Kitabı doğru okumak / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mayıs '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Kitabı doğru okumak

Kitabı doğru okumak
 

Daha önümde çok yıllar var. Ondan güç alarak bir şeyi protesto ediyorum…

Özellikle “Canlı” yayın yapan televizyon kanallarının “1 Mayıs Bayramı” gösterilerinin “Haber” niteliğinde duyurulurken “Tek taraflı” yayın yapmaları ve adeta “Provokatör” gibi davranmaları…

Şimdi bu protestomu bir kenara not alınız ve ben devam edeyim…

Babam (Rahmetli) 32 sene “Devlete Memurluk” etti ve en son “İl Müdürü” sıfatıyla hizmetini sonlandırdı. Ben, oğlu olarak 7 yıl ancak “Devlete memurluk” edebildim. Bu bilgilerimi de bir tarafta tutunuz.

Yıl 1962…

Henüz 17 yaşında çiçeği burnunda, şiir yazan kendine göre “Âşık” olabilen, şiir dışında “Siyaset” ile uğraşan ve o tarihlerde “Siyasi köşe yazıları” yazdığı için bulunduğu ortamda “Bilinen” ve masmavi gözlü, sapsarı saçlı, oldukça da yakışıklı olması nedeniyle de ayrıca “İlgi odağı” olan birisi…

Yani, övünmek gibi olmazsa ben…

Muğla’da öyle bir ortam içinde ki, etrafında hep devrin ünlü veya ünlü olmaya aday şairleri, yazarları var. Hemen her gün, bu toplulukla sohbet ortamında bulunuyor. O günlerin fikir akımları içinde en gözdesi “Solcu” ve “Devrimci” olmak.

Bulunduğumuz ortamda öyle kişiler var ki, bize anlattıkları ile bizim “Vatan, Millet, gelenek ve görenek, dini inançlarımızla ilgili” duygularımız birleşince inanılmaz ve önünde durulmaz bir “Güç” ortaya çıkıyor. Ve biz bu gücü o günlerde “Şiirlere” ve “Yazılara” döküyor, keskin savunucuları oluyoruz. O dönemin en hızlı solcu şair ve yazarları, bu günün deyimi ile “Ağabey”lerimiz…

Sonra, gün geliyor ben de devlete “Memur” oluyorum ama “Günde bir sefer yeter” diyebilecek durumda değilim. Görevimizin gereği, sürekli çalışmak zorundayız.

O günlerde de Nevşehir’in turistik (özellikle bunu belirtiyorum) ilçesinde görev yapıyorum. Askerden yeni terhis olmuşum. Her ay maaş bordrosuna bağlı olarak 352 lira 2 kuruş maaş alıyorum. Arazi tazminatım filan elime 500 ila 600 lira arasında bir para geçiyor. O dönemde bu kadar para adamı azdırmanın da ötesinde yapar ama neticede “Bekâr” sosyal hayatımız nedeniyle kimseye bir zararımız yok. Edepli, saygılı ve kendi halinde gençleriz. Ama “Dikkat çeken” gençlerden…

Günün birinde “Şehir kulübünde” bir tartışma çıkar. İlçenin ileri gelenlerinden biri, bizlere hitaben “Bizim vergilerimiz ile maaş alıyor karnınızı doyuruyorsunuz” deyince ortalık karışır. Ne demektir bu? Biz ki bordrodan maaş alırken bir sürü “Vergi” veriyoruz. En azından “Sosyalist” ve “Devrimci” kimliğimiz ile “Emekçi” olarak böyle düşünüyoruz.

Sonra “Devlete memuriyetten” vazgeçiyorum ve “Bankacı” oluyorum. Bir de bakıyorum ki banka hesabında “Yüklü” mevduatı olanlar, banka çalışanlarını paralarının “Bekçisi” sayıyor ve onlardan kazandığımız paralar ile karnımızı doyurduğumuzu sanıyorlar. Ve bir gün tepemin tası atıyor, hesabında “Yüklü” mevduatı olan bir müşteriyi bankadan kovuyorum, banka da beni…

Anlıyorum ki “Memuriyet” benim işim değil… O dönemde Türk ekonomisine hareketlilik kazandıran bir fabrikanın kuruluşunda bulunuyorum. Ama “İşçi” olarak…

Ne “İşçi” ama… Sabah saat 8 de işe başlıyorum, gece yarısından sonra “Gidebilirsem” evimdeyim. Her gün böyle ve bu fabrikada 6 yıl çalışıyorum.

Görevim gereği fabrikanın bütün “Akçeli” işleri benim üzerimde. Yani bir anlamda fabrikanın “Para babası” benim ve parasal işlemlerin hepsi benden geçmek zorunda…

Tam burada bir şey dikkatimi çekti.

Bir kuruluşun, dahası ticarethanenin ayakta kalabilmesi, karlılığına bağlı. Karlılık demek, para demektir. Para olacak ki o ticarethane çalışacak, çalıştırdıklarına “Ücret” ödeyecek ve üretip ekonomiye de bir değer katacak.

Buraya kadar tamam da…

Hani biz bordrodan vergisini ödeyen “Vergi mahkûmlarıydık?”

Oysa hiç öyle değil. Maaşını ödediğim, bende aldığı ücretin vergisini gidip kendi ödemiyor. Onu da “İşveren” olarak ben ödüyorum. Nasıl mı? Kesiyorum ve ödüyorum…

Yani… İşveren olarak devlete “İşçi çalıştırma vergisi” olarak ödeme yapıyorum. Oysa diğer tarafta işveren konumunda olan kişi, kazandığını “Beyan” ediyor ve cebinden çıkarıp ödüyor…

Burada bir araya giriyorum. Kazandığının “Namuslu” ve “Sorumlu” olarak “Vergisini” ödeyenlerden söz ediyorum ben. Bu noktayı kaçırmayalım lütfen…

Bunu kendimce “Tespit” ettikten sonra bende ne “Sol”culuk kalıyor ne de “Devrimcilik” düşüncesi.

Ondan sonra düşündüğüm ve ortaya koymaya çalıştığım tek şey “Namuslu” olabilmek ve önce ülkeme, sonra milletime ve en sonra da kendime faydalı olmak için elimden gelen çabayı sarf etmek oluyor… Ülkeme ve milletime faydalı olabileceksem, onun içinden hisseme düşene de razı olmalıyım…

Böyle düşünüyorum…

Başa dönünce de “İşçi Bayramı” ile ideolojik bir tavır alarak, kitabın iki tarafını da okuyamayan sözde aydın(!)ları ve bu doğrultuda yayın yapan kanalları kınıyorum…

Şimdi diyebilir ve sorabilirsiniz ki…

Henüz 17 yaşında çiçeği burnunda, şiir yazan kendine göre “Âşık” olabilen, şiir dışında “Siyaset” ile uğraşan ve o tarihlerde “Siyasi köşe yazıları” yazdığı için bulunduğu ortamda “Bilinen” ve masmavi gözlü, sapsarı saçlı, oldukça da yakışıklı olması nedeniyle de ayrıca “İlgi odağı” olan birisi…

O şimdi nerede?...

O da burada da, şimdi şiir yazıyor ama dostlarını kızdırıyor. Yazı yazıyor, fincancı katırları ürküyor, siyaset mi, oraya kimse sokmuyor. Sapsarı saçlarından geriye “Birazcık” kaldı, yakışıklığı “Yaşına göre”ye döndü. Eskiden kalan, bir tek masmavi gözleriymiş yalnızca. Onu da doktorlara sormuş, zaten değişmezmiş.

Nerde kaldıydık?

Bak işte onu da “Unuttu” her halde. Ama protestosunun gerekçesini unutmadı hala… Kitabı, her zaman iki taraflı ve adil okumaya çalışıyor…

Ve bir kez daha diyor ki: Saygı, sevgi, merhamet, muhabbet ve adalet… Bu ipe iyi sarılın, çıkış noktası burasıdır.

Yazı biraz uzun mu oldu? N’apalım ki geriye “kalan”dan bu kadar… Burada olmaya devam edeceğim, söz verdiğim gibi, önümde daha 39 yıl var…

01 MAYIS 2007

 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..