- Kategori
- Siyaset
Kitabe-i Seng-i Mezar

Kitabe-i Seng-i MezarÇöken Kuran Kursu Kurbanlarına "Fatiha" dan başka yok mu? Adalet istiyoruz.
Kitabe-i Seng-i Mezar
Şu zincir ya da yönlendirilmiş emaillerden çektiğimi, Orhan Veli’nin şiirindeki Süleyman efendi nasırından çekmemiştir. İnsanlara email adresi vermekten korkar oldum. Emekli bahriye zabiti (amfibi, Kıbrıs gazisi) çok sevdiğim bir arkadaşım bir dosya yönlendirmiş. Ne göreyim yolkenarı kerhanelerini betimleyen bir Power Point fotoğraf kolleksiyonu. Doğrusu fotoğraflar son derece sanatlı. Anladım da bunun benimle ne alakası var allasen. Yani tamam, sosyal vicdanımız neyin var çok şükür fakat yol kenarında kamyon şöförlerine etini satan kadınlara gelene kadar sabah olur, Türkiye’de çözüm, aktivizm bekleyen toplumsal sorunların hali pür melali.
Olay şu, bahriyeliler yaramaz oğlan çocuklarıdır. Belden aşağısıyla uğraşıp kafa bulurlar. Birbirlerine bu tür müstehcenlikler gönderip kıs kıs gülecekler. Bunlardan biri de benim can dostum Mesut binbaşı. Belli ki dosyanın içeriğine bakmadan email listesindeki herkese göndermiş... Klik klik klik... İşte internetin onca faydasına karşı böyle sevimsiz cilveleri de var. “Bak arkadaşım” dedim. “Ben bu tür müstehcenlikleri bu satten sonra alışamayacak kadar yaşlı ve köhnemiş kafalıyım. Yüz yüze olsak bu fotoğrafları bana gösterir miydin?.” “Kusura bakma farkında değildim. Gerçekten de münasebetsiz bir mail atmışım. Özür dilerim” dedi. Kapandı konu. Neticede resim resimdir. Gözlerimin incisi dökülmedi ya.
Son günlerde ise başka tür toplu emailler geliyor. Açıp okumaya başlıyorsun, “Ah bak ne güzel” diyorsun. “Birileri üşenmemiş tarihi bir olayı, sosyal bir konuyu anlatmış, Eli dert görmesin.” Zaten bu emaili okumamak ne mümkün. Konu yerinde şöyle bir açıklama : Bunu Mutlaka Okuyun. Çok Önemlidir. Bildiğiniz Herkese ulaştırın. Vs vs vs.
Bu zincir emaillerden birisi geçen yıl tanıyıp pek sevdiğim kolluk kuvvetleri mensubu bir bayandan geliyor. Gerçek ismini vermemek için Nihal diyeceğim. Nihal hanım akıllı, sağduyulu, güzel, hanım hanımcık, yiğit ve işini iyi bilen, en önemlisi de vatanını çok seven bir kadın. Dost olduk. Hele İzmir’e gelin gittiğini duyunca duran sular aktı. (Yok yanlış bilmiyorum bu deyimi. Gerçekten öyle oldu) Emailleştik. Onun ismiyle gelen emaili açmamak olmaz. Ama Nihal hanımın bana gönderdiği ileti, güzel gönlünden kopan bir dost namesi değildi. Şuydu :
BU UNUTULUR MU?
(Unuttuk Maalesef…)
Birinci Dünya Savaşı'nda
İngilizlere,
150 bin askerimiz esir düştü.
Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın
İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na
Hapsedildi.
Kampın tam adı,
'Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı' idi.
Bu kampta,
1918'de
Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı
Osmanlı Askerleri
Tutuluyordu.
12 Haziran 1920'ye kadar
İki yıl boyunca
Her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.
İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…
Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların
Yalan yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle,
Kampların İngiliz komutanları, azılı Türk Düşmanı haline gelmişlerdi.
Savaş bitmişti.
Ancak,
Kamptaki ağır koşullar nedeniyle
ölenler dışındaki askerleri
Teslim etmek,
İngilizlerin işine
Gelmiyordu.
Çünkü,
olası yeni bir savaşta,
Bu askerlerin
Yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından,
İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.
Çözüm
Toplu katliamdı…
Askerlerimiz,
Mikrop kırma bahanesiyle,
süngü zoruyla
Dezenfekte havuzlarına sokuldu.
Ancak;
Suya normalin çok üzerinde
'krizol' maddesi
katılmıştı..
Mehmetçik,
Suya daha ayağını soktuğunda,
aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.
Ancak,
İngiliz Askerleri,
dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.
Mehmetçikler,
Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.
Ancak,
Bu kez İngilizler havaya
(başlarının üzerine)
ateş etmeye başladı.
Askerlerimiz,
ölmemek için,
çömelerek başlarını suya soktular.
Ancak,
başını Sudan kaldıran artık göremiyordu.
Çünkü gözleri yanmıştı…
Dışarı çıkanların halini gören
sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi
Ve 15 000 (15 bin) askerimiz
kör oldu.
Bu vahşet,
25 Mayıs 1921 tarihinde
TBMM.' de görüşüldü.
Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler
Bir önerge vererek,
Mısır'da esirlerin
Krizol banyosuna sokularak,
15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini,
Bunun faili olan
İngiliz doktor,
Garnizon Komutanı ve
Askerlerin
cezalandırılması için,
TBMM' nin teşebbüse geçmesini istediler.
Ancak,
Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı.
Ağır sorunlarla uğraşan TBMM' de
Bu hesap sorma işi
Unutuldu gitti.
Ama onlar
Unutmuyorlar…
Kendi ihanetlerini bile
soykırım ambalajına sarıp,
dünya kamuoyuna
Sunuyorlar.
En üzücü olanı da
Malum birilerinin,
Bu karalama kampanyalarına
çanak tutması…
ERMELİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR.
BİZİM
TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.!!!
Not:
EĞER ŞEHİTLERİMİZE SAYGINIZ VARSA;
3 dakikanızı almaz
Bu yazıyı yayabildiğiniz kadar yayın.
Bu kadar duygu sömürüsü, böylesine vıcık vıcık, müptezel bir Ermeni düşmanlığı, bahriyeli dostumun gönderdiği yol üstü kerhaneleri fotoğraf dosyasını bile solladı mide bulandırıcılıktan yana. Hele şu son söyleme bakın. Şehitlerimize saygınız varsa.... Senin saygın var mı şehidime benim. Onun anısını, toplumu günahsız insanlara, Ermeni azınlığa karşı kışkırtmak için kullanmaya utanmıyor musun behey gafil. Ogün Samast gibi boş gezenin boş kalfası psikopatın kıtlığına kıran mı girdi. Bu emaillerle bu zavallı boz köpeklere hedef şaşırtıp, Ermeni asıllı masum Türk vatandaşlarını neden hedef gösteriyorsun. Daha fazla mı kana mı susadın. Hrant’ın kanı gidermedi mi susuzluğunu.
Terörist İsrail Devleti’nin dış politikasını malzeme olarak kullanıp, yahudi düşmanlığı tezgahlayan takunyalı takımı gibi, Amerikan, Fransız Ermeni diyasporasının aşşağılık propogandasını malzeme yapıp, Türkiye’de Ermeni azınlığa karşı böyle haince, sinsice ve kahpece bir kampanya başlatmakta amacın nedir?
Varsayalım ki Dünya’da son Emeni’nin de yok olmasını isteyecek kadar gözü dönmüş bir “milliyetçisin”. Bu tür oyunlarla Ermeni asıllı yurttaşlarımızın huzurunu bozup, uykularını bölünce o şikayet ettiğin diyasporanın ekmeğine yağ hem de bal da sürmüş olmuyor musun? Bu Türkiye’ye nasıl fayda edecek. Anlatıver bakayım. Nihal hanım gibilerin masumiyetini, vatan sevgisini istismar edip cadı kazanları kurmaya utanmıyor musun ey gafil!
Nihal hanıma saygılı bir cevap yazdım. 1918 de yani 90 yıl önce İskenderiye şehri yakınlarında bulunan 'Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı' İngiliz’e esir düşen askerlerimizin dramı yürek yakıcı. Hele gözleri kör olan 15000 delikanlıya göğnür özüm, yanar içim. Savaşlar haindir. Savaşın galibi olmaz dememişler boşuna. Yalnız bir sorum var :
Geçen yıl Ağustos ayında Konya’nın Taşkent ilçesine bağlı Balcılar beldesinde, üç katlı bir öğrenci yurdu saat 05:00 sıralarında tamamen çöktüğünde ölen 18 kızımızın hesabı soruldu mu, suçluları adalet önüne geldi mi? Aldığım cevap kanımı beynime sıçrattı. Aileleri şikayetçi olmadığı için kimsecikler kovuşturmaya uğramamış. Kabahat tüpçününmüş meğerim.
Fakat bu bir amme davası değil mi? Çocuklarımızı belli yaşa kadar ailelerine rağmen ve hatta ailelerine karşı korumak, Devleti-i Ali’nin vazife-i muazzamalarından olması gerekmez mi? AKP’nin atadığı kapıkulu savcılar, ilgili ilgisiz vatandaşı sorgusuz sualsiz, hatta herhangi bir suçlama yapmaksızın ve avukatları, aileleri ile yabancı insan hakları gözlemcileriyle görüştürmeksizin, Engizisyon (ay pardon sürç-i lisan Ergenekon diyecektim) davası çerçevesinde 15 ay tutuklu bulundururken, 20 kız çocuğumuzu sıcak döşeklerinden yekindirip, ne idüğü bilinmez Kuran kurslarına yatılı olarak kapatan, ne idüğü bilinmez tarikatçı bozuntusu, kriminal müsvedde-i beşerleri, aile şikayetçi değil diye serbest bırakıyor. Kusura kalma Nihal hanım, infial ve yas listemde bu çocukların başına gelenler, 90 yıl önce iddianıza göre Ermeni tercümanların gadrine uğrayan Mehmetçiğimin yasından önce geliyor. Hem kronolojik olarak, hem de, hiç değilse 90 yıl önceki insafsızlık, hainlik düşman eliyleydi ve savaş sırasındaydı. Hiç değilse İngilizden öcü alındı şehitlerimizim Kurtuluş Savaşıyla.
Konya’da öldürülen bebelerimizin kanları hala yerde. Eli kanlı Süleymancı kaatiller yeni kurbanlar peşinde. Nihal Hanımcım siz bu işe ne diyorsunuz azizem?