​ Kardeşlil SAL'I / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Haziran '08

 
Kategori
Deneme
 

Kardeşlil SAL'I

Kardeşlil SAL'I
 

Kardeşlik Sal'ımız Hep Var Olsun Sonsuza Kadar...


KARDEŞLİK SAL'I

(DENEMELER)


Kum taneleri gibi gurbete savrulup, yüreğinde hasretin alevleri

yanan, üstelik o alevler yüreğinin dışına taşmadan, kasıp kavurduğu bir dolu kum tanesi bekliyordu, bir tren istasyonunda. Her yolcu elinde valiziyle, trenin camından bakıp el sallayıp gidiyordu. Adı kum tanesi bu yolcular, derin bakışlarında denizin dalgaları arasında kaybolup gidiyorlardı. Nereden gelmişlerdi bu yolcular acaba? Sanki bir kasırga kopmuş, deli divane rüzgârlar, ağaçların, birçok dallarını kırarak sonbaharın hüznünde, turuncu yapraklar arasında sürüklemişti onları. Rüzgârlar dinip kasırgalar soluk aldığında, kimi kendini bir yığın yaprak arasında, kimi bilinmez bir diyarda, kimi kabaran denizlerin baloncuklarında, kimi denizin kıyıya vurduğu boş şişelerin içinde bulmuştu kendini. Üstelik bu şişelerin kapağı yoktu üstlerinde. Yeşil yosunlar tutmuştu etrafını şişelerin. Bu şişeler, hasret yürekleri andırıyordu. Bu yürekler yosun tutmuştu hasretlere. Denizin dalgaları, onları köpüklerine katarak, acımasızca kum taneleri gibi kıyılara vururken, beraberinde bir dolu kırık kum tanelini yine vuruyordu kıyısına. Denizin mavi sularının sert dalgaları nasılda kumları düzelterek, yazılacak beyaz sayfalar sunuyordu, bu yolculara. Tıpkı Sarıkamış gibi beyaz… Yolculardan biri, denizin dalgasından önce erken davranıp, Memleketinin adını yazdı kumsala. Arkasından bir sert dalga memleket ismini tekrar kumlara dağıttı. Bir diğer yolcu, bir diğer yolcu daha, sonra hepsi memleketlerinin adını yazdı. Meğer bu yolcular kendi memleketlerinden kopan kar taneleriymiş, kızgın kumlarda dahi solmayıp, gurbetin dört bir tarafına dağılan. Uzaklardan bir sal göründü. Sarı sarı kamışlarla ve memleket hasretiyle örülmüş bu salı, kardeşliğin çemberi göndermişti el ele tutuşan kardeşlik çemberine. Bu yolculuğun adı geçmişe dönüş olacaktı. Yolcular tek tek binip, önceleri birbirine biraz yabancı bakarak, bir süre yol alındı. Daha sonra küçük küçük tebessümlerle başlanan dostluklar, yerini kahkahalara bıraktı. Kimi yolcu bu yolculukta pes edip döndü. Arkasından denizin uğultuları şu şarkıyı söyledi. Kimler geldi kimler geçti… Arkalarından bakıp biraz hüzünlendiler, yalnız bırakılmışlıklarına, sonra yine tutundular bir birilerine. Bazen rüzgâr lodostan esince, yine omuz verdiler birbirilerine… Denizin küçük, büyük dalgalarında anılarını gördüler.

Birbirilerine dönerek, “Bak bak gördün mü?” derken, denizin dalgası onu da yutarak başka bir anıyı, bir başka anıyı daha gösterip gösterip sakladı, kendi içinde.

Akşam güneşinin kızıllığı çökünce salın üstüne, bu kez hüzünleri gösterirdi küçük ve dingin dalgalar. Hafiften bir ürperti, bir üşüme çökerdi içlerine ve hasretlerin alevleri hırka olurdu sırtlarına. Hasretin ateşi artık sadece yürekte değil, salın ortasında koca bir ateşti. Etrafında toplanan yolcular, o ateşin güzelliğine türküler söyleyip, ateşin adına memleket ve vatan aşkı dediler.

Bu ateş hiç dinmeyecekti… Bu ateşi hep yakacak, ne çok dal budak varmış, yüreklerde meğer. Her gün biri çıra tuttu, yüreğinden yükselen bu aleve. Her gün biri dal kopardı yüreğinden, harlandırdı o hasret ateşini. Etrafında çember oluşturulup, türküler söylendi. Memleketimin etrafı dumanlı dağlar, içerim yanıyor aney gözlerim ağlar. Urfa uzaktan seslendi kızmıyorum devam dedi.

Dalgaların uğultuları, bir Roman kızının sesini getirdi, salın kulağına. Çingen kız nasıl da şarkıların, R- lerine basıyordu, dişleri arasında. Hem biraz sonra kendide göründü Çingen kızın. Ellerini çırparak, yürüyüşünde cilve çırpıyordu denize. Bir göçmen kızı, yeşil bakışlarında bahar verdi bu sala.

Bir Kürt kızı, öylesine bir uzun hava çekti ki, salın halatını yüreğine çekercesine... Bir Acem kızı yol boyunca şiirler okudu deniz kabuklarına. Bir Azeri kızı, kocaman gözleriyle ayna tuttu, yüreklerin paslı tarafına. Bir Laz kızı fıkralarıyla denizi gıdıklayarak, taklalar attırdı dalgalara ve memleket salına. Bir Çerkez kızı hünerli elleriyle sofralar hazırladı,

tüm yolculara. Bir Türkmen kızı, uzak diyarlardan masallar anlattı mozaik Türk kardeşlerine. Bir Terekeme kızı, halk aşığı babasının sazını çaldı tüm sandal kardeşlerine. Bir Alevi kızı ortak oldu tüm sevgilere. Bir ezan okudu ki dalgaların sesi, birde, şafaklar gibi dalgalandırdı, o nazlı hilali.

Hep uzaktan bakan gözler, hayranlıkla baktı; Bu ne güzel bir sal, bu ne güzel geçmişe anılara yolculuk dediler. Sal yaklaştı bir diğer kıyıya, yolculuk şimdilik bitti. Yolcular inmemekte kararlı, salın ipi bağlı yüreğin demirine…

Kum taneleri yine dağılıp, yine sayfalar kadar düzgün görüntüler sergilemekte…

Yolcular zamanla hasretleri dindikçe, yüreğin kazması neleri kazıyor, o çemberin içine. Demek ki yürek yara aldığı yerden kanayıp, kendini göstermiş, hasretin ateşiyle yüreklere. Ve yine dalgalar her yazılanları kendi sayfalarına alıp kapatarak, bir başka sayfa açarlar hep kardeşliklere…

Ey koca deniz sen hem yutan, hem de kusansın. O koca karnın nelere gebe…

Dağıt karabulutlarını, dağıt ve biraz uyu dinginliğinde. Daha ne sallar okşayacak tenini ve daha ne türküler fısıldayacaklar kulağına. Daha ne eller sallanacak, mazilerden sana. Daha ne kardeşlik sallarını ağırlayacak o deli dalgaların ve kim bilir daha neler anlatacaklar deniz kabukları kardeşlik defterine… 2007

DİLEK EJDER

(Not: Eski soyadı Dilek FIRAT'TI)


 
Toplam blog
: 52
: 596
Kayıt tarihi
: 22.04.08
 
 

Araştırmacı yazar, şair, aforizmacı, ressam, besteci... Kardelenler diyarı Sarıkamış’ta doğdu..