- Kategori
- İnançlar
Kayıtlılık
İnsan dediğimiz varlık, yaratılıştan bugüne kadar sürekli etrafında olup biten birtakım şeyleri taklit ederek yaşam formunu oluşturmuştur. Bugün dikkatli gözlemlediğimizde, yaşamımızı kolaylaştıran birçok araç insan bedeninin eylemlerinin psişik bir uzantısıdır. Örneğin; fotoğraf makinası, kamera ve TV insan gözünün görüşünün bir sanal tasarımıdır. Bunun yanı sıra, doğanın taklidini ise ressamlar yapar. Onlar, etrafta gördüğümüz şeyleri bizlere portre ve resimleriyle, sıra dışı tarzlarıyla, kendi projeksiyonlarıyla yansıtırlar. Resim, genellikle hayal ettiğimiz veya canlandırdığımız bir olayı, herhangi bir nesneye veya bir yere resmetme ya da yansıtma sanatıdır.
Yoktan bir şey var edildiği ve zahire çıkarıldığı halde bu, sanatçılarda 'kayıtlanma ve şartlanma' oluşturuyor. Çünkü yaptıkları üretim gerçek anlamda "hakikat" yaratımı değil! Yaratımları zahiri boyutla sınırlı kaldığı için onları da sonunda yine zahire çekiyor. Bunun sonucunda ise, 'bilgide kalan bir sınırlılık' olarak gelişiyor. Surette kalmak, zahirde kalmayı dolayısıyla suretsizliğe götürememeyi ve bilginin yaşantıya dönüşememesini vurgular. Bu sınırlılık ise bu kayıtla yaşayanlara azap getiriyor.
Örneğin ressam, tabloyu boyarken bir rengi diğer bir renkle bağlamak zorunda olduğunu hissederken karakteristik özelliklerini ortaya koyar. Bunun sonucunda, ister istemez beyninde bir şartlanmışlık oluşur, bu da kendinde bir kayıtlanmışlık yaratır.
Fakat "insan" bir şey düşündüğü zaman; bakış açısı yalnız bir noktada değil, birçok değişik renkte, sonsuz sınırsız dediğimiz frekansta titreşiyor! Bunun için de o kişide tüm renkleri, çeşitleri barındıracak bir kapasite gerekiyor. Dikkat edin İNSANdan bahsediyoruz, insansıdan değil!
Başka bir örnek verecek olursak, Resulullah şiir sevmezdi. Şiir, yapısı gereği benzetme yoluyla ilerler. Teşbih yoluyla olaylar tasvir edilerek dizeler oluşturulur. Bu şekilde bağlantılı anlatım ise bakış açımıza sınırlılık getirir. Bu da farklı bir kayıt türü olarak nitelendirilebilir.
Aslında kayıtlanmışlık denen bu olay Allah'ın dilemesi sonucu gerçekleşir. Birimin olmadığı anlayışından yola çıkarsak bu yaklaşımın kabul edilmesi şarttır. Esasında her şey rıza lokmasıdır ve bu açıdan bakıldığında herkes halinden de memnundur... Memnun olmayan dahi memnundur çünkü bu memnuniyet kendisinden "birimden" kaynaklanan bir memnuniyet değildir. Dilemesiyle meydana gelmiş bir olaydır. Diğer yandan, Veli dediğimiz yapı bir şey yaratırken sanatçıların tam aksine, o varlığa hayat verebiliyor, işte o zaman "Veli Halik" konumuna geliyor. O bizim bilmediğimiz, görmediğimiz, göremeyeceğimiz şeyler de üretebiliyor. Ayrıca açığa çıkarttığı hiçbir şeyin kaydında kalmıyor. AN üzerine yaşıyor. Unutulmaması gereken husus Bir Veli'de geri dönüşlerin olmaması. Yaşamı daimi ileriye dönüktür. Kur'an da bizlere bu öğütle yaklaşır.
Sanatçılardaki yaşanan bu süreç, genel anlamıyla 'ölmeden evvel ölme' dediğimiz olayın önünü bir şekilde tıkıyor. Çünkü o boyutta kalmak; madde yaşamda kalmayı, suretsizliğin yaşanmadığını anlatıyor. İlim ve bilgi yaşama geçirilemiyor. Bu da sınırlılık hali üzere olan bir yaşam modeline, yani hayatta ve ölüm ötesi yaşamda hakikatini yaşamaktan mahrum bir form anlamına geliyor.
Ancak şöyle bir gerçek var: Allah hangi isimle, fiille anılırsa anılsın, "Ayşe, Ahmed, Mehmed" gibi bir isimle anılması kendisinin bizatihi o fiilde olması anlamındadır. İşte bu yüzden ne işle meşgul olursak olalım kayıtta kalmamalıyız ve her şeyin ‘Dileme’ sonucunda ortaya çıktığının bilinciyle yaşamalıyız! Çünkü kayıtlı olma hali hakikati perdeliyor.
Bütün bunlar, iyi veya kötü diye kullandığımız bilgiler sınırlı veritabanımızın bir çıktısıdır diyebiliriz. Bilgiyi, salt bilgi olarak düşünmeli, iyi veya kötü olarak değerlendirmemeliyiz. Farkında olmaman seni daima olumsuzluğa götürür, o olumsuzluk da kilitlenmeyi oluşturur. Sonuç olarak, Kuantum Alan, 'tek kare resim', şuur yapı olduğu için olayları kendi açar.
Biyolojik Beyin ise biliyor fakat bazen farkındalıksızlığı devreye sokuyor ve bu sebeple kendini örtüyor, kilitlenme oluşturuyor. Nedeni ise aşina olduğu bağlantılara saplanıp kalması, akışlar içerisinde orijin olmayan bir varoluş kipini uygulamasıdır.
Dolayısıyla sanal bir yaratıma veya hayal ürünü bir yaşama aldanıp hakikati görmeden, maddede kalan bir algıyla yaşamımızı idame etmemeliyiz. Burada en önemli şey esasında şu diyebiliriz; her ne işle ilgilenirsek ilgilenelim basiretle değerlendirebilmeyi, aceleci davranmamayı unutmayalım. Çünkü bu iki şey 'değişimin ve hakikatin' anahtarı olabilecek, niteliktedir.
Ahmed F. Yüksel
Bodrum-Milas 24.09.2019
facebook.com/ahmedfevzi.yuksel
instagram.com/sufafy
twitter.com/sufafy