- Kategori
- Futbol
Köpek üzerine bir deneme: Gel, kuçu kuçu!..
Köpek ve bunun “yan ürünü” olan sözcükler....
Gündelik konuşma dilimiz, geçmişten gelme birikimiyle, böylesi sözcüklere çok yatkındır. Bu bakımdan, hangi niyetle olursa olsun, “köpek” sözcüğü, onu çağrıştıran başka sözcüklerle çok rahat kullanılır.
Köpek ve “yan ürünleri”, siyaset dünyasında da çok kullanılır.
Bizde, siyasetçiler, kendilerini milletin (halk diyenler de vardır) temsilcisi/ vekili sayarlar. Avukattan daha ileri haklara sahip olduklarını düşünürler. Noterden “ömür boyu” vekâlet verilmiş gibi görürler kendilerini. Böyle olunca da, yaptıkları her işin doğru olduğu gibi anlayışın yerleşmesini, sözlerinin “buyruk” gibi benimsenmesi beklerler.
Çevreleri, onları öyle bir havaya sokmuş, öyle bir yola itmiş olabilir.
“Oy”la seçildiğine göre, haksız da sayılmazlar hani!
Ama verdikleri her karar, yaptıkları her iş, “birey”lerin değil de, “genel”in yararına olmalı değil mi?
Ama çoğu kez olmuyor!
Aldıkları ya da öyle sandıkları güçle, Ferhat gibi dağları deldiklerini, kopup gelen çığ gibi, rakiplerini silip süpürdüklerini, fırtınanın çatıları uçurması, ağaçları devirmesi gibi, bütün engelleri aştıklarını... bilmem ne gibi, neleri saf dışı bıraktıklarını düşünürler...
Bazen de ağızlarını bozarlar. Ne de olsa, oy aldıklarının bir parçasıdırlar, onlar gibi olmak da ne sakınca ola ki?
Olmadığı, olmayacağı için de, aslında ağızlara yakışmayan sözcükleri kullanırlar... Öyle kullanılır ki, dinleyenler coşturulur, “kalabalıklar”dan gelen “alkış gazı”yla, daha bir güçlenileceği, “yenilmez armada” olunacağı düşünülür.
Kuşkusuz böylesi düşünmeler, gelip geçici “aşk” gibidir.
****
Köpek ve “yan ürünleri”, yaşamın neredeyse her alanında..
(“Köpek”li deyişlerle, özellikleri kadınları aşağılamak, dünden bugüne uzanan bir “gelenek” sanki:
Dişi köpek kuyruğunu sallamayınca, erkek köpek ardına düşmez.
Dişi köpek, yalanmazsa, erkek dolanmaz.
Köpekte vefa olur, avratta vefa olmaz.)
Kendine “köpek” denmesine sevinen yok mudur?
“İki ayaklı” denenleri bilmem ya, Bekir Yıldız’ın bir öyküsünden anımsadığım kadarıyla olduğunu bilirim:
Ağa, bir gün, at sırtında köy meydanına girer. Birini soracaktır; diyelim muhtarı. Meydanda gördüğü bir çocuğu seslenir:
“Lan köpek, gel buraya!”
Kendine “köpek” denen çocuk kaçmaya başlar; bağırır da, sesinden sevinçten bağırdığı anlaşılır:
“Ağa, bana köpek” dedi, “Köpek...”
Çocuk bu, hem de bir öyküdeki çocuk. Bekir Yıldız böyle bağırtmış çocuğu, diyebilirsiniz. Ama günlük yaşamda, isteği yerine gelsin diye, bir tür yalvarma biçimi olan, “Kulun köpeğin olayım, kıyma bana” ya da “Acı...” , “Yap bir kıyak”... diyenlerin olduğunu duymamış da olamazsınız.
“Köpek”e yüklenen “aşağılayıcı” anlamlar, tez elden “değişim”e uğratılmalı; o da, “aslan”, “kaplan” gibi “gurur” verici bir sözcük olmalı!
Zor mu?
****
Fenerbahçe-Galatasaray arasındaki Süper Kupa maçından sonra, maçta konuşulacak başka “şey”ler yokmuş gibi, bir “köpek muhabbeti”dir sürüp gidiyor. İşin ilginci de, başka türlüsü olamaz zaten, “muhabbet”in içinde, ilgili ilgisiz herkes var, bir o “eksik”...
Ne demeli?
“Gel, kuçu kuçu!...”
Başka?
Efendiler, köpekleri rahat bırakın, kendi çıkarınıza “alet” etmeyin, “yetersizlik”i örtmede bir “kılıf” olarak kullanmayın!..
Son söz:
Öykünmek, sanatsal anlamda, “özgünlüğe” giden yolun başlangıcı sayılır; başka “varlıklar”a öykünmekse sadece kişinin “iç durum"unu açığa vurur!.
http://www.facebook.com/turgutcelik