- Kategori
- Eğitim
Köy Enstitüleri ve Toplum kalkınması (2)
Köy Enstitülerine hazırlık hareketinin başlatıldığı 1936 yılına gelindiğinde, yapılan inceleme ve araştırmalara göre ortaya çıkan gerçekler şöyle özetlenebilir:
Mevcut eğitim sistemi kasaba ve kentler için başarılı olmuşsa bile, nüfusun çoğunluğunun yaşadığı köyler için başarılı olammıştır. Köy incelemeleri sırasında ayrıca şu gerçek dikkati çeker: Uzun yıllar okul ve öğretmen olan köylerle, olmayanlar arasında yaşam farkı yoktur. İkisinde de tarım aynı ilkel teknikle yapılmaktadır. İkisinde de muska, ağaca bez bağlamak geçerli tedavi şeklidir. İkisinde de yol yoktur, su yoktur. İkisinde de devrim yasaları işlevsiz haldedir. Köylerin sorunu; köylerde sadece okul ve öğretmen olmayışı değildir. Köylerin başka sorunları da vardır.
Bu durumda cumhuriyetin aydın yönetim ve eğitim kadrosu, köyün tüm sorunlarına çözüm olacak bir karar vermelidir. Karar, köyler için yeni bir sistem, Köy Eğitim Sistemi kurulması yönünde olmalıdır. Bu sistem bir “toplumsal kalkınma projesi” olarak düşünülmelidir.
Kuşkusuz, Eğitmen Kursları ve Köy Öğretmen Okulları girişimleri olumludur. Ancak köyleri eğitim yoluyla canlandırılacak ve köyde ilköğretimi yüzde yüz gerçekleştirecek ve köye daha başka (sağlık, tarım vb.) meslek adamı yetiştirme gereksinimi sürekli gündemdedir. 1937’de Eskişehir ve İzmir, 1938‘de Kırklareli, 1939’da Kastamonu köylerinde birer Öğretmen Okulu açılmış ve buralarda ilerde sayıları çoğalacak ve adları Köy Enstitüsü olacak kurumların düşünülen programları kısmen de olsa uygulanmıştır.
Çıkan bu kanunla daha önce açılan Köy Öğretmen Okulları “Köy Enstitüsü” adını almış ve öğrenim süreleri 5 yıllık ilkokul üzerine 5 yıl olarak belirlenmiştir. 1940 yılında 10 yeni Köy Enstitüsü daha açılmış, Enstitülerin sayıları 1944’e kadar 20’ye çıkmıştır. Bu sayı, ülke düzeyinde dengeli dağılmak üzere 24’e çıkarılacaktı. Ancak 1946’dan sonra siyasal dengenin olumsuz yönde değişmesiyle bu mümkün olmamıştır. Açılan 21 Köy Enstitüsü, kurucu önder kadrolarını kaybetmeye başladığı 1946’lardan sonra yavaş yavaş özgün yapısından uzaklaşmaya başlamış ve 1954’te İlköğretmen Okulları’na dönüştürülmüştür.
Kuruluş Yerleri ve Özellikleri
Köy Enstitülerine alınacak köy çocuklarını, köyde kalmaya özendirecek şekilde yetiştirmek gerekliydi. Öte taraftan köylüler kent ten gelen ve farklı bir dille konuşan öğretmenlere de pek alışamıyorlardı. Bu nedenlerden dolayı, enstitülerin kentin ilçelerine uzak olmayan köylerde kurulması uygun görülmüştü.
Enstitülerin açıldığı yerler tam bir “fırsat eşitliğinin haritası”ydı. Tonguç, eğitmen kursu eğitmen okulu yöneticileri, yeni müdür adayları Tarım Bakanlığı uzmanı ve yerel yöneticilerle birlikte, Anadolu’yu dolaşarak, kimi yerlere de tek başına giderek; uygun illerde uygun köylerin kenarında, yol üstünde, enstitü kurmaya uygun, verimsiz toprak arıyordu. Bulunacak yerler, sağlıkçı, teknisyen, doktor ve öteki elemanların köylere ve birinden ötekine çabuk ulaşmalarını sağlayacak durumda olmalıydı. Dolayısıyla Köy Enstitüleri bölgelerin bir halk eğitim merkezi olacaklardı.
Belirlenen yerler, doğanın, kentlerin, köylerin ortasında, işe yaramaz sanılan bataklık, kurak, susuz verimsiz yerlerdi. Görüldüğü gibi daha kuruluş aşamasında bile Köy Enstitüleri toplum kalkınması aracı niteliğindedir. Köy Enstitüleri isimlerini; kendi kuruldukları yerden, oradaki dağın veya ırmağın adından, almışlardır. Özenti ve saplantı yoktur.
Bir başka dikkat edilmesi gereken nokta da Köy Enstitülerinin tüm Türkiye’yi kapsayan yapısıdır. Bölgecilik, zor şartlar ve siyasi nedenler göz ardı edilerek hatta bilhassa bunların ortadan kalkması, eğitimde ve diğer hizmetlerde eşitlik sağlanması amaçlanmıştır.
Eğitim ve Öğretim
Köy Enstitülerinin deneme evresi olarak adlandırılan 1937-1943 yılları arasında belirlenmiş bir çalışma programı yoktur. Her enstitü uygulayacağı eğitim programını enstitülerin kuruluş amacına göre ve kendi alanların giren bölgenin özelliklerine göre hazırlar ve Bakanlığa onaylatarak uygulardı. Çünkü Köy Enstitüsünün izlencelerini ve buna uygun ders kitaplarını yazmak bir inceleme işiydi. Ancak dönemin pedagog ve yazarlarında böyle bir imkan yoktur.
Tonguç, eğitim programının ana çizgisini; köy çocuğu köyde ne görüyorsa, o yaşam biçimini okulda bulacaktır. Yani okulun tarlasında çalışacak, hayvan bakmasını öğrenecek, bu yüzden köyünden ayrılmayı düşünmeyecek bir duruma gelecek. Okul bu amaç için vardır ve bu program için yapılır şeklinde uygulanır.
1943 yılında Köy Enstitüleri Öğretim Programı kabul edilerek yürürlüğe konmuştur.
Program deneme yıllarında olduğu gibi, çevreye görelilik, yaşamsallık, iş ilkesine dayanıyordu. Bu program, enstitülerdeki ders-iş etkinliklerini üç ana bölümde toplamıştır:
1)Kültür Dersleri
2)Tarım Dersleri
3)Teknik dersler
Özellikle köylerin sağlık sorunlarının çözümlenmesi için buraların yerel koşullarına göre eğitilmiş sağlık elemanlarının yetiştirilmesinin gerekli olduğu görüldüğünden; kuruluşlarından itibaren enstitülerde sadece kültür, tarım ve inşaat alanına değil, sağlık konusuna çok önem verilmiş ve eğitim programlarında yer elmıştır.
Görüldüğü gibi yalnız kültür derslerini içermeyen bu program, eğitim yönlerini de içinde taşıyordu; “ İş içinde ve iş vasıtasıyla eğitim”. Eğitim anlayışı açısından Köy Enstitüleri ile diğer okullar arasında çok önemli bir nitelik farkı bulunmaktadır. “Enstitülerdeki anlayış o dönemde “eğitim, üretim içindir,” şiarıdır. Hep beraber ülkeyi kalkındırmak için üretmektir.”
Yüksek Köy Enstitüsü
Çok geniş kaynaktan öğretmen temin edebildiği halde Köy Enstitülerinin yapısı ve mezunlara kanunla verilen görevler dikkate alındığında başka niteliklerde öğretmen yetiştirilmesi gereği ortaya çıktı.
3238, 3803, 4274 sayılı kanunlarla eğitmen ve öğretmenlere verilen görevler, onların köyü her bakımdan ele almalarını, köy eğitimini geniş anlamıyla gerçekleştireceğini zorunlu kılmakta, çalışmaların bilimsel kanunlara, inceleme ve araştırmalara dayanmaları gerekmektedir. Bu nedenle bir Yüksek Köy Enstitüsünün açılması ve Köy Enstitülerini bitiren en uygun çocukların buraya alınmaları uygun görülmüştür.
Köy Enstitülerinde mezun olanlardan, her enstitünün öğretmenler kurulunca aday gösterilenler sınava tabi tutularak alınmıştır. Yüksek Köy Enstitüsünda; Kız-erkek öğrenciler için; Güzel Sanatlar, Zirai İşletme Ekonomisi, Erkek öğrenciler için; Yapıcılık, Maden İşleri, Hayvan Bakımı, Tarla ve Bahçe Zitaatı, Kız öğrenciler için; Köy Ev ve El Sanatları Kolları açılmıştır.
Yüksek Köy Enstitüsü öğrencileri her öğretim yılı sonunda Köy Enstitüleri’nde iki aylık staj yapmak zorunluluğundaydı ve son sınıfın sonlarına doğru da köy ve köy eğitimi ile ilgili konularda araştırma yapmayı gerektiren bir inceleme projesi hazırlarlardı. Öğrenciler tarafından hazırlanan bu incelemeler sonradan yayınlanır ve tüm enstitülerin yararlanmasına sunulurdu. Böylelikle enstitüde öğrenciler, teorik bilgilerin dışında, bilimsel araştırmalara yöneltilmiş oluyordu. Yüksek Köy Enstitüsü, giderek köylerin, enstitülerin karşılaştığı sorunlara çareler bulan bir halk üniversitesi olarak gelişecekti.
Daha sonra karışıklıklardan dolayı bu Yüksek Köy Enstitüsü kapatılır. 1945-1947 arasında 213 mezun verilmiştir. Tonguç’un enstitünün kalbi dediği Yüksek Köy Enstitü’sünün kapatılması köy eğitim sistemine önemli bir darbe olmuştur.
Canlandırılan Köylerin Can Damarlarının Koparılması: Köy Enstitülerinin Kapatılışı
Köy Enstitülerine yönelik saldırılar gerek Tonguç, gerek H. Ali yücel ve gerekse enstitülüler tarafından önlenmeye çalışılmışsa da bazı eleştiriler ve sahipleri Köy enstitülerinin yıkımını hızlandırmıştır. Bu yakımın asıl gerekçesi ne millilikten uzak oluşlarıdır ne de komünistlik suçlamalarıdır. Asıl neden H. Ali Yücel’in tespitinde saklıdır: “İlköğretim davası feodal sistemle kendini idare etmek isteyenlerin samimi olarak istemeyeceği bir davadır. Öyledir…”
İsmail Hakkı Tonguç, enstitü müdürlerine bir veda mektubu yazarak İlköğretim Genel Müdürlüğünden ayrıldığını duyurur ve görevlerine aynı sadakat ve özenle devam etmelerini ister.
27 Ocak 1954 tarihinde çıkarılan 6234 sayılı Kanun ile sistem tamamen yıkılarak Köy Enstitüleri “İlköğretmenOkulları”na dönüştürülmüş ve yeni “Köy Okulları”na, %25 oranında kentlerden de öğrenci alınmaya başlanmıştır.
Köy Enstitülerinin ve mezunlarının toplum kalkanmasına etkileri
Kalkınmanın Uygulama Okulu: Enstitüler
Enstitülerin ilköğretim seferberliği ile birlikte gerçekleştirdikleri ve Tonguç’un deyişiyle “mihaniki surette bir köy kalkınması değil, köyün manalı ve şuurlu bir şekilde içten canlandırılması” olan bu mücadele; kuruluş amaçları, ilkeleri ve yaptıkları ile tam bir toplum (köy) kalkınması eylemidir. Köyü köy dışından gelen değil, köyün içinden yetişen yersel önderler canlandıracak, kalkındıracaktır.
Köy Enstitüleri milli kuruluşlardır. Tüm enstitülerde öğretmenler ve öğrencileri, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı ekonomik bunalım içinde devlete yük olmadan yüzlerce okul ve yerleşim binası yapmışlardır. Birçok eğitimci ve devlet adamının gitmediği, bilmediği, ülke bozkırlarında bağ, bahçe, ormanlık yetiştirmişler, yiyeceklerini üretmişlerdir.
Enstitüler, değişimi ve kalkınmayı önce kendi bünyelerinde yaratmışlardır. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz misali, henüz 12-16 yaşlarında “çocuk” olan bu öğrencilerin, enstitüde iken yaptıkları, mezun olduklarında, köylerde yapacaklarının da bir aynası, bir teminatıdır. Yapılanların içinde özellikle elektrik santrali kurma girişimi ve neticesinin alınması dikkate değer bir durumdur. Burada önemli olan nokta Enstitülerin, aslında kendi kendine kaynak yaratabilen ve devlete olan masraflarını aza indirecek mahiyette üretim ve kalkınma hareketi yapabilen kurumlar oluşudur. Enstitülerin ve mezunlarının toplum kalkınmasına doğrudan ve dolaylı katkıları vardır.
Köye Giden Mezunlar ve Kalkınmaya Dönük Çabaları
Mezunların köylere döndüklerinde işlerinin bir hayli zor olduğu hemen anlaşılabilir. Çünkü her alanda yapılacak çok işleri vardır.
Mezunlara verilen görevler sadece okuma-yazma ile ilgili değildir; köyü her yönüyle kalkındırmayı da içermektedir. Çünkü köylerde sadece eğitim eksikliği değil, sağlık, üretim eksikliği var, iş çeşitliliği yoktur. Bunları da hedef alan bir sistem yürürlüğe konmuştur.
Köy Enstitüsünü bitirip köye öğretmen olduktan sonra yazın alanına yönelen Mahmut Makal, “Bizim Köy” adlı eserinde okuma-yazma öğretimi yoluyla bilinçlendirme sağlayarak; kalkınmanın eğitim yönünün de ne derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Toplum Kalkınması Çalışmalarına Örnekler
Ahmet Öztuna ve İmişehir’in YenidenDoğuşu
Halil Ulukan, Kooperetifleşme ve Ağa
Halil Karlı, İncesu‘da ilkler
Legorn Tipi Tavukla Tanışan Köy
Arıcılık ve Dursun Kara.
Sonuç:
Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, ülkenin her tarafı yemyeşil olur, okulların önündeki ağaçları –varsa tabi ki- işçiler budamazdı.