​ Köy Enstitü konulu okumalar ve gerçekler-1 / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '12

 
Kategori
Eğitim
 

Köy Enstitü konulu okumalar ve gerçekler-1

Köy Enstitü konulu okumalar ve gerçekler-1
 

ter akıtmadan fayda sağlamak mümkün değil.


Köy Enstitüleri ile ilgili konular hala özellikle bu kurumları savunanlar tarafından sürekli gündeme getirilmeye çalışılıyor. İyi tarafları, güzellikleri, yararları adeta göklere çıkarılıyor. Bu gruptan bir kısım insanlar da özellikle 1950 sonrası Demokrat Partiyi bu kurumları yok eden kişiler olarak görüp nerede ise lanetliyor. Karşı tarafta ise yıllar yılı bu konularda gazetelerde dile getirilen rutin sloganların dışında başka yeni bir sav ileri sürmüyorlar.

 

Köy Enstitülerine ilişkin yapılan değerlendirmelere bakınca toplumda pek çok kişinin bu kurumları gerektiği gibi tanımadıkları anlaşılıyor. Bu alanda pek çok yayın olmasına karşın ne yazık ki toplumumuzdaki okumama alışkanlığı nedeniyle inanılan, güvenilen kişilerin söylediklerinin peşine takılıp gidiyor insanlarımız. Ne yazık ki bu bakış açısı sadece köy enstitüleri ile ilgili konularda geçerli değil. Hemen her konuda benzer alışkanlarımız toplum içinde güçlü bir şekilde devam edip gidiyor.

 

Köy Enstitüleri ile ilgili birkaç yıldır yaptığım okumalar sonrası bu alanda o dönemde yaşanmış olaylara ilişkin notlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Okuduğum kitapların adını, sayfasını, yazarını da vermeye çalışıyorum. Belki okuyanlar, ilgi duyanlar da bu yayınları okuyup daha doğru sonuçlara, daha doğru kanaatlere ulaşırlar.

 

Kitap Künye Bilgileri: Köy Enstitüleri İle İlgili Yasalar/ Cilt 2/ Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yayınları/ Ankara/2000/380 sayfa.

 

Köy Enstitülerini açmama, açılırsa kapatma düşüncesi kuruluş yıllarında bile vardı.(Shf. 5)

 

İmece, Kadınların imeceye katılması, öğretmene okul dışı görev verilmesi, öğretmene geçim arazisi ayrılması, solculuk suçlaması, karma eğitim gibi hususlar karşı çıkış nedenleri olarak sayılıyor.(s.5)

 

Gerçek neden bilinçlenen kitlenin mevcut sistemi sarsacağı, yönetime ortak olması korkusuydu. Yönetime başkalarını ortak etmek istenmiyordu.(s.5)

 

Atatürk ilkelerinin köylü kitlesine benimsetilmesi tehlikeli olarak düşünülüyordu.

 

Yasal değişiklikler 1946 seçimleri sonrası başladı. Kapatmaya hemen cesaret edilememişti. İşi yüklenenlere görev verilmedi. Hasan Ali YÜCEL milli eğitim bakanı yapılmadı. Küçük yasal değişikliklerle ısınma talimi yapıldı. Her değişiklikle temel ilke yara aldı.

 

Yüksek Köy Enstitüleri köy çocuklarının pratikte gidebilecekleri tek yüksek öğretim kurumu idi.(s.6)

 

Köy okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanununda(4274 sayılı kanun) Değişiklik Kanunu/5012 sayılı kanun/19 Şubat/1947

 

Kadınlara bölge okullarının yapılacağı yakın veya uzak başka bir köye gidip gelmek maddi külfet yanında kadınların iş ve analık durumuna da engel oluyordu. Kadınların yabancı bir köyde çalışması menfi tesirlere de yol açıyordu.(s.8)

 

Kadınlar kendi köylerinden başka yerlere okul inşaatlarında çalışmaya gitmek zorundaydı. (18-50 yaş arası tüm kadın ve erkekler) 1947’de meclis bu uygulamaya son vermiştir. Meclis görüşmelerinde bu konuya karşı çıkan, aleyhte görüş belirten kimsenin olmadığı görülüyor.

 

Milletvekilleri kadınların çalıştırılmasından kaynaklanan şikayetlerden bunalmış durumdaydılar.

 

Pratikte beklenen yararlar görülememiş, 4 yıllık uygulama sonrası kanunun meclis tarafından elden geçirilmesi istenmekteydi. Bunun üzerine bu değişikliklerin yapılması yoluna gidiliyor.

 

Kadınların ağır sorumlulukları karşısında inşaat yükü ağır geliyor.

 

4274 sayılı kanun bütün vatandaşlar arasında şehirli ve köylü diye ikilik yaratıyor.

Köy okulları kanunu yeni baştan tetkik ve ıslah edilmesine muhtaç olduğu söyleniyor(s.16)

İMECE rasyonel bir şekilde ve geleneğimize göre idare edilemediğinden dolayı uygulamada angaryaya dönüştüğü görülüyor(s.16)

 

Kanunun 6 sene önce çıkarılması sırasında aynı konularla ilgili eleştirilerin yapıldığı, tartışmaların yapıldığı görülüyor.

 

Bütün milletvekilleri köy mekteplerinde kadınların çektikleri sıkıntıları, müşkülatları kabul ediyorlar(s.17)

 

16 haneli köye 60 bin liralık okul yaptırma sorumluluğu veriliyor. Bu yükün altından köylüler kalkamıyorlar ve okulu yaptıramıyorlar.

 

Kanunun getirdiği yetkiler yüzünden idare amirleri ile Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen ve müfettişleri arasında sürekli tartışmalar yaşanmaktaydı.(s.18)

 

Ankara’da Kızılcahamam’a giderken yolda okulda çalıştırılan kadınları görenlerin betimlemelerine göre dizlerine kadar çamur içindeki kadınlar evde çocuğunu emzirecek, ona bakacak takati bulamadığını söylüyor.(s.19)

 

Köylünün mükellefiyeti adeta sınırsızdı(s.21). Köylüye bedeni mükellefiyetler yükleyen kanun sayısı 15’e çıkmıştı. 442 Sayılı Köy Kanunu, 4274 sayılı kanun(Yılda 20 gün 18-50 yaş arası tüm kadın ve erkekler okul inşaatları için çalışmak zorundaydı), 4459 Sayılı Ebe ve Sağlık Memurları Kanunu, Orman Kanunu, Beden Terbiyesi Mükellefiyeti Kanunu, Yer Sarsıntısı Kanunu, Çekirge Kanunu, Muzır Hayvanlarla Mücadele Kanunu, Bucak Teşkilatı Kanunu gibi kanunlar köylüye mükellefiyet yüklemekteydi.

 

Öğretmenlere kendisinin işlemesi için okul arazisi olarak tahsis edilmesi gereken araziler zamanında tahsis edilemediği için göreve başladıktan sonra 6 ay boyunca para verilmesi öngörülüyor.

 

Öğretmenlere göreve başladıklarında 20 lira, altı yıl sonra 30 lira, 15 yıl sonra da 40 lira verilmesi planlanıyor. Buna karşın öğretmene arazi ve istihsal vasıtası verilerek köyde müstahsil hale getirilmesi hedeflenmişti. Uygulamada köylerin arazisi uygun olmayanlara, köyün bütçesi yetersiz olanlara arazi verilemeyince öğretmenlerin geliri sadece 20 liralık para olarak kaldı. Arazi verilenler ise iklim ve ekim durumuna göre bir yılda hemen ihtiyacını karşılayacak düzeyde müstahsil hale gelemediler. Bu durumda eksiklerini karşılamak üzere istihsal tazminatı adıyla ek ücret verilmesi zaruri oldu.(s.37)

 

Tahsis edilen arazinin verimsizliği de istihsali engellemiştir. Bu durumda öğretmenler 20 lira para ile geçinmek zorunda bırakılmıştır. Bu nedenle 25 lira ek tazminat ödenmesi kararlaştırılmıştır.

 

Enstitü mezunlarına arazi tahsisi işi güçleşti. Gün geçtikçe bu güçlük artmaktaydı. Geçim arazisi sağlanan öğretmenlerin çok azı geçimini temin edebiliyordu. Büyük çoğunluk ise geçinemeyerek şikayet ediyordu. Geçinenler de geçinemeyenler de kendilerini asıl işlerine veremiyordu. Öğrencileri okutma ve yetiştirme için de halkı tatmin edemiyordu. (s. 50).

 

Devlet maliyesinin yükünü artırmadan, köylü vatandaşı infiale ve şikayete sevk etmeden ilköğretimi çabukça yaymak için usullerde bazı değişiklikler yapma zarureti şiddetle kendini duyurmaya başladı. (s.51)

 

Bu kanunların bu güne kadarki uygulamalarından elde edilen sonuçlar ümit ve cesaret verici olmamıştır. Öğretmen geçiminin yapacağı istihsale bağlanması esası öğretmeni, hükümeti ve köylü vatandaşları yenilmesi imkansız zorluklarla karşılaştırmıştır. Kanunun yanlış uygulanması gibi bir durum söz konusu değildi.

 

Köylerde öğretmenin ihtiyacını karşılayacak toprak bulunamamıştır. Toprak bulunan köylerde öğretmen müstahsil olamamış ya da istihsale koyulan öğretmenler bu işle öğretmenliği bağdaştıramamıştır.

 

Yerleşim yerlerinin özelliğine göre her yerde aynı şartlara rastlanmamıştır. Arazisi uygun olmayan yerlerde toprak tahsisinde büyük sorunlar yaşanmıştır. 1947 yılında 774’e yakın öğretmene hiç toprak verilememiştir.

 

Köylüden toprak alınması hükümet makamları ile vatandaş arasında ihtilaflara yol açmıştır. Bu durum eğitimin köylerde kurulması davasını zedelemiştir. Kamulaştırma usulüne devam edilirse bu ihtilaf daha da büyüyecekti. Bu nedenle kamulaştırmadan vazgeçilmelidir talebinde bulunanlar vardı.(s. 52)

 

Köylülerle öğretmenler arasında şiddetli çekişmeler oluyordu. Kesinleşen mahkeme kararlarına rağmen öğretmenler araziye el koyup kullanamıyordu. Bazı yerlerde mahsullerin yakıldığı, imha edildiği yönünde suçlar işleniyordu.

 

Hangi şekil ve surette olursa olsun öğretmene geçim toprağı sağlanmış köylerin çoğunda öğretmenin müstahsil duruma geçmesi ülküsü gerçekleşmemiştir.(s.53)

 

Verilen arazi fundalık, mera, bataklık veya ham olabiliyordu. Bu türlü toprakları işletebilmek sürekli ve zahmetli çalışmaları gerektiriyordu. Hayvanları besleyemedikleri için enstitüye teslim edenler oluyordu. Bazıları da çok ürün alıp zenginleşme derdine düşüp öğrenci ve okulu ihmal de etmişti. Anlatılan konulara ilişkin rapor ve cetvellerin kanun değişiklik gerekçesi ekinde bulunduğu görülüyor.

 

20 lira ücret az gelince 15 lira yardım daha ekleniyor. Müstahsilliği başarabilen enstitü mezunu çok azdı.(s.61)

 

Köylü elinden çıkarmak istemediği toprağı üstelik ucuz fiyata alınınca haklı bir infial duymakta ve bu hal hem köylüler arasında hem de enstitü mezunu ile köylü arasında şiddetli geçimsizliklere yol açmaktaydı(S. 62)

 

Milli Eğitim Bakanlığı açıklamalarına göre müstahsil duruma geçebilen öğretmen sayısı % 5 olarak belirtiliyor.

 

Öğretmene geçim toprağı verilmemesi kabul ediliyor. Donatım da verilmiyor. Maaşa bağlanmasına karar veriliyor.

 

Erzurum Milletvekili eski kanun iyi düşünülmemiş ve iyi hasıla vermemiştir diye değerlendirme yapıyor.(s.78)

 

Köylüden alınan topraklar geri iade ediliyor. Yapılan köy öğretmenevleri kullanılmadığı için bakımsızlıktan yıkılıyor.

 

Alanda edinilen tecrübeler usullerde değişiklik yapma mecburiyeti getirdiği söyleniyor.

 

Köy okullarının inşa ettirilmesinde tutulan yol köy kanun esaslarına göre okulu köylüye yaptırmaktı.(s. 95)

 

Bakanlığın belirlediği plan tekti. Her yerde aynı plan uygulama zorunluluğu vardı. Öğrencisi az da olsa aynı plan uygulanınca israfa yol açıyordu. Plan sayısının artırılması düşünüldü.

 

İnşaatları denetleyenler öğretmen, başöğretmen ve müfettişler inşaat tekniğini bilmedikleri için binalar gelişigüzel bulunan ustalara yaptırıldı. Bu da ekonomik şartlara ve fenni usullere dikkat edilmeksizin bina yapılmasına yol açtı. Emek ve para ziyan oldu(s.96)

 

Okullar üç yıl içinde yapılacak iken yetişmedi. Köylüye ağır yükümlülükler getirildi. Köylü okulu candan isterken şikayetlere yol açtı.

 

20 lira salma ile okulun yapılması mümkün olmadığı görülünce devlet bütçesinden yardım yapılması esası getirildi. 1946’dan itibaren yardım ödenekleri konulmaya başlandı.

 

Köylü tek başına işin altından kalkamayınca inşaat birlikleri kuruldu. Ancak bunlar da sınırlı sayıda kaldı.

 

Köylüye konulan inşaata para verme yükümlülüğü kaldırıldı. Öğretmenevi ve sağlık evi inşaatları devlet ve özel idareye konulacak bütçe ödenekleri ile yapılacaktı. Köylüler sadece bedeni mükellefiyete katılacaktı.

 

Seyhan Milletvekili Ahmet Remzi Yüreğir “3803 ve 4274 sayılı kanunlar, bir zamanlar maarif bakanlarının söz götürmez durumu ile meydana gelmiş, onu takip eden maarif müdürleri ve gezici öğretmenler adeta saltanat sürercesine köylü üzerine yaptığı tazyik ve tehditlerle halkı hükümet ve parti aleyhine pek haklı olarak yöneltmiş bir kurumdur” diye değerlendirme yapıyor.  

 

Aynı kitapta başka milletvekillerinin yaptığı değerlendirmeleri ve diğer ilginç durumları başka yazılarda da vermeye devam edeceğim.  

 

        Ahmet Hikmet

eagensea@gmail.com

 
Toplam blog
: 26
: 934
Kayıt tarihi
: 03.05.10
 
 

Eğitim insandaki cehaleti alır. Ancak eğitimin gideremeyeceği bir çok özellikler vardır. Bu neden..