- Kategori
- Deneme
Kendini önemsemek

Bir çiçek kokusunda yaşamak...
Ne zamandır, bilgisayarda masa üstünde duran bitmemiş bir yazım var. Arada açıp bakıyorum, bazen bir iki cümle ekliyorum bazen de öylesine okuyup kapatıyorum sayfayı. Bir türlü devamı gelmiyor. Başlığı da yok üstelik. Sadece dosya adı verirken; “Kendini önemsemek” demişim. Hiçbir değişiklik yapmadan aynen sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bir yazının ilk halinin en duru, en saf, en yalın hali olduğuna inanırım. İmla kurallarının, noktalama işaretlerinin hiçbir önemi yoktur o esnada. Paragraf nerde başlamış, nerde bitmiş aklınıza bile gelmez. Bir nehir vardır, içinizden gelen ve tek derdi akmaktır. Sayfalar su yolu, sözcükler nehirdeki balıklardır. Kimi zaman neşeyle zıplayan yunuslar gibi ışıl ışıl parlarlar, kimi zaman derinlere iner, asude bir akışta yol alırlar.
Kendini önemsemek önemli bir olgu. İşte aynı dosya adıyla, başlıksız olarak kaleme alınmış yazının ilk hali:
Şu pembe gülücükler dağıtan “kişisel gelişim” kitapları gibi olmak istemiyorum ama; kendinizi önemseyin!
Kendiniz için bir şey yapın! Yeryüzü ve kainat siz varsanız var. Siz yoksanız ne anlamı var ki? Bazı insanlar sırf başkaları için yaşadıklarından yakınırlar. Aile için, sevdiklerimiz için… Elbette onlar için de yaşayacağız. Ama asla unutulmamalı ki; onlar da, siz var olduğunuz için varlar.
Hiç kimsenin yüzü gülmüyorsa; gerçekten aynanın karşısına geçip; siz kendinize gülümseyin! Gülen bir yüz görmek, insana neşe katar, pozitivitesini artırır.
Hiç kimse size güzel bir sözcük söylemiyorsa; siz kendi kendinize söyleyin! Söylediğinize de inanın. Siz öyle diyorsanız öylesinizdir! Güzelsiniz! Yakışıklısınız! Karizmatiksiniz! Etkileyicisiniz! Bilgilisiniz! Akıllısınız! Neye önem veriyorsanız o’sunuz! Öylesiniz! Hem bunu sizden daha iyi kim bilebilir ki? Kişi kendin bilmelidir önce değil mi?
Kimse size çiçek almıyor mu? Gidin kendinize, bir çiçek alın! Hangisini seviyorsanız. Sakın üzerine parfüm sıkmalarına izin vermeyin! Doğal kokularıyla taşıyın vazonuza. Göreceksiniz için aydınlanacak, onlara baktıkça.
Kimse size hediye almıyor mu? Kendiniz alın! Hem de sürpriz olarak! Bu hediye bir kitapsa, ilk sayfasına kendiniz için bir not yazın. Kitapçıdan çıkmadan hediye paketi yaptırın. Eve gelince neşeyle açın. Size ne hediye edilse mutlu olursanız, gidin onu kendiniz alın. Bazen küçücük şeyler, kocaman neşelere ve yaşam sevincine sebep olur. Bunu kendiniz yaratın!
Ne kadar hoş şeyler bunlar değil mi? Kendini önemsemek… Kendini bilmek… Kendine değer vermek… Lisedeyken bir hocamız; “saygı görmek istiyorsanız, önce siz kendinize saygı duymalısınız” derdi. O yıllarda kendine saygı duymanın ne demek olduğunu insan pek anlayamıyor. Biri de çıkıp detaylandırarak size öğretmiyor. Zaman içinde kendiniz öğreniyorsunuz. İşte yukarıdaki yazının özü de aslında bu. Kendini önemsemek; kendine saygı duymakla aynı şey. Bir yazar arkadaşım; “canın bir şey istiyorsa onu o an yap” derdi. “Es geçme, başka zaman diye bir şey yok. Canın kuru fasulye istiyorsa, saat gece yarısı bile olsa kalk ve yap! Onun sana vereceği sadece damağında bıraktığı lezzet değildir. Ruhuna da pek çok şey katacaktır” Öyle ya, damağındaki lezzet bir süre sonra yerini başka lezzetlere bırakacaktır. Ama ruhunda “bir şeyi kendin için yapmışlığın” bıraktığı haz silinmeyecektir.
Kendimizi önemseyelim. Kâinattaki her şey biz varsak var! Çünkü biz algılayabiliyorsak var oluyor! Kainatın var olmasının sebebiyiz! Daha ne olsun?