- Kategori
- Güncel
Katılımcılık yoksa demokrasi yoktur.

Gezi Parkı direnişi, demokrasinin 4-5 yılda bir sandık başına gidip, geride kalan zamanı kendi çöplüğünde pineklememek olduğunu dosta düşmana ilan etti.
Sanıyoruz, demokrasi anlayışımızın çıtası, böylece çağdaş demokrasilerde yaşanan seviyeye doğru yelken açtı.
Gerçek demokrasilerde her birey, yurttaş olmak zorundadır.
Yurttaş olarak toplumsal tepkilerini her gün ve her an ortaya koymak, düşüncelerini ifade etmek, yaşanan gündemin parçası olmak, onun içinde ve hatta merkezinde olmak zorundadır.
Aksi halde halk, kendi belirlediği yönetim kadroları tarafından kolayca güdülen bir sürü konumuna indirgenebilir…
Şu an yaşanan Türkiye manzarası hayli ilginçtir ve Türk demokrasisi bakımından oldukça ileri bir aşamadır. Halk parklarda kendiliğinden parklarda toplanmakta, kendiliğinden organize olarak ülkenin gündemindeki konuları tartışmakta, düşüncelerini özgürce ifade etmekte, siyasete bilfiil “katılmakta”dır…
Ülkenin gündemi, halkın gündemidir.
Halkın ekonomik, sosyal, kültürel sorunlarıdır.
Halk bu sorunlar hakkındaki düşüncelerini ifade etme, tartışma ve belirleyerek, ileri sürme hakkına sahiptir.
Eğer halk bu hakka reel olarak sahip değilse, o ülkede demokrasinin varlığından söz edilemez.
Katılımcı demokrasi, doğrudan demokrasi demektir.
Halkın gündeme ilişkin sorunları bizzat tartışması, gündem yaratması ve gündemi belirlemesi demektir.
Demokrasinin özü budur, esası budur.
Temsili demokrasi ise, halkın bu temel hakkını birilerini seçerek, temsil yolu ile kullanması demektir.
Millet, vekillerini seçecek, o vekiller de Millet Meclisinde toplanarak ülkeyi [halk adına ve onu temsilen] yönetecektir.
İşte Başbakanımızın ağzından düşmeyen ileri demokrasilerde halk, hem temsilcilerini seçer ve hem de bilfiil sorunların merkezinde yer alır ve özgürce düşüncelerini ortaya koyar…
Demokrasi geleneğinin yeterince yerleşmediği ülkelerde yöneticiler, katılımcı demokrasiden hoşlanmaz.
Eleştiriyi saldırı, eleştiride bulunanları düşman bellerler…
İşte Başbakan…
Her eleştiri onun için bir saldırıdır.
Her düşünce bir saldırı silahıdır.
Gezi Parkı’nın o pırıl pırıl gençleri, ya faiz lobisinin ajanlarıdır, ya da kökü dışarıda birer azılı düşman…
Ancak bu zihniyet sadece Başbakanımıza has [özel ve öznel] bir duruş da değildir. Kim ki, demokrasi kültürünü içine yeterince sindirmemiştir, durum aynıdır. Bu hal, en küçük beldeden, en kalabalık kent yönetimine kadar; en küçük yönetim biriminden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin saygıdeğer milletvekillerine kadar tüm “koltuk” sahibi “şahsiyet” için geçerlidir, böyledir…
Meselenin özünde kültür vardır.
Kültürü hazmetme yeteneği ve kapasitesi vardır.
Ve o kültür birikiminin demokrasi üzerindeki yansıması vardır.