​ Koltuğum bana düşman oldu / İş Yaşamı - Kariyer / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
 

Koltuğum bana düşman oldu

Koltuğum bana düşman oldu
 

Koltuğuna biraz daha yerleşip, başını geriye yasladı. Kollarını koltuğun iki yanına yerleştirdi, ayaklarını ileriye doğru uzattı. Bana doğru dönüp,
“Amma da rahat görünüyorum değil mi?” diye sordu.

“Evet. Keyfiniz yerinde. Bizim böyle oğlak derisinden koltuğumuz olmadı hiç” dedim.

“Koltuk benim değil. Yakında yeni sahibine devredeceğim” diye karşılık verdi.

“Neden? Daha yeni seçildiniz başkanlığa.”

“Yeter artık, ben yaşlandım sayılır. Bu işi genç arkadaşlarımın benden daha iyi yapacağına inanıyorum.”

“Tek neden bu mu?”

Güldü.

“Hayır. Tek neden bu değil. Daha önemli nedenler var.”

“Allah Allah! nedir bu kadar önemli olan? Sizin yerinizde olmak için çok şeyini feda edecek olanlar var. Oysa siz başkasına devretmekten söz ediyorsunuz.”

“Anlatayım o zaman; Bu göreve getirildiğimden beri kimin dost kimin düşman olduğunu anlayamaz oldum. Herkes hatırımı sayıyor görünüyor, saygı gösteriyorlar. Ama hangi söz doğru, hangisi yalan anlayamıyorum. Bazen ayağa kalkınca altımdaki koltuğu çekeceklermiş de, düşecekmişim gibi bir his kaplıyor içimi. Etrafımdakiler yüzüme değil, koltuğuma bakıyorlar gibi. Koltuğum bana düşman oldu sanki. ‘Ölse de, koltuğu bize kalsa’ der gibi geliyor, etrafımdakilerin sözleri. Çok rahatsız oluyorum. Bazen koltuktan kalkıp, şu sandalyeye oturuyorum. Kendimi daha rahat hissediyorum. Ama az kaldı ondan kurtulacağım.”

“Allah Allah! sizin gibisine de ilk kez rastlıyorum. Elin adamı bu koltuk için neler feda etmez, siz kalkmış ‘bana düşman oldu’ diyorsunuz. Çok ilginç birisiniz doğrusu.”

“Dahası var...”

“Neymiş o?”

“Şimdi bu koltuğa sırtımı dayıyorum ya. Bana destek oluyor. Dik duruyorum.

Ama kişi altında bu koltuk olmadan da dik durmalı. Sırtını koltuğuna değil, dostlarına yaslamalı. Koltuğunun kollarına değil, yanında yürüyen arkadaşlarına, yoldaşlarına tutunmalı. Önemli olan koltuğun yumuşaklığı değil, yüreklerin yumuşaklığı. Eğer bu koltuk altımda olmadan da yüreklerde iyi biri olarak yer edebiliyorsam, ben insanım demektir. Ama şimdi nasıl bir insan olduğumu bilemiyorum. Çünkü karşımdaki yüzlerin dost mu düşman mı olduğunu anlayamıyorum. Nedeni de hep bu koltuk. Ona karşı öylesine hırslıyım ki, parasını verip yakasım geliyor. Ama verdiğim parayla daha iyisini alırlar, talibi daha da artar diye korkuyorum. En iyisi bırakayım gitsin. Ben anamdan koltukla mı doğdum sanki. Herkesi bana düşman etti. Sokağa çıktığım zaman selam verecek adam bulamıyorum. Karşıdan gelen her insanın ‘kıçını koltuktan kaldırıpta nihayet dışarıya çıkmış’ dediğini duyar gibi oluyorum. Oysa ben böyle biri değilim. Koltuğum olmadan da adam yerine konulmak istiyorum. Hem bir şeyi kırk kişi söylerse gerçekleşirmiş. ‘Ölse de koltuk bana kalsa’ diyenlerin sayısı artıyor. Bu yaşta öteki tarafa gitmek istemiyorum.”

“Evet sizi şimdi çok iyi anlıyorum. Keşke bunu daha önceden düşünseydiniz. Ama insan başına gelmeden bazı şeyleri anlayamıyor nedense. Siz de çok geç kalmış sayılmazsınız. Koltuğunuzda ölmek yerine, kendiliğinizden kalkıyorsunuz. Bu büyük medeni cesaret isteyen bir iş. Kutluyorum. Sanırım bundan sonra yanınıza gelenlerin sizi sevdikleri için geldiğini düşüneceksiniz. Ömrünüz uzun olsun...”

Gerçekten de koltuk olarak gördüğü makamını iki hafta sonra genç bir meslektaşına devretti.

 
Toplam blog
: 121
: 1472
Kayıt tarihi
: 23.08.07
 
 

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunuyum. 28 yıllık g..