- Kategori
- Deneme
Kısa duygusallık

Baş harfine, bir sürü romantizm yükledim. İsmin, koca bir gezegeni ifade ediyordu, sadece benim gezinip durduğum. Ya da başkasını görmediğim… Baş ucunda, güneş ışıkları ve renkli çiçekleri bulundurduğun, güzel kokularınla, yastığımı ödüllendirdiğin zamanlardan bahsediyorum. Elleri ceplerinde, başı öne eğik ve çok fazla insanın olmadığı sokaklarda, içimde blues tınıları çalmadan önce sen, birçok şeyi ifade ediyordun. Her gün bayram ve her an delindim. Filmlerde görüp de gerçekte bulamadığım, sevgi yüzünden, alkole başladım. Bir zaman sonra, alkolün yeterli olmadığını fark edip, uyuşturucu kullanmaya başladım. En başında mutlu ve gayet ne yaptığımın farkında değildim. Sonra da hiçbir uyuşturucunun, seni alt edemediğini fark ettim. Rehabilite için oluşturulan, 5-10 kişilik grupların arasına attım kendimi. Herkes, önceden neler kullandığından bahsediyordu ve sonra nasıl bıraktığını. Günlerce o konuşmalara gittim. İlk gün sadece adımı söyledim ve sonrasında sadece dinledim. Herkes nasıl bıraktığından bahsediyordu. Susarak, dinledim. Bir gün herkes kendinden, her şeyi anlattıktan sonra ve ortada bir tek benden başka, anlatmayan kaldığında, sıra bana geldi. Sordular, senin hikayen ne diye. Senden bahsettim. Senin benim için, ne kadar güçlü ve bırakamadığım bir uyuşturucu olduğundan bahsettim ve sonra da sordum, her şeyi anlattıktan sonra, nasıl kurtulacağım diye. Cevap bulamadım. Sandalyeden kalktım. Tereddüt etmeden arkamı dönüp, çıkış kapısına yöneldim ve çıktım. En yakın içki satan yere gittim. Kendime cin tonik söyledim. Bira, viski ve sek votkayla devam ettim. Sonra bir viski shot daha söyledim. İçtim… Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlıyordu. Konuşmam anlaşılmaz bir hale bürünüyordu ve başımı bar tezgahına koymamak, yani orada sızmamak için mücadele veriyordum. Kendimle uğraşmadığım zamanlarda, seninle uğraşıyordum. Bazen, kötü triplere giriyordum senin yüzünden. Ne de çok anlam yüklediğimi, baş harfinden, en gizli yerindeki kıla kadar anlamlarla doldurmuşken seni, bir anda anlamsızlığa geçişi, tutturamıyordum.
Yanıma biri geldi ve “aşık mısın” diye sordu. Yavaşca başımı, soru sorulan yöne doğru çevirdim. Birçok kadından daha güzel bir yüzü vardı. Fahişeye benzemiyordu. Sokakta yaşayan bir junky’e de benzemiyordu ve ben… Daha önce bulunmadığım bir barın tezgahında sarhoş ve bir süre öncesinde bir rehabilite grubuna dahil, aklıma bir şeyler geldikçe, sakallarının dipleri sızlayan adam olarak ordaydım. Başımı döndürdüm. Ona baktım ve “varsa da umurumda değil” diye cevapladım, güldü. "Umursamadığın belli" dedi ve gülmeye devam etti." Ne istiyorsun" dedim ona. Bana baktı ve gülmeyi bıraktı. "Barda olan insanlar arasında, en aciz görülen adamla konuşmak istedim sadece" dedi. Bardağımdaki son yudumu, tereddüt etmeden içtim. Kalktım ve yine çıkış kapısını doğru yöneldim. Bugün, ikinci defa bir kapıdan, bir daha dönmemek üzere çıktım. Kapının kolunu tutup, kapıyı aralarken, senin yanından da çıkıp gittiğim anı anımsadım, yine. Bugün, yaptığım geri dönmemek üzere çıkışlarım, senin yanından çıkıp gitmem kadar pişmanlık hissi yaratmadı, sokağa adımı attığımda. Pişmanlığın dozu her zaman, aynı orantıda olmuyor. Yemek yaparken, içine kattığın baharatın az olması, çok canını sıkmazken, birini arkanda bırakıp, sonrasında pişman olmak, engellenemez bir can sıkıntısına yol açıyor ve dediğim gibi, aklıma geldikçe, sakallarımın dipleri sızlıyor. Çok çabuk vazgeçiyorum. Bu yüzden hala işsizim ve utangaçlığımdan dolayı sana bir şey diyemiyorum. Aşkta gurur olmaz diyenlere rastladıkça, kendine tanrılar yaratanlardan daha da uzaklaşıyorum ve "bu acı benim" diyorum kendi kendime, bu acı benim ve sen ilk harfine romantizm yüklediğim insan, diyecek bir şeyim var sana ama, tembelliğimden hep es geçiyorum.