​ Kendi gücüyle elde edilenin, başka güçlerce “biri”lerine aktarılması, bir "gurur vesilesi"dir / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '13

 
Kategori
Futbol
 

Kendi gücüyle elde edilenin, başka güçlerce “biri”lerine aktarılması, bir "gurur vesilesi"dir

Kendi gücüyle elde edilenin, başka güçlerce “biri”lerine aktarılması, bir "gurur vesilesi"dir
 

UEFA Tahkim Kurulu, Disiplin Kurulu’nun Fenerbahçe’yle Beşiktaş’a kestiği cezayı, Fenerbahçe’ninkinde göstermelik bir “indirim” yaparak onadı.

3 Temmuz’la başlayan süreç, demek ki, daha sürüyor.

Hangisinden başlamalı?

Biz “hangisi”ni “tek”e indirelim, bunu Fenerbahçe’ye getirelim.

58. maddede yapılan değişikliğin, “biri”lerini kurtarma, faturayı kime/ kimlere kesme olduğu bir kez daha iyice anlaşıldı. Çünkü 58. maddedeki değişikliğin “kerameti” üzerinde durmadan söylenecekler eksik kalacaktır.

Neyi gerektiyordu 58. madde?

“Teşvik”, "şike" ve “şikeye teşebbüs”e kümeye düşmeyi...

58. maddedeki değişiklikle amaçlanan neydi?

“Teşvik”, “şikeye teşebbüs” iddiaları kapsamına sokulan takımların, kümeye düşme gerekçesini ortadan kaldırmak...

Değişikliğe karşı çıkan Aziz Yıldırım ne demişti?

“58. madde değişemez ve değişmemelidir. Bu değişikliği yapmak isteyenler, bunu kimler ve hangi takımlar için yaptıklarını açıklamalı; bunu açıkça ortaya koymalıdırlar.”

Sonra ne oldu?

58. madde değişti, “biri”leri kurtarıldı.

Günler geldi geçti, geldik bugüne.

Bugün mü?

UEFA da, 3 Temmuz'un bir parçası/ ayağı olduğunu gösterdi.

Tahkim Kurulu, bugünkü federasyonun kararlarını “yok” saydı. Tartışmalı olan ve “yarım” kaldırılan ÖYM’nin kararını esas aldı, Fenerbahçe’yle Beşiktaş’a verilen cezaları onadı.

Oysa ÖYM'nin kararının daha Yargıtay aşaması var.

UEFA, AB ülkelerinde asla olmayacak “yöntem ve işleyiş”e sarıldı. AB’nin ikiyüzlülüğü bir kez daha kanıtlandı. Öyle ki, kendi ülkelerinde “hukuksuzluk” sayılanlar, bizim gibi ülkelerde “hukuk” içinde sayılır. İkiyüzlülük değimiz bu.

*****

Bugün ne yazmalı?

Kimi durumlar olur ki, “eski”ler “Beni anımsa, beni; beni seç, beni..” der.

Anımsamak da, seçmek de zordur!

Ama biz, konuyla ilgisi yok gibi gözüken bir durumu yine de anımsayalım, sizi bir “anı”yla baş başa/ düşünmeye bırakalım:

17 yıl önce emekli olduğuma göre, çok eskiler, bundan yıllar öncesi... En son çalıştığım okulda, okul dışından lise bitirme sınavları olurdu. Bugün “destan" yazdığı söylenen bir kesimden sınava girenler, bizim derste (Türk Dili ve Edebiyatı) gerçekten “destan” yazarlardı. Sorular hiç yanıtsız kalmazdı; “destan” yazıldığı için birkaç kâğıt kullanılırdı. Sonuç, not olarak, “sıfara sıfır, elde var sıfır” olurdu.

“Destan” yazan kesim için “duyum”, “çağrışım” çok önemlidir. İşte, sayısız örnekten, size bir örnek:

Soru: Namık Kemal’in şiirini kaç evrede inceleriz? Bu evrelerin belirleyici özelliği nedir?

Yanıt (Yazım ve noktalama bizden):

1. Birinci evre.
2. İkinci evre.
3. Üçüncü evre.

Görülüyor ki, sağdan soldan “üç”ü duymak, soruyu yanıtlamaya yetiyor/muş!..

Bilmem, “konuyla ilgisi yok gibi gözüken” anlaşıldı mı?

*****

Bugün ne yazmalı?

Türk futbolu kurtuldu; başka alanlarda yapılan “temizlik”, futbolda da yapılmış oldu!.

Öyle mi?

Öyle olmadığı, gün gelir anlaşılır.

Ama bugünler için...

Avrupalı karşısında, bilmem kaçıncı sınıf ülke konumuna düşünce, bizi uzaktan ilgilendiren sorunlar, "ulusal sorun" diye yutturulunca, Fenerbahçe'yle Beşiktaş'ın dışlanmış/ yalnız bırakılmış olması, hiç de garip sayılmamalı.

Bazen "tek" kalmak, kendi gücüyle elde edilenin, başka güçlerce “biri”lerine aktarılması, bir "gurur vesilesi"dir.

 

http://www.facebook.com/turgutcelik

https://twitter.com/#!/turgutcelik

turgutce@yandex.com






 

 
Toplam blog
: 2458
: 2418
Kayıt tarihi
: 10.11.08
 
 

24 Kasım 1944'te İspir'de doğdum. Ankara Kurtuluş Lisesi'ni, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Tü..