymetli, huzur verici. Özlüyoruz. Onun düdük sesini özlüyoruz. Öttü mü, bizi dağlardan, bayırlardan, uçurumlardan derin köprülerden uçuran, is kokulu, kömür kokulu, dumanlara bürülü “o sesi”, sesleri özlüyoruz. Uzun uzun iç çeker gibi ötüşünü özlüyoruz. İçimizin garibanlığını silip süpüren o coşkulu sesi arıyoruz.
“Kara tren gelmez m’ola?” diye sesleniyoruz. “Şiirini yitiren”, hurda halinde sergilenen trenlerimizi istiyoruz geriye. Esasında şiirlerini onlar yitirmedi, “şiirini yitirenler, trenler değil, bizler olduk.” Diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz.
Son olarak; kara trenin; isini, pasını ve karasını özlüyoruz. Ya siz?
Ört ki, ölem !
N O T . Yazımın manşetindeki grafiğin sahibi çıktı. Eski bir Demiryol hayranı olan grafiker Ümit Sarıaslan’dan, aşağıdaki not geldi. O da kara tren sevdalısı anlaşılan.
Eline, gönlüne sağlık Muzaffer Abi Ömrünü "şiirini yitirmiş trenler"in türküsünü çığırmaya harcamış bu kardeşinizi mutlu ettiniz. Evet nicesi gibi, vakti zamanında yaptığım bir afiş idi o da. Size fırsattan kömür kokan selamlarla. “Çuf...çuf...çuf...” özlemle...
“Yuh...yuh...yuh...” özümüzü ömrümüzü külleyenlere... Kardeşçe sevgi selam tekrar. İyi ki varsınız, varsıllığımızsınız (Ümit Sarıaslan)





İŞTE ATANIN VAGONU VE LAVABOSU

ATA'NIN YURT İÇİNDE KULLANDIĞI -TRENİ


TRENLER, HALA DAHA BÖYLESİ DÖNERLİ RAYLI SİSTEMLE CEPHESİ DEĞİŞİYOR, DÖNEBİLİYOR








