- Kategori
- Haber
Ki " zehir " etti?

Ben bu konuya hiç mi hiç girmeyecektim. Sadece aynı gün yazdığım yazıda “Şahit olduğumuz olaya üzüldüm” diyerek bir tepki vermiştim. Çünkü o gün gerçekten üzüldüm. Kübra GÜL, bunları hak etmemişti. O günden sonra da konuya girmedim.
Hatta bu konuda yazmam bile neredeyse “ev ahalisi” tarafından “yasaklandı” diyebilirim.
Ancak, konu seçim arifesinde gündemde tutulurken, ilgili kişinin bunu bir şekilde kapatması veya kendine gelecek olan soruları cevaplandırmaması gerekirken, deşelemesi bana “hak” doğurdu.
Önceki gece Kanal 7’de "Başkent Kulisi" programına katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, kızının mezuniyet töreniyle ilgili olarak: "Buradaki hoşgörüsüzlüğü gösteriyorlar sadece. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir manzara yoktur. Koca koca insanlar bunu yapıyorlar. Ben onlar adına üzüldüm. Üstelik üniversitenin açık bir amfisinde, dışarıda yapılmış bir şey. Bir genç kızın en mutlu olacağı günü bile bu şekilde zehir etmeyi kendilerine görev addetmişler."
Böyle diyor Sayın Abdullah GÜL…
Oysa…
Kızı Kübra GÜL, Bilkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği bölümüne, bileğinin hakkı ile girmiştir. O fakültenin bu bölümüne 4 yıl hiç kesintisiz ve okula da derse de girerken “Peruk” takarak devam etmiş, bu güne kadar en ufak bir sorun çıkmamıştır. Kaldı ki onun gibi birçok kız öğrenci, Bilkent Üniversitesinin çeşitli bölümlerinde “Peruk” ile okumuşlardır. Ve Kübra GÜL, okuduğu bölümden en baba şekilde ve yine bileğinin ve beyninin gücü ile mezun olmaya hak kazanmıştır. Hatta bu sene Şubat döneminde mezun olmaya hak kazanmıştır.
Kübra GÜL, haziran dönemi mezunlarının “diploma törenine” katılmaya da haz kazanmıştır. Mezun olan bütün öğrenciler gibi. Diğer taraftan onun gibi başı “Türban” ile bağlı kız öğrenciler ya törene katılmamışlar ya da peruk takarak katılmışlardır.
Ancaaaaak…
Ailesi de kendi de biliyor ki bu törene “Türban” denilen ve kıyafet yönetmeliğine aykırı olan biçimde katılması mümkün değildir.
Bizzat şahit olduğum gibi, Kübra GÜL, “Türbanlı” görünüşü ile önce arkadaşları arasına geldi ve oturdu. Oradan, görevlilerin uyarısı üzerine kalktı, mezuniyet kıyafeti ile “protokol” sırasına, ailesinin yanına oturdu. Törene katılması mümkün olmadığı için -mezuniyet cübbesini saymazsak- burada da oturmasında bir sakınca olmamakla birlikte, arkadaşları orada iken babası “Bakan” diye protokol sırasında ve ailesinin yanında oturması da ne kadar uygun olur, o da ayrı bir soru… Ama hadi orayı geçelim.
Öğrenciler soy isim sırasına göre podyuma davet edilip diplomaları orada verilirken, Kübra GÜL’e sıra geldiğinde ismi atlandı. Kübra GÜL, 141 kişinin mezun olduğu bölümde, soy isim sırasına göre ortalarda bir yerde ve peruk takarak sırasına oturmuş olsaydı, sorunsuz gidip diplomasını alacaktı. Ama dediğim gibi ismi atlandı.
Diploma töreninin “Endüstri Mühendisliği” bölümü bitince, en son olarak Kübra GÜL isimi anons edildi ve o da protokol sırasından kalkarak ön tarafa geldi ve televizyonlarda gördüğünüz o kepin bir türlü başta durmayan görüntüsü ile babasının elinden “anasının ak sütü gibi” hak ettiği diplomasını aldı.
Bir küçük ayrıntı daha… Endüstri Mühendisliği bölümünün anonsu bittikten sonra, sıradaki mühendislik bölümün anonsları başladı ama bu arada da ön sırada Kübra’nın diploma kutlamaları o anonslar arasında sürdü…
Bu tören, o görüntülerin kamuoyuna yansımasından sonra babasının deyimine göre “Bir genç kızın en mutlu olacağı günü bile bu şekilde zehir etmeyi” ne yazık ki bizzat aile olarak kendileri başardılar. Burada hiç kimsede suç aramasınlar. Ayıp olur.
Bilinen bir şeyin üzerine “İnat” ile gitmenin kimseye bir faydasının olmadığı ortada.
Ana ve baba olarak “Kızım, dört sene okula ve derslere peruk ile katıldın, bu senin son günün, git peruğunu tak, efendice diplomanı al” deselerdi kızları “Yok” mu diyecekti?...
Hayır…
Ama Sayın Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL, evet bilemeden ve istemeden (Böyle olmasını diliyorum çünkü) kendi kızına kendi “zehir” etmiştir mezuniyet törenini… Ben buna gerçekten ve kendi adıma çok üzüldüm... Hem de bu üzüntüyü tören sırasında ta içimde hissettim.
Şimdi bundan da siyasi çıkar sağlama isteğinde olmasa bile ki, öyle olmasını yine umuyorum, ne yazık ki bu konuşmalara devam ettiği sürece sonunda böyle bir suçlama ile de karşı karşıya kalacaktır.
23 HAZİRAN 2007