- Kategori
- Deneme
Kızıl bir düş

Sızlatan bir yangın kokusu şimdi altıncı hissimde kalan. Buz tutmuş bir bedene ateş tutulduğunda ne olur? Önce, hiç! Sonra suya döner o tabaka. Sonra bayat bir yanık kokusu… Peki, kömürleşmiş bir parçada can kalabilir mi hala? Tohumundan –kim bilir- bir filiz daha verebilir mi? ‘Çok geç’ demek için bile ne kadar geç kaldığımı fark ettim… Gecikmek için bile geç…
…
Rutine bağlamış bir ıslık alabildiğine çınlatıyor şimdi benliğimi. Anlaşılması güç kargaşalarımdan oluşmuş bir mengenedeyim. Her yandan baskı varken patlayabilecek tek bir delik bile yok oysaki. Ufalıp sızabileceğim tek bir açıklık yok. Oysa ruhum delik deşik… Bu ne biçim bir paradoks? Kimin satranç tahtasında piyonum ben? Ya da hangi problemli çocuğun psikopat oyunun içinde hapsolmuşum?
Baştan ayağa kir pas içinde dahi olsa, gizleyemiyor bir kadın kadınlığını… Oysa eskiden bir yaprak bile mahremiyet kalkanıymış. Mış… mış… Ne saçma…
…
Bir saatin sinir bozucu tik-tak’larında beyin patlatıyor şimdi düşünsel işlevim. Tik-tak… Tik-tak… Durmuyor zaman, ilerliyor. Bense yerimde sayıyorum. Bu karanlık ne kadar gerçek? Yoksa doğduğumda gözlerimi açmayı öğretmediler mi bana? ‘ Hayat, bir nefes alımlık zamandır işte… İlk yapılan nefes almak, son eylemse iadesi olacaktır elbet.’ Böyle demişti bir büyüğüm. Tek haklı olduğu konu buydu belki de…
…
Ben ölmeden önce…
Kızıl düşler istiyorum… Gün batımı tonunda. Hani gören güneş doğuyor mu batıyor mu anlayamasın. Ben de bir bitişte mi yoksa bir başlangıçta mı mutluyum bilemeyeyim. İnsan düşlerinde her zaman mutlu olabilir mi? Bilmiyorum, ama denemeliyim…
Ben ölmeden önce…
Düş kurabilmeyi öğrenmeliyim…
…
Kızıl bir düş…
Gün batımı tonunda…
...