​ Kitap okuyormuşum gibi çek Panpa / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '16

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Kitap okuyormuşum gibi çek Panpa

Kitap okuyormuşum gibi çek Panpa
 

Soğuk bir kış sabahı, kentin kalabalık meydanlarından birinde arkadaşımı bekliyorum... Hava buz gibi, dükkânlar yeni yeni açılıyor...

Bir müddet, sabahın soğuğuna aldırmadan koşuşturan inşalara bakakaldım. Herkesin bir “acelesi” vardı…

Nereye girsem/gitsem diye düşündüm biraz… Sonra, az ötemdeki “fastfood” zırvalıklarıyla markalaşan bir cafeye doğru yürüdüm. İçeri girdim fakat saat 10’da gelin diye beni kibarca kovdular. Self servis yüzsüzlüğünü adet edenmiş bu insanlardan nezaket beklemenin manasız olduğunu hatırıma getirerek, müphem bir “peki” ile çıktım dışarı.

Soğuktu… Erken gelmiştim... Çaresiz, biraz daha ötemdeki kahvelerin cılkını çıkarmakta mahir bir mekâna doğru istemeye istemeye ilerledim...

İçerisi, Amerikan kovboy filmlerinde, şeriflerin bir içki içip, çift tabanca, yüz kurşunla on kişiyi öldürdüğü “kahvehaneler" gibi dizayn edilmişti...

Mekânın, insan üzerinde yoğun bir tesir bıraktığına inananlardanım. Bundan olsa gerek: bilinçsiz bir şekilde, gözden kaçmaya çalışan bir suçlu edasıyla geçip arka taraflarda bir yere oturdum... Küçücük bir tabure üstündeyim ve dizlerim masaya temas etmek zorunda… Ne çarpık uyum!

Garson Bey'den içmelik bir şey istedim, "kalk kendin al" dedi. (Self Servis!) Buna da peki… Kalktım ve fahiş bir ücretle kahvemi aldım. Büyükçe bir bardak tutuşturdular elime ve bir de upuzun pipet… Pipet?

Soğuk, beynimi uyuşturmuş olmalıydı ki müşterilerin mekânı doldurduğunu biraz sonra  fark edebilmiştim. Evinde irili ufaklı her türden köpek besleyen tipler gelip kahvelerini yudumlamaya başlamışlardı... İnsanların beden dilinden mana çıkarmak gibi bir “hastalığım” olduğundan ilk gözüme çarpan insanları süzmeye başladım: Günün Pazar olup olmamasının hiçbir anlam ifade etmediği, memuriyetten emekli ihtiyarlar ve cebindeki son parasını, sevgilisiyle bir sabah kahvesi içme uğruna feda eden liseli aşıklar, biraz olsun gidermişti mekânın garabetini.

Derken, kıyafetleriyle, kendine, kendiliğinden "gizem" katmış bir kızcağız gelip tam önüme oturdu. Bardağını masaya bıraktı. Çantasından kalın bir kitap çıkardı ve siyah ojeli parmaklarıyla sayfaları ağır ağır çevirmeye başladı. Ama öyle sert davranıyordu ki kitaba; yaklaşık 15, 20 sayfalık kısmı masa üzerinde düz hale getirebilmek için öyle abanıyordu ki mübarek, ütü yapıyordu sanki...

Nihayet kitap dokunulmadan iki tarafa açılır vaziyete geldi. Entelektüel kızımız o esnada çantasından, önündeki kitap ebadında bir telefon çıkardı. Ekran netliğini ayarladı, kahve ve kitabı tam kadraja soktu ve deklanşöre bastı. Ardından twitter mıydı instangram mıydı neydi oraya attı. Sonra on dakika falan, derin düşüncelere dalmış vaziyette ve girdiğimden beri benim beynimi tırmalayan yabancı müzikler eşliğinde kitabını okudu… Bir müddet sonra tekrar telefonunu eline aldı...

Daha sonra ise, ben, ne yapacağını merak etmeden, kitap da, kahve de, mekânlardaki estetik de popülizm uğruna böyle perişan edildi diye söylenerek, sabah sabah ruhumu daraltan o mekândan çıktım.

Entelektüel kızımızın ne yapacağını merak etmedim çünkü biliyordum; onun, kendisi gibi entelektüel! arkadaşları, fotoğrafın altına "ay canım bu kitabı mı okuyorsun", "çok iyi seçim”,  "kahve ile de iyi gider",  "kahve kitap..." cinsinden yorumlar yapmıştır o da "evet ya her sabah yaparım bunu" ya da “kahve ve kitap en sevdiğim ikili…” diye cevap vermiştir.

Kitap kalındı, her gün 15, 20 sayfasını çevirse, sosyal medyada bir sene boyunca, masrafsız, tam teşekküllü entelektüel olurdu…

 

 
Toplam blog
: 4
: 281
Kayıt tarihi
: 03.02.15
 
 

Okur... ..