- Kategori
- İnsan Kaynakları
Kırgınım sana!

Evet, evet kırgınım... Çünkü, insanım ben! Yaradılıştan geliyor duygu seli, bitmek tükenmek nedir bilmiyor. Ama ben tükeniyorum bazen; tükendiriyorlar zorla. Ne zormuş insan olmak, hep beraber yaşamak, çalışma eylemini gerçekleştirmek. Ben mi abartıyorum olanları, empati de yapıyorum halbuki. Ama yok, abartmıyorum, durumlar fena, hem de çok fena!
Dedikodu yapmak, kişilerin arkalarından konuşmak, eleştirmek neye yarar anlamıyorum. Anlayan var mı (!)
Ne diyor Dr. Üzeyir Garih (saygı ile anıyorum);
"Kurum, mensuplarının birbirleri hakkında değil, birbirleri ile konuşmaları ile güçlenir."
Ne güzel bir gözlem, okur okumaz bayıldım bu söze, ama anlayana tabii! Ne geçiyor konuşunca, ne zevk alıyor insanlar. Tuhaf geliyor bana, anlayamıyorum, aklım ermiyor bir türlü. Aklım ermediği için de böyle düşünceler kemiriyor beynimi. Düşünmeden de yapamıyorum; düşünüyorsam varım ben! Bir çözümü olmalı mutlaka, bu neden ve niçinler sonuç getirmeli bir an önce... Benim ve yanımdakinin düşünmesi ile değişemez biliyorum. Ama kayıtsız kalmaya da karşıyım, her konuda tepkisini göstermeli herkes, ne düşünüyorsa söylemeli. Biz toplum olarak, olaylar karşısında aksini düşünsek bile söyleyemiyoruz. Aslında tepkimizi ortaya koysak, yanlış düşündüğünü vurgulasak bak bakalım bir daha söyleyebiliyor mu? En azından benim yanımda söylemez, bu bile kar kalır. Ama diğer yandan, doğruları savunduğunda yadırganıyor, dışlanıyor, çok bilmiş, asi oluyorsun! Bu ne çelişki böyle? Doğruları savunup yadırganmak mı, yoksa olaylara kayıtsız kalmak ya da katılmak mı, hangisi daha doğru? En iyisi kimseyi umursamamak, yani inandığın doğrultuda yaşamak gerekiyor.
Kimse düşünmüyor mu diye merak ediyorum tüm bunları. Eleştirmek, her zaman niye kolay geliyor insanlara, her şeye bir kulp uydurmak mı lazım? O kadar eleştirilecek, konuşulacak, tartışılacak şey varken niye bunlar?