- Kategori
- Gündelik Yaşam
Komşu adı olmasın sadece vicdanlar!

Kimi başları önde gözleri biryer kilitlenmiş, kimide alamayacakları endişesiyle sağa-sola çarparak yol açıyor yardım kolilerinin en yakınına gelmeye çalışıyordu.
Analarının eteklerine sarılmış küçükler , meraklı gözlerle kendilerine getirilen yardım kolilerine bakıyor, yakında olanalar belki içinde oyuncak vardır diye kaçamak el yoklamalarını, anneleri ellerine vuruncaya kadar devam ediyorlardı.
Daha büyükler biraz sitemli, biraz kızgın, bol hüzünlü bakışlarıyla küçücük beyinlerindeki sorularla daha geride durmayı tercih ediyorlardı.
Niye bazı insanlar zengin, niye bize yardım ediyorlar?
Anneler daha metanetliydi.
Babalarsa gururlarını rafa kaldırmışlardı. Ne yapsınlardı?
Kimi çalışamayacak kadar elden ayaktan düşmüş hasta, kimiside gün ağarmasından kararmasına kadar iş peşinde olan, bazen bulan bazense eve eli boş dönen babalardı.
Hele eve eli boş döndüğünde kendisine bakan bakışlar yok mu? bellerini bir büküyordu ki...
Oysa büyük şehirlere ne umutlarla gelmişlerdi.Artık baba ocaklarına dönüşte olmazdı. Zaten koşulları iyi olsaydı kim gelirdi ki.
Bu anlattıklarım tanıdık geldi değil mi size dostlar? Her ramazan yapılan yardım görüntüleri. Ama , daha farklı görüntüler var ki , utanarak seyrettiğimiz. Bir kap yemek için birbirini çiğneyen insanlar...
Yoksulluk çaresizliktir...
Bu yardımların niye sadece ramazanlarda olduğunuda hiç anlamadım bugüne kadar. Lütfen her zaman çaresizliğe ilaç olanlar sözüm size değil, yanlış anlamayınız.
Eskiden ;bu arada benim eski takıntımı bilirsiniz yazımı okuyan dostlar, böylemiydi? Komşu açken tok yatılmaz , herkes karınca kararınca destek olurdu.
Ah! o günler...
Kurbanlar bile difrizlere gidiyor son durak olarak. Halbuki amaç et yemeyenlerin yemesiyken oysa.
Vicdan sadece komşu adı olarak mı kaldı ne?
Bundan altı yedi sene önce, soğuk ve yağmurlu birgündü. Yağmuru seven ben sıcacık odamda , elimde de sıcacık çay deymeyin keyfime pencereden dışarıyı seyrediyordum. Oğluşlarım uykuya yenik düşmüşler kedi gibi koltuğa kıvrılmışlardı. Tekrar pencereden bakmaya başladığımda dondum kaldım. Çöp konteynırının yanında ;benim oğluşlarım yaşlarında , ayakları çıplak üç çocuk , çöpten aldıkları , büyük bir ihtimallede bozuk sütü içiyorlardı.
Çocuk odasına gidişimi , yeni yada eski olduğuna bakmadan seçtiğim kıyafetleri hatırlamıyorum bile. Çocuklara seslenişim ve sanki suçlu gibi irkilip , bakmalarınıysa hayatım boyunca unutmayacağım.
oğluşlarım için hazırladığım tostları ve giyecekleri alarak aşağıya yanlarına indim. Tostları almak istemediler.
-Karnımız tok , sağolun teyze dediler.
Biraz önce bozulmuş sütü içen kendileri değildi sanki. Yavrucaklar...
Güzel bir dille ikna ettim.
Daha sonra çok gördüm çocukları.
Ekmeğini çöpten çıkaranlar.
Ve oğluşlarım altı- yadi yaşındaydı o zamanlar, o yavrularla yaşıt.
Aileleride yönlendirse bu işe , neyse...O kapanmaz yara.
Birde buna karşılık duygularımızı suistimal edenler var. Ramazanları türeyenler, seyyar dilenciler. Pazara gittiğimde verdiğim halde birdakika geçmeden tekrar beni görse, yine dilenen teyze lafım sana.
Maşallah şehrin her yerine yetişiyorsun bu yaşında.
Geçenlerde kapıma gelip verdiğim ceketi evirip çevirdikten sonra;
- bu işime yaramaz , mont yok mu diye yüzsüzleşen kişiye nedemeli?
Güler misiniz ağlar mısınız yaşananlara size kalmış artık.
Hayırlı ramazanlar ve bol komşu adı olmayan vicdanlar...
Saygılarımla