- Kategori
- Sinema
Kendimi kaça bölsem "Mr. Brooks"?

William Hurt ismi sizin için bir şey ifade ediyor mu? Benim için gelmiş geçmiş en iyi on oyuncu arasında ve bu değerli üstat hangi filme dokunsa, onu bir altına çeviren simyacı gibi...
Bir seri katili keyfile izlemek... Ne kadar doğru olduğu tartışılır ama "Mr. Brooks"un yaptığı tam da bu...
Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri oldu "Bay Brooks" (Mr. Brooks). "Zodiac" ve seri katilleri ciddiyetle ele alan, belgesel tadındaki diğer filmlere nazaran kendiyle de dalga geçen, olayı hem hafife alan, hem de kişilik bölünmesine el atan bir film karşısındayız.
Bay Brooks (Kevin Costner) karısı (Marg Helgenberger) ve kızıyla (Danielle Panabaker) birlikte oldukça normal biri. Olağan aldatıcı görünüm altında gömülü olan yine de karanlık bir sırrı barındıran bir insanın duygusal olarak işkence gören ruhu...
Bay Brooks’un çapraşık değişken benliği Marshall (William Hurt) cinayeti, kargaşayı seviyor ve Bay Brooks’u kötü işlere sevk ediyor. Bay Brooks ne kadar çok disiplin içinde kalmaya karar verip, kötü dürtülere karşı mücadele ederse etsin, Marshall’ın etkisine karşı koyamayarak, seri bir katil olarak ikinci bir yaşam sürüyor.
Onun bu saldırıları kendini işine ve suçluları yakalamaya adamış olan sert kadın dedektif Atwood’un (Demi Moore) dikkatini çekiyor.
Brooks’un zekası yine de Atwood’un saygısını kazanır ve sonunda ikisinin arasında garip simbiyotik bir ilişkinin başlamasına neden oluyor.
William Hurt, Bay Brooks'un katil kimliğini o denli iyi yansıtıyor ki, sanki "Şiddetin Tarihçesi"ndeki karanlık rolünden sıyrılıp Mr. Brooks'a süzülmüş... Üstelik psikiyatrik alanda yapılan tüm hataları unutuveriyorsunuz.
Çünkü tıpkı matematik dehası Prof. Nash'in hayatını anlatan "Akıl Oyunları"nda (A Beautiful Mind) olduğu gibi, ikinci kişilik Bay Brooks ile birlikte yaşıyor. Oysa "şizofreni", işlevselliğin önemli derecede bozulduğu, duygu, düşünce ve davranış bozukluklarının görüldüğü gerçeklikle uyuşmayan bulgularla belirli nedenleri bilinmeyen bir bozukluktur. Hastalık genelde ömür boyu sürer... Kişi diğer kişiliğini farkında değildir...
Onu sürekli katil benliği Marshall ile konuşurken görsek de, tüm bu konuşmalar içsel diyalog halinde döküldüğü için, Bay Brooks'un yanındakiler hiçbir şeyin farkında değiller.
Özellikle "Kurtlarla Dans"tan (Dances With The Wolves) bu yana çok iyi bir film çıkaramayan Kevin Costner için kesinlikle eski günlerine bir dönüş filmi... Seri katilin tüm soğuk kanlılığını, onca titizliğini beyaz perdeye fazlasıyla yansıtmış... Onun için biçilmiş bir kaftan olmuş Bay Brooks.
Marshall ile (William Hurt) ile karşılıklı atışmalarını seyretmek büyük bir keyif. Ayrıca ilerledikçe sağlam adımlarla artan gerilimi finalde hat safhaya çıkaran film, üzerinde bolca da konuşma malzemesi veriyor.
Demi Moore ise, sistemin ve yönetmenin "güzel vücudunu gösterelim" diyerek havuzada bikiniyle yüzme (ne alakası varsa!) sahneleri dışında kendine alan açmaya çalışıyor. Mirasyedi bir dedektifi canlandıran aktris, hem boşanma hem de davayı çözme uğraşında. Peşindeki eskiden tutukladığı bir katil de cabası...
Alin Taşçıyan yorumunda "Oyuncularının ismi cazip gelen film, türünün “Sybill”, “Kuzuların Sessizliği” vb. ünlü örneklerinden 'alıntı’larla doldurulmak yerine biraz daha yaratıcı kılınsa keyifli bir seyirlik haline gelebilirdi." demiş. [1] Kuzuların Sessizliği'nde Hannibal Lecter ile dedektif arasındaki ilişkiyi benzeten başkaları da olmuş. Ancak kesinlikle böyle bir benzerlik yok filmde, hatta film boyunca Bay Brooks ile karşı karşıya bile gelmiyorlar...
İki saatin içinde, Earl Brooks (Costner) seven bir eş (Marg Helgenberger), kendisine düşkün bir kız evlat (Danielle Panabaker), toplumun saygısı, durmadan gelişmekte olan kendi işi de dahil olmak üzere her şeye sahipken, işin iç yüzeyinde aldatmadan öldürmeye kadar her şey var.
"Parmak İzi Katili" namıyla ün salmış bu seri bir katil, iki yıldır dursa da, Bay Brooks’un patolojik dürtüsü, Bay Brooks’un günahları için suçladığı tilki gibi kurnaz şeytani ikinci benliği (William Hurt) tarafından yeniden harekete geçiyor...
İlk hatasını böyle yapan Brooks, bir yandan kendine tuhaf bir taleple şantaj yapmayı yeğleyen röntgenci fotoğrafçı Tom (Dane Cook) tarafından kuşatılıyor.
Diğer kuşatan ise kızı ve sorunları...
Böylece dedektif, şantajcı ve kızı tarafından adeta köşeye sıkışan Brooks, ince zekasıyla bir plan yaparak tüm sorunları çözmek için bir çıkış yaratıyor...
Ruhat Mengi, Vatan'da yazdığı bir yazıda filmin derhal yasaklanmasını istemiş ki, gerçekten komik olmuş [2]... Vakti zamanında Guns N Roses'ın muhteşem "Estranged" adlı şarkısından Kurt Cobain'in üzücü intiharına kadar bazı insanlar, şarkı ve intiharları sebep göstererek ölmeyi tercih etmişlerdi ki, açılan tüm davalar düşmüştü.
Çünkü kişinin yaşadığı patolojik ve psikanalitik (bilinç altı) hayat, yalnızca bir şarkıya, bir filme bağlanamaz. Öyle olsaydı bile her gün çok daha kanlı videolar oynayan, "Kurtlar Vadisi" gibi diziler seyreden çocukları, gençleri ne yapacaklardı merak ediyorum doğrusu...
Yasakçı zihniyetin, kendini "cinayet bağımlısı ve hasta" olarak nitelendiren bir adamın canladırıldığı bir filmi bu denli ciddiye alması yerine, gazeteciliği ciddiye almalarını tavsiye ederim...
Bay Brooks, şimdi, ilk defa, şaşırtıcı gizli yaşamını ve gerçek kimliğini gizlemeye ebediyen devam edemezse, oyunun son safhasıyla karşı karşıya kalacaktır.
Evet, biliyorum, Türkçe'de Bay isimden önce gelemiyor ve onun yerine ... Bey diye hitap ediliyor. Ona kısaca "Katil Bey" diyebilirsiniz...
Son olarak, Costner'ın dönüş yaptığı, Hurt'ın resmen devleştiği Bay Brooks'a soralım, "Kendimi kaça bölsem?" diye...
[1] http://sinema.milliyet.com.tr/Film.aspx?FilmNo=1667
[2] http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=245377
Bir seri katili keyfile izlemek... Ne kadar doğru olduğu tartışılır ama "Mr. Brooks"un yaptığı tam da bu...
Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri oldu "Bay Brooks" (Mr. Brooks). "Zodiac" ve seri katilleri ciddiyetle ele alan, belgesel tadındaki diğer filmlere nazaran kendiyle de dalga geçen, olayı hem hafife alan, hem de kişilik bölünmesine el atan bir film karşısındayız.
Bay Brooks (Kevin Costner) karısı (Marg Helgenberger) ve kızıyla (Danielle Panabaker) birlikte oldukça normal biri. Olağan aldatıcı görünüm altında gömülü olan yine de karanlık bir sırrı barındıran bir insanın duygusal olarak işkence gören ruhu...
Bay Brooks’un çapraşık değişken benliği Marshall (William Hurt) cinayeti, kargaşayı seviyor ve Bay Brooks’u kötü işlere sevk ediyor. Bay Brooks ne kadar çok disiplin içinde kalmaya karar verip, kötü dürtülere karşı mücadele ederse etsin, Marshall’ın etkisine karşı koyamayarak, seri bir katil olarak ikinci bir yaşam sürüyor.
Onun bu saldırıları kendini işine ve suçluları yakalamaya adamış olan sert kadın dedektif Atwood’un (Demi Moore) dikkatini çekiyor.
Brooks’un zekası yine de Atwood’un saygısını kazanır ve sonunda ikisinin arasında garip simbiyotik bir ilişkinin başlamasına neden oluyor.
William Hurt, Bay Brooks'un katil kimliğini o denli iyi yansıtıyor ki, sanki "Şiddetin Tarihçesi"ndeki karanlık rolünden sıyrılıp Mr. Brooks'a süzülmüş... Üstelik psikiyatrik alanda yapılan tüm hataları unutuveriyorsunuz.
Çünkü tıpkı matematik dehası Prof. Nash'in hayatını anlatan "Akıl Oyunları"nda (A Beautiful Mind) olduğu gibi, ikinci kişilik Bay Brooks ile birlikte yaşıyor. Oysa "şizofreni", işlevselliğin önemli derecede bozulduğu, duygu, düşünce ve davranış bozukluklarının görüldüğü gerçeklikle uyuşmayan bulgularla belirli nedenleri bilinmeyen bir bozukluktur. Hastalık genelde ömür boyu sürer... Kişi diğer kişiliğini farkında değildir...
Onu sürekli katil benliği Marshall ile konuşurken görsek de, tüm bu konuşmalar içsel diyalog halinde döküldüğü için, Bay Brooks'un yanındakiler hiçbir şeyin farkında değiller.
Özellikle "Kurtlarla Dans"tan (Dances With The Wolves) bu yana çok iyi bir film çıkaramayan Kevin Costner için kesinlikle eski günlerine bir dönüş filmi... Seri katilin tüm soğuk kanlılığını, onca titizliğini beyaz perdeye fazlasıyla yansıtmış... Onun için biçilmiş bir kaftan olmuş Bay Brooks.
Marshall ile (William Hurt) ile karşılıklı atışmalarını seyretmek büyük bir keyif. Ayrıca ilerledikçe sağlam adımlarla artan gerilimi finalde hat safhaya çıkaran film, üzerinde bolca da konuşma malzemesi veriyor.
Demi Moore ise, sistemin ve yönetmenin "güzel vücudunu gösterelim" diyerek havuzada bikiniyle yüzme (ne alakası varsa!) sahneleri dışında kendine alan açmaya çalışıyor. Mirasyedi bir dedektifi canlandıran aktris, hem boşanma hem de davayı çözme uğraşında. Peşindeki eskiden tutukladığı bir katil de cabası...
Alin Taşçıyan yorumunda "Oyuncularının ismi cazip gelen film, türünün “Sybill”, “Kuzuların Sessizliği” vb. ünlü örneklerinden 'alıntı’larla doldurulmak yerine biraz daha yaratıcı kılınsa keyifli bir seyirlik haline gelebilirdi." demiş. [1] Kuzuların Sessizliği'nde Hannibal Lecter ile dedektif arasındaki ilişkiyi benzeten başkaları da olmuş. Ancak kesinlikle böyle bir benzerlik yok filmde, hatta film boyunca Bay Brooks ile karşı karşıya bile gelmiyorlar...
İki saatin içinde, Earl Brooks (Costner) seven bir eş (Marg Helgenberger), kendisine düşkün bir kız evlat (Danielle Panabaker), toplumun saygısı, durmadan gelişmekte olan kendi işi de dahil olmak üzere her şeye sahipken, işin iç yüzeyinde aldatmadan öldürmeye kadar her şey var.
"Parmak İzi Katili" namıyla ün salmış bu seri bir katil, iki yıldır dursa da, Bay Brooks’un patolojik dürtüsü, Bay Brooks’un günahları için suçladığı tilki gibi kurnaz şeytani ikinci benliği (William Hurt) tarafından yeniden harekete geçiyor...
İlk hatasını böyle yapan Brooks, bir yandan kendine tuhaf bir taleple şantaj yapmayı yeğleyen röntgenci fotoğrafçı Tom (Dane Cook) tarafından kuşatılıyor.
Diğer kuşatan ise kızı ve sorunları...
Böylece dedektif, şantajcı ve kızı tarafından adeta köşeye sıkışan Brooks, ince zekasıyla bir plan yaparak tüm sorunları çözmek için bir çıkış yaratıyor...
Ruhat Mengi, Vatan'da yazdığı bir yazıda filmin derhal yasaklanmasını istemiş ki, gerçekten komik olmuş [2]... Vakti zamanında Guns N Roses'ın muhteşem "Estranged" adlı şarkısından Kurt Cobain'in üzücü intiharına kadar bazı insanlar, şarkı ve intiharları sebep göstererek ölmeyi tercih etmişlerdi ki, açılan tüm davalar düşmüştü.
Çünkü kişinin yaşadığı patolojik ve psikanalitik (bilinç altı) hayat, yalnızca bir şarkıya, bir filme bağlanamaz. Öyle olsaydı bile her gün çok daha kanlı videolar oynayan, "Kurtlar Vadisi" gibi diziler seyreden çocukları, gençleri ne yapacaklardı merak ediyorum doğrusu...
Yasakçı zihniyetin, kendini "cinayet bağımlısı ve hasta" olarak nitelendiren bir adamın canladırıldığı bir filmi bu denli ciddiye alması yerine, gazeteciliği ciddiye almalarını tavsiye ederim...
Bay Brooks, şimdi, ilk defa, şaşırtıcı gizli yaşamını ve gerçek kimliğini gizlemeye ebediyen devam edemezse, oyunun son safhasıyla karşı karşıya kalacaktır.
Evet, biliyorum, Türkçe'de Bay isimden önce gelemiyor ve onun yerine ... Bey diye hitap ediliyor. Ona kısaca "Katil Bey" diyebilirsiniz...
Son olarak, Costner'ın dönüş yaptığı, Hurt'ın resmen devleştiği Bay Brooks'a soralım, "Kendimi kaça bölsem?" diye...
[1] http://sinema.milliyet.com.tr/Film.aspx?FilmNo=1667
[2] http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=245377