- Kategori
- Deneme
Kontrol

Ayrıntıları daha fazla görebildikleri için olsa gerek, kadınlar genellikle kontrolcüdürler. İnsanları ve olayları kesinlikle rahat bırakmazlar. O yüzden hayatı gelişigüzel yaşamak isteyen bir erkek evlenirken bazı sıkıntıları göze almalıdır diye düşünüyorum. Tabii erkeklerin arasında da kontrolcü olanlar var ki, onlarda bu özellik iyice çekilmez hale dönüşüyor.
Şu yorucu hayatı; öylesine, hiç anlam yüklemeden yaşamak ne güzel olurdu değil mi? Peki ama bunu başarmak niye bu kadar zor? Acaba tüm beklentilere cevap vermek adına mı çırpınıp duruyoruz? Ebeveynler, çocuklar, akrabalar, arkadaşlar vs. ve diğer bütün insanların beklentilerinden, taleplerinden söz ediyorum. Yaşadığımız sürece hep bir yerlere gelmeye çalışıyoruz ya hani! Nedense bir türlü tam anlamıyla gelemediğimiz o yerin neresi olduğunu bilen pek çıkmıyor. Çünkü beklentilerin toplamı dağ gibi oluyor bilinçaltımızda. Bazen ulaşması, tırmanması güç bir dağ…
Ya bizim diğer insanlardan beklentilerimiz? İç içe geçmiş küçük tepecikler halinde bilinçaltımıza dâhil oluyorlar. Hepsi birlikte içinden çıkılması güç denklemlere dönüşüyorlar ve biz hayatı böyle yaşıyoruz işte!
İlginç bir biçimde; bu kadar gelenekçi, dolayısıyla da talepkar bir toplumun bireyleri olduğumuz halde çoğunlukla yalnızız. Sorunların üstesinden tek başımıza gelmeye çabalıyoruz. Kimi zaman ağlarken tek bir kişi olduğumuzu fark ediyoruz. Koskoca evrende zavallı ve duygusal, bir başımıza kalakalıyoruz. Fakat matematiksel olarak düşündüğümüzde durum farklı. Bir düğün törenine çağırabilmek için listeler hazırlayabileceğimiz sayıda insan var belleğimizde! En olmadık zamanlarda birer birer ortaya çıkarak hayatımızdaki beklenti dağını büyüten bu insanlar hem var, hem de yok gibi… Tuhaf şey! Gerçek olan onlar mı, yoksa yalnızlığımız mı belirsiz.
Bir aziz gibi, ya da bir serseri gibi yaşamanın ortak yanı şu olmalı; eğer kendimizi mutlu edemiyorsak, kimseye gerçek anlamda hayrımız dokunmaz. Herkesi memnun edecek biçimde bir hayat sürdürmek ise, ne kadar çabalasak da olanak dışıdır zaten. Toplumun bizim için biçtiği bütün görevleri üstlenmek, yerine getirmek bile daima birilerinin çıkarına dokunacak, birilerini rahatsız edecektir. Ne yazık ki umursamaz olmak da çözüm sağlamaz. Toplum beklentilerinin altında kalır ve yine suçlanırız.
Tecrübe kazanmak, ayrıntıları daha iyi kontrol etmeyi öğretiyor insana. Böylece büyüdüğümüzü, güçlendiğimizi hissediyoruz. Oysa bu bile bizi yanıltan, eksik bir algı. Kazanımlar verici olduğu kadar, alıcıdır çünkü! Farkındalık kazandıkça, çocuksu saflığımızdan ve kaygısızlığımızdan bir adım daha uzaklaşıyoruz. Yuvarlak bir dünyanın bütün yollarından geçip, sonuçta başlangıçtaki yolun başına geri döndüğümüzde ise şaşırıyoruz. Yaşarken kontrol ettiğimizi sandığımız bütün ipler gün gelip inceliyor. Sonra da hepsi ayrı ayrı inceldiği yerden kopuyor. İlerleyen süreçte çocuklarımız yuvadan uçuyor. Sevdiklerimizi sırayla kaybediyoruz. Artık kontrol edecek bir şey kalmadığında anlıyoruz ki, yaşlılık da gençlikte hesaplayamadığımız kadar uzun bir dönem.
Zaman gelip geçiyor.
Yalnızlık yine kaderimiz oluyor…