- Kategori
- Güncel
Keko ağlıyor annem nerede?

internetten
Dün akşam haberleri izlerken, Elazığ'daki depremden kurtulan, sekiz yaşında bir çocuğun, isyanını gördüm. Kendisini yıkık, dökük evin içine doğru atıyordu. Ağlıyordu bir yandan da annem, kardeşim nerede diye. Ninesi, sırtına alıp taşımaya çalıştıkça Keko'yu, o tekrar kaçıp, virane olmuş eve doğru koşuyordu. Görevliler, bütün içtenlikleriyle yardım ediyorlardı. Ona plastik bir eldivenden balon yapmışlardı. Çünkü Keko daha çocukdu. Belki oynardı oyuncakla. Fakat o ağlıyordu. Evini, annesini ve kardeşini istiyordu.
Keko, evsiz, annesiz ve kardeşsiz kaldı. Keko, yakınlarının mezarları başında isyan ediyor, ağlıyor dua ediyor. Babası, haberi televizyondan öğreniyor ve Almanya’dan yola çıkıyor. Kekonun hayatı, tıpkı o plastik balon gibi bir anda patlıyor.
Sonra çadırları gösteriyorlar, hepsinde ayrı bir dram var. Ağlıyor genç bir kadın. İki bebek var. Biri benim çocuğum diğeri de kardeşimin çocuğu. Bir yandan da konuşamıyor ve başlıyor ağlamaya kardeşimi kaybettim diye.
İnsanlar, yıkık evlerin üstünde dolaşıp, eşyalarını ve bütün geçimlerini sağladığı hayvanlarını kurtarmaya çalışıyorlar. ‘Ne yapayım çaresizim. Yapacak birşey yok. Gitmiş zaten herşeyim, kalmış bir kuru canım, varsın o da gitsin. Biz çıkarmazsak kim çıkaracak? ’ diyorlar.
Çaresizlik ne kadar kötü birşey Allahım.
Bütün bu izlediklerimiz, ekrandan belli bir süre sonra kaybolacak. Hayat, eski hızıyla akmaya devam edecek. Peki ya onların hafızalarından, yüreklerinden nasıl söküp atılacak bu acı olaylar.
Kim bütün bunların sorumlusu?
Deprem mi?
Ne yapacak şimdi bu insanlar?
Daha önce bu evlere oturulabilir raporu veren o çok yetkili, yetkisizlere soruyorum. Yok mu sizin hiç vicdanınız? Nasıl verdiniz bu raporları? Hiç birşey olmaz dediler diyor bir amca televizyonda. Şimdi Toki ev yapacakmış. Geçmiş ola, bu kadar insan öldükten sonra, artık hacet var mı? Keko ailesini kaybettikten sonra...
İzlerken içim sızladı, ağlamaya başladım. Oğlum ağladımı görünce; Neden ağlıyorsun anne gözün mü ağrıyor? dedi.
Her ağladığımda, üzülmesin diye öyle kandırım onu.
Ben: Evet anneciğim, gözüm ağrıyor onun için ağlıyorum.
Çınar: Anne çocuğa ne oldu, deprem ne demek?
Meğer benimle beraber takılmış gözü haberlere. Keko'yu izliyormuş.
Ben: Annesini ve kardeşini kaybetmiş.
Çınar: Nerede kaybetmiş anne?
Cevap veremedim ve değiştirdim konuyu. Nasıl anlatırım ben şimdi depremi oğluma? Doğal bir olay deprem. Yağmur, kar gibi birşey aslında. Oldu ve olmaya da devam edecek. Biz onun olmasını engelleyemeyiz nasıl derim? Öğrenecek tabi ki zamanla bütün bunları.
Deprem, çaresizlik değil aslında, depreme karşı alınamayan önlemler çaresizlik. Doğayı suçlamadan önce, doğaya yardımcı olamamak acizlik. Bilinen bir fay hattının üstünde, bu insanların oturmasına, engel olmamak ya da bu kerpiç evlere oturulabilir raporu vermek ve tüm uyarıları dikkate almamak. Keşke asıl depremi kafamızda yaşasak da bazı olaylar tabiri caizse dank etse, ama etmiyor işte, edeceğini de sanmıyorum. Herşey olduktan sonra alıyoruz önlemi. Bazen düşünüyorum da fakirlik yüzünden mi acaba tüm bu ilgisizlik?
Görmezden gelmeyin artık lütfen! Önlem alın ki, başka Kekolar ailesiz kalmasın. O nasılsa çocuk. Oyun oynar unutur herşeyi demeyin. Keko, oyun oynamaya devam ederken, lütfen siz yetkililer insanların hayatlarıyla oynamayın. Çünkü sizin oyun yaşınız çoktan geçti. Çünkü ölüm oyun değildir ve sonu ölümle sonuçlanan bir oyunu, hiç bir çocuk sevmez.
Sevgilerimle...