​ Karagöz / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '09

 
Kategori
Güncel
 

Karagöz

Karagöz
 

Türkiye- Suriye Bölgelerarası işbirliği programı çerçevesinde aşağıda haberi geçen bir konuyu sizlerle paylaşıyorum.

Şimdi bu haberi okuduktan sonra eski bakan şimdiki vekil sayın Kürşat Tüzmen beyefendinin Mersinde ABD ‘den ithal ve de özel onkoloji hastanesinin açılması konusundaki söylemleri hatırıma geldi ve…

Önce haberi okuyunuz sonra ben yazmaya devam edeyim…

‘’Halep'ten Gaziantep'e gelen Suriyeli hastalar Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Şahinbey Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi olabilecek. Üniversitedeki hocalar, hastaları şehirdeki başka hastanelere de yönlendirebilecek. Konuyla ilgili işbirliği protokolü GAÜN ve Halep Üniversitesi yönetimi tarafından imzalanırken, GAÜN bu kapsamda Halep'e ofis açtı.

Açılışta konuşan Gaziantep Üniversite Rektörü, Prof. Dr. Yavuz Coşkun, iki ülke arasında son yıllarda birçok alanda yatırım yapıldığını söyledi. Yapılan bu tür uygulama ve anlaşmaların her iki kardeş ülke insanına fayda getirdiğini belirten Coşkun, "Gaziantep Üniversitesi olarak, komşu ülkelerle üniversite alanında yapılan projelere bir yenisini eklemek bölge insanımıza ciddi bir heyecan ve mutluluk vermiştir. Bu birçok alanda olduğu gibi, komşu ülke insanları için hayati önem arz eden sağlık alanında böyle bir projenin hayata geçirilmesi, üniversitemiz için geleceğe dair önemli bir adımdır." diye konuştu. Halep Üniversitesi Rektörü Muhammed Nizar Akil ise, kardeş ülke Türkiye'nin son yıllarda Suriye halkına gösterdiği, yakınlık ve alakadan dolayı bahtiyar olduğunu söyledi. Akil, "Halep ve Gaziantep'in kardeş şehir olarak yapmış oldukları projelere üniversiteler olarak da katkı sağlamamız ve bu projelerin içinde yer almamız bizim için önemli bir adımdır. Özellikle sağlık alanında açılışını yaptığımız bu proje üniversiteler olarak insana ne kadar önem verdiğimizin bir göstergesidir. En büyük arzumuz kardeş kentler olan Gaziantep ve Halep üniversiteleri olarak bundan sonrada bu ve buna benzer projelere imza atıp hayata geçirmektir." şeklinde konuştu.

Projenin ikinci ayağı, 3 Kasım 2009 Salı Günü Saat:15.00'da Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Poliklinik binası zemin katında yapılacak. Halep Bilgilendirme ve Yönlendirme Ofisi projesi kapsamında, Halep'ten Gaziantep Üniversitesi, Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde tedavi olmak amacıyla gelmek isteyen hastalara yardımcı ve yönlendirme yapılacak.’’CİHAN

Evetttt….

Okudunuz…

Eeeee….

Sayın vekilim Mersin üniversitesi için böyle bir girişim niye yokta ABD özel onkoloji var…

Akkuyu… Onkoloji… Yılların eskitemediği tarih kokan; birazcık onarımla daha çok seneler hizmet edebilecek olan stadın arsası…

Nerden nereye geldin Nefise?

Ne alaka.

Akkuyu, onkoloji, stat, arsa…

Keskel alaka canımmmm…

Keskel alaka…

Bu cümlenin ne kadar saçma sapan olduğunu bilsem de Ferhan Şen soy’un bir oyununu izlemiştim fiiiii tarihinde oradan takıldı kaldı bozuk plak gibi dudağımda.

Bakın hükümet çıkarma üzerine çıkarma yapıyor Suriye ve ırak’a…

Irak’a ihraç edilen et yüzünden bizde et kalmadı kardeşim, fiatlar uçtu…

Yani, siz Karadeniz ve Doğu Anadolu’daki o bereketli meralarda büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine destek vermeyin sonra….Ahhhhh! G.A. P.

Nasıl pirinçti, şekerpancarıydı…gibi..

Üreten değil tüketen toplum o ki, muhtaç ol, kolay parçalan…

Gelelim, öööö; bu bakanlarıyla, işadamlarıyla ve bir basın ordusuyla yapılan çıkartmaya ve ülkeye, akabinde kentimize getirisine…

Yani…

Göreceğiz…

Hükümetin Mersin vekillerinin şehir için bu çıkarmadan ne kazanç sağlayacakları da biraz kişisel başarıları olacak onu da göreceğiz…

Turizm diye figan ediyoruz ya, ve bu feryat figanlığın arasında da kocca kocca çok katlıları deniz kıyılarına dikiyoruz bir yandan….

Neyse ben farklı bir yönden turizm diyeyim.

15 Ekim-18 Ekim arası lojistik fuarına ev sahipliği yapacak bir Mersin var…

Şimdi daldan dala olacak ama konu akışı için gerekli bu daldan dalalık diye düşünüyorum, ki benim meşhurdur daldan dala atlamam yazılarda o yüzden okuyucu dostlarım bilirler beni.

Yahu uzatmaaaa…

Bakın turizm denince denizdi, güneşti, kamp ilk akla gelse de turisti ki bu yerli yabancı fark etmez çekmenin bir yolu da fuarlardır.

Fuar turizmi…

Ciddiye alınmalı Fuarlar ve …

Almanya örneği….

Çin…

Honkong…

Dünyanın hatta bizden yüzölçümü ve nüfusu olarak küçük ülkeler bile fuar turizminde ciddi adımlar atmışlar. Mersin için fuar, ciddi bir fuar sektörü turizme kazanç kapısını sonuna kadar aralar. Ama kapalı ve açık fuar alanlarının da kalitedeki çıtayı yükseltmesi şartıyla.

Mersin için fuar turizmi asla es geçilmemeli.

Çoğu kişiye ekmek kapısı.

Mersin açılımını fuarcılık alanında yapmalı. Türkiye genelinde açılacak dünyayı buluşturacak fuarlara mersin’in ev sahipliğini yaptığını düşünmek bile hoş. Asla hayal değil, rüyada değil.

Bir yere adapte olamamak sanki sorun. Yani biz kente gelir istiyoruz. O zaman iyi kanalize olmak gerekir.

Dünyanın Fuar sektörünün Türkiye’deki buluşma noktası Mersin olduğunda turizmden, tarıma kadar birçok gelir kapısı da tek anahtarla açılır.

Bir dip not; kullandıkları zaman dibin dibini bulan uyuşturucu kurbanlarına yenileri eklenmesin diye insanüstü çaba gösteren Mersin emniyetine bir alkış. Proje güzel.. Önce mahalle, kendi kapının önü temiz olsun. Yalnız galiba tek tarflı mücadele sonuç getirmiyor ve Emniyet güçlerine başta bende bir veli olduğum için velilerden destek şart. İlkokuldan, liseye kadar aslında uyuşturucu ile ilgili seminerlerin velilere verilmesi ve her velinin gönüllü bir emniyet mensubu gibi çalışması ancak önleyicilik yapar diye düşünüyorum. Bu hayatı öyle yada böyle iyiler, kötülerle beraber yaşamak zorunda. Bazen kurbanlar hep kötü olmuyor. Çocuğumuzun arkadaşı öyle yada böyle kurbanken, bir bakıyorsunuz mutlu, huzurlu çocuklarda kurban… Kurban seçenler ortada cirit atarken sadece Emniyet çözemez. Öylesi çoklar ki .

Zehirden para kazanmak…

Bir proje, gerekirse veliler eğitilmeli emniyet tarafından ve o veliler dağılmalı okullardaki öğrencilerin evlerine ulaşmalı velilerine anlatmalı.

Yani ne olacak?

Seçim zamanları kapı kapı dolaşılmıyor mu?

Çocuklarımız daha mı az önemli seçimdeki oylardan.

Zincirin halkaları gibi.

Yada suya atılan bir taşın yarattığı sonuç gibi. Bir destekte anayasa değişikliğine meraklılardan gelmeli. Satan ağır cezalara mahkûm edilmeli. Caydırıcı cezalar. Devlet okullardaki sorunlu, ki ekonomik krizler bu öğrencileri katladı malumunuz rehberlik sistemine daha önem vererek yaklaşmalı. Sorun aslında ülkenin sorunu. Gençliği, yaş itibariyle küçücük çocukları hedef almış uyuşturucu tacirleri.

Birinci, öncelikli sorunu

Ekonomi gibi, eğitim gibi

Ben başta bir veli olarak ve acizane gazeteci(köşe yazarlarıda haber verdiğinden gazeteci sayılırmış) fotokopisinin fotokopisi olarak Emniyet güçlerimizin öğrencilerle ve velilerle uyuşturucu sorununa çözüm projelerinde gönüllü olmaya hazırım.

Benim gibi çok kişininde olduğunu biliyorum.

En önemli sosyal proje bu.

_ Benim çocuğum yapmaz. Kötü arkadaşlarla ilişkilerine izin vermem. Aman banane elalemin çocuğundan; , anne babaları ilgilensin demekte çözüm değil ebeveynler.

Unutmayınız banane dediğiniz çocuklarla hayat boyu hayatı paylaşmak zorunda sizin evlatlarınız.

Ben değil, biz zihniyeti aslında özün sözü.

Yoksa her okulun önüne, her sokağa , her mahalleye otuz tane emniyet mensubu koysalar….

Minareyi çalan kılıfı hazırlar.

Önemli olan minareyi çaldırmamak.

Size küçücük bir alıntıyla veda edeyim mi?

Et ya…

Sen demez miydin, ziyaretin kısası makbul, maşallah alıştıra alıştıra uzatıyorsun yazıları.

Saman altında …

J

‘’Karagöz’e Mısır’daki amcasından bir sandık altın miras kalır Bunun üzerine Karagöz yakın arkadaşı Hacivat ile beraber bir ticaret gemisine binip Mısır’a giderler Miras işlemlerini hallettikten sonra yine bir ticaret gemisine binip geri dönerler Ama Marmara Denizi’nde kürekçilerin isyanı sırasında su alan gemiden yolcular kayıklara binerek kurtulurlar Karagöz ile Hacivat altın dolu sandıkla Mudanya kıyılarına, bindikleri kayıkla ulaşırlar ama sahilde konuşmaya daldıklarından iskeleye iyi bağlamadıkları kayık dalgalara kapılır ve gözden kaybolur Daha sonra bir at arabasına binerler ve Bursa’daki evlerine dönerler Bırak bir sandık altını ceplerindeki para da bitmiştir İş bulup çalışarak para kazanmaları gereklidir ama nasıl bir iş? Onlar aralarında bu konuyu konuşurken tatlı bir sohbete dalarlar Giderek sohbet koyulaşır, şakalaşmalar artar

Karagöz: “ Sence nasıl bir iş tutayım Hacivat Ama tutacağım iş de az emek harcayıp çok para kazanayım “

Hacivat: “ Öyle iş olmaz Karagözüm Ne demek az emek çok yemek Az emek az yemek “

Karagöz: “ Sen de amma yaptın be Hacıcavcav Bana az yemek vere vere açlığa mı alıştıracaksın Biraz insaflı olsan da tabağımı dolmayla doldursan Pek severim dolmanın yanına köfteyi, ondan sonra pilavı ve Şam tatlıyı “

Hacivat: “ Bu kadar yeter mi Karagözüm? İstersen nohuttan, musakkadan, makarnadan ve cacıktan da alsan ”Karagöz: “ Onları sen ye Hacıcavcav Benim istediklerimden ikişer porsiyon olsaydı, o yemeklerden birazı sabaha kalsaydı, ne güzel olurdu “

Hacivat: “ Tamam Karagözüm, bu istediklerin olur olmasına da, çok çalışırsan, çok kazanırsan, bu yemeklerden yersin “

Karagöz: “ Ahh Ah Keşke kayığı iyi bağlasaydık ve altınlar kaybolmasaydı Altınları bozdurur bozdurur harcar, yer içerdik Keyifli bir hayat sürerdik ‘’

 
Toplam blog
: 334
: 456
Kayıt tarihi
: 26.07.07
 
 

Yaşama değer veren bakış açısıyla biraz antika sayılabilecek düşüncelere sahip bir insanım. Geçmişte..