- Kategori
- Sosyoloji
Karıncalaşan toplum

Televizyon 1923 yılında icat edilen ve Türkiye’ye 1953 yılında getirilen bir alettir. Bu teknik tanımdan sonra gündelik tanımına geçelim. Kimilerine göre çocuğun karşısında yaramazlık yapmadığı ve sustuğu bir alet, kimilerine göre boş zamanı geçirmek için faydalı bir alet ve kimilerine göre ise sadece bir aptal kutusudur.
Okuldaki sosyal bilgiler dersinde kitle iletişim araçları konusunda akla ilk gelen isimlerden biri televizyondur. Hocalar bu konuyu anlatırken yararları ve zararları olmak üzere iki başlığa ayırır genellikle. Ben bu yazımda daha ziyade zararlar üzerinde duracağım.
Amerikan Pediatri Akademisinin ‘’Televizyon ve Çocuklar’’ konulu araştırmasına göre 2 yaşın altındaki çocuklara ‘kesinlikle’ televizyon izlettirilmemelidir. Maalesef ki ülkemizde, oturmaya başlayan çocuk ilk olarak televizyonun karşısına oturtulur. Annesinin işi veya misafirler varken çocuk içerdeki televizyona emanet edilir. Fakat televizyon emanete hıyanet eder ve kendinin istediği gibi yaratmaya başlar.
Ergenlik dönemindeki çocuklara bakınız. Çoğu nedenini bilmediği bir depresyonun içindedir. Bu dönemin zor bir dönem olduğunu kabul ediyorum. Ama anne babalarımızın daha sakin bir ergenlik dönemi geçirdiği yadsınamaz bir gerçektir. Günümüzde izlenen dizilerdeki karakterlerin çoğu üzgün ve depresif bir ruh haline sahiptirler. Ve bu kişiler genellikle çok sayıda çikolata alıp yedikten sonra ‘ayıcığına’ sarılıp, peçete kutusunu yanına alır ve ağlar. Bunu izleyen zavallı ergen depresyon halini öğrendiğini sanıp aynı hareketleri hayatına geçirmeye çalışır ve maalesef ki bocalar. Çevremdeki gençlere baktığımda çoğunun buralardan gitme isteği olduğunu görüyorum. Nedeni ise meçhul. Böylece televizyon çocuğa ‘’depresyonu’’ öğretmiş oluyor.
Bir diğer konu ise televizyonun yaptığı kültür yozlaşmasıdır. Genci içinde yaşadığı toplumdan alıp, onun aslı kültürüne aykırı olan batı potasında eritilmiş bir kültüre yönlendirir. Genç kendi kültüründen utanıp, televizyonun aşıladığı kültürü hayran hayran seyreder. Dininden, dilinden ve ailesinden utanmaya başlar. Dizilerden alışık olduğumuz bir sahneyi sizlere aktarmak istiyorum ‘’kolejde okuyan burslu öğrenci, o okulda hizmetli olan ve kendi halinde yaşayan annesinden utanır ve okulda onunla konuşmamasını söyler.’’ Bunu izleyen çocuk bu davranışın yerinde bir davranış olduğunu düşünmeye başlar. Ve yavaş yavaş hayatına sızdırır. O da –maalesef- kapalı veya Türkçe bilmeyen annesinden utanmaya başlar… Dini duygularında istismar edildiğini düşünüyorum aslında. Dizilerde dini savunan insanlar dışlanıp yobaz diye nitelendirilir. Genellikle böyle insanlara ‘’ biraz çağdaş ol’’ denir. Dini öğelere yer veren dizilerde yarım yamalak işliyor bu konuyu. Örneğin namaz kılan kadının saçının yarısı açıkta. Çocuğun kendi dinini öğrenmesine izin verilmediği gibi başka dinlerde aşılanmaya çalışılıyor. (örneğin illuminati)
Televizyonda şahit olduğumuz ve gençlerin etkilendiği bir diğer sahne ise şudur: okuldaki derslerini geçemeyen ve öğretmenlerine kafa tutan çocuk okulu bırakıp ‘hemencecik’ bir dükkan açıp toplantılara katılarak ünlenir ve köşeyi anında döner. Bunu izleyen çocuk emek harcamadan köşeyi dönme planları kurmaya başlar. Şimdi siz söyleyin bu çocuk niye devam etsin ki okula?
Bu aygıt –maalesef ki- hayatımızın her alanını etkisi altına almış bir durumda. Eskiden köylerde sobanın etrafına oturup sohbet etmek paha biçilmezken, günümüzde televizyonun karşısına oturup, adeta ölüm sessizliğinin hâkim olduğu odada sohbet ediyoruz (!) Nasıl mı? Şöyle: ‘’anne biraz kenara çekilir misin televizyonu göremiyorum’’ ‘’abı kafanı biraz sağa kaydır’’ ‘’ biri şu bebeği sustursun’’ gibi…
Yapılan araştırmalara göre insanların bu kutuya bu kadar bağlı olmasının sebebi, televizyonun öforik etkisidir.(kişinin hoşnut olduğu, kendini iyi hissettiği duruma devam etmesi). Televizyon izleyen insan düşünmez, önüne verilen kutuyu itirazsız izler. Ve bu işlemi kesintisiz saatlerce yapabilir. Dünyada 10 saniyede bir, açlıktan birileri ölürken, insanların dizilerin sonlarını merak etmesi ne acıdır aslında.
Eskiden üzerinde işlemeli bir örtü atıp odanın bir köşesine bıraktığımız bu cihaz, şu anda evin her odasına yayılmış canlı bir bombadır!
Bembeyaz bir sayfa kadar temiz olan çocukların zihinlerini köreltmeyelim, onları televizyon yerine kitaplara emanet edelim…