- Kategori
- Eğitim
Köye gidenler
KÖYE GİDENLER
Yazarı: Mahmut Makal
Ahmet ve Durmuş, Çardak Köyü’nün iki öğretmenidir. Çardak köyünün, -diğer köylerin olduğu gibi- birçok sorunu vardır. Köyün en temel sorunu, susuzluktur. Köylü, kışın kalem kalınlığında akan bir çeşmeden ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. Yaz geldiğinde, bu çeşmeden de mahrum kalır ve yazı geçirmek için sulak yaylalara çıkar.
O zamanlar köyde, dört tarafı çevrili bir ayakyolu (hela) da yoktur. Köyün çevresi hela hükmündedir. Ahmet ve Durmuş Öğretmen, bu alışkanlıklarını değiştirmeleri ve evlerine hela yapmaları için defalarca, köylü ile konuşurlar. Ancak bir sonuç alamazlar. Insanların alışkanlıklarını değiştirmek öyle kolay değildir. Daha sonar, kendileri bir hela yaparak köylüye örnek olmayı planlarlar.
Çardak Köyü, 400 haneli bir köydür ve iki oymağa ayrılmıştır. Bu iki oymak arasında, yıllardan beri süren ve bütün şiddeti ile çocuklara da aktarılan bir kan davası vardır. Öğretmenler mümkün olduğu kadar yansız davranırlar. Onların bu tutumu, her iki tarafa da güven verir. Köylü onlara saygı duyar ve yanlarında herhangi bir tartışma geçmez.
Tüm bu sorunların yanında bir diğer sorun da vardır ki, o da “okul binası” sorunudur. Köyde okul binası olmadığı için, çocuklar camide eğitim görür. Bu durumdan, köylü de öğretmenler de rahatsızlık duyar. Köylü rahatsızdır. Çünkü, çocuklar camiyi kirletip, her tarafı kırıp dökerler. Öğretmenler rahatsızdır. Çünkü, istedikleri gibi ders işleyemezler. Dersleri sık sık bölünür.
Ahmet, köy ve memleket sorunları üzerinde düşünen, bu konuda yazılar yazan bir öğretmendir. Durmuş ise, Ahmet’in köydeki en büyük yardımcısıdır. Fakat sorunları onun kadar dert etmez.
Yine bir gün Ahmet, kafasındaki sorunlarla boğuşurken, kapı çalınır. Gelen öğrencisidir ve kendisini Durmuş Öğretmen’in gönderdiğini ve biraz sonra müfettiş ile birlikte eve geleceklerini söyler.
Çok geçmeden Durmuş Öğretmen, müfettiş, muhtar ve köyün ileri gelenleri odayı doldurur. Müfettiş, 50-55 yaşlarında, abdestli, namazlı, dini bütün bir Müslüman’dır. Bu yüzden, köylünün muhabbetini kazanır. Köylü, müfettişin akşam sohbetini dinledikten sonra, müfettişe yatak bulmak için seferber olur. Zor da olsa, müfettişin yatağı hazırlanır ve köylü de evine çekilir. Müfettiş için sıra, öğretmenleri kontrol etmeye gelir. Müfettiş, en başta öğretmenlerin okudukları kitapları kontrol eder. Ancak müfettişin, ne yazarlar, ne de kitaplar hakkında bilgisi vardır. Ayrıca, yazarları hiç sevmez.
Ahmet, kitaplarını müfettişe getirir. Müfettişin kitaplar konusundaki bilgisizliğini anlayınca, sorduğu sorulara doğru-dürüst cevap vermez. Geçiştirir. Müfettiş daha sonra öğretmenlere, “Namaz kılıp kılmadıklarını, ” sorar. Kılmadıkları cevabını alınca da sinirlenir.
Sabah olunca, hep beraber okula giderler. Müfettiş, Din Dersi’nden gayrisini dersten saymadığından, Durmuş Öğretmen, yarın yapması gereken Din Dersi’ni bugüne alır. Müfettiş derste, öğrencilere sorular sorar. Öğrenciler, “din” konusunda bilgilidir. Dolaysıyla, soruları kolayca yanıtlarlar. Müfettiş dersten sonra, öğle namazını kıldırır. Öğretmenler de bunu askerlikteki gibi emir telakki edip namaza dururlar.
Müfettişin, köyden ayrılma vakti gelir. Diğer köye geçmek için bir at ister. Ancak, istediği at bulunamaz. Eşeğe binmeye razı olmak durumunda kalır.
Bu olaya da iyice sinirlenen müfettiş, öğretmenleri tüm köylünün önünde, hem namaz kılmadıkları, hem de bir at bulup kendisini yolcu edecek kadar köylüye söz geçiremedikleri için azarlar.
Ahmet Öğretmen, 4. ve 5. sınıflara, ilkokulu bitirdikten sonra Köy Enstitüsü’ne gitmeleri yönünde telkinde bulunur. Çünkü diğer okullara gidebilmeleri, nerdeyse imkansızdır. Ancak, köylü müfettişin de etkisiyle, çocuklarını Enstitüye göndermek istemez ve enstitüleri kötüler. Evde ve okulda yaşanılan durum nedeniyle, öğrencilerin öğretmenlerine karşı güveni sarsılır.
Müfettişten sonra, köyün yeni misafirleri vardır. Bir ay sonra yapılacak olan seçimler dolaysıyla köye Onbaşı, Vali, Başefendi ve parti başkanı Sait Bey, gelecektir. İlkin Onbaşı gelir köye. Gelecek misafirler için muhtarla birlikte hazırlık yapılır. Muhtar, fırsat bu fırsattır diyerek, Onbaşı’ya dert yanar. O’na, “ Camimiz perişan oldu, köylü ile aram bozuldu. Hele kız uşağın okula gitmesi yok mu, hiç aklım almıyor, ” der. Onbaşı da, “Yeni Parti (DP)’ye verin oyunuzu, kurtulun, ” der.
Ertesi gün, Vali gelir köye. Valiye, köylünün çeşmesinin hali gösterilir. Vali, “Seçimden sonra Marshall yardımlarıyla yaparız, ” der. Köylü, bu duruma çok sevinir ve hep beraber camiye giderler.
Valinin tutumu da, müfettişin tutumundan farklı değildir. Vali de aynı sertlik ve küçümserlikle yaklaşır Ahmet’e. Oysa Ahmet, eski bir sandığı bozup, sınıfa yazı tahtası yapmış, bulduğu eski püskü bir haritayı da biraz onardıktan sonra sınıfa asmıştır.
Vali, çocuklara, çarpım tablosundan ve haritadan dağlar ırmaklar, vb sorular sorar. Çocuklar, soruların nerdeyse hepsini yanıtlamalarına rağmen, Vali memnun olmaz. Öğretmene, “Olmamış, maalesef teşekkür edemeyeceğim. Mesleğinizi ihmal etmişsiniz. Öğrencileri iyi yetiştirememişsiniz. Şimdilik sicilinize geçmesi kaydıyla, bir ‘kınama cezası’ verdireceğim, ” der. Ve arkasından, “tabi bu işler orda burada yazı yazıp yayınlatmaya benzemez, ” diye ekler.
Ahmet Öğretmen, “Köyde yaşanan sıkıntıları, çocukların camide eğitim gördüğünü, imamın onlara namaz kılmayı öğrettiğini; köylünün ise -susuzluk ve helasızlık nedeniyle- kirli ve bitli olduğunu yazmış ve bir dergiye göndermiştir. Dergi de yazıyı yayınlamış ve yazı büyük tepki çekmiştir. Ahmet Öğretmen, her şeyi raporla, sicille ölçmelerine kızar. Ayrıca, yazı yazıp yazmamak, da içine dert olur.
Köyde hareketlilik iyice artar. Hem eski partiden (CHP), hem de yeni partiden (DP) başkanlar gelip konuşma yaparlar: “Köye su getirilecek, köprü yapılacak, kızlar okula alınmayacak, Din Dersleri 1 saatten 18 saate çıkacak, Eski Türkçe (Arapça) Mektepleri açılacak, vs vs…”
Ahmet Öğretmen bir gün ilçeye gider. Hamam, berber derken, Maarif Müdürü tarafından çağrıldığını öğrenir ve doğruca Müdürlüğe gider. Müdür, önce yazılar yazdığı için Ahmet Öğretmen’i tebrik eder. Arkasından, “Yazarlık iyidir, hoştur da, yalnız ne yazdığına dikkat edeceksin. Sen, köylünün bitli olduğundan bahsetmişsin. Ancak bizim köylümüz milletin efendisidir. Yeri gelir her şeyini paylaşır, yeri gelir savaşır. Misafirseverdir. Keşke bunlardan bahsetseydin, ” diye ekler.
Müdür Bey, Ahmet Öğretmen’i, valinin direktiflerini iletmesi için, Emniyet Amirinin yanına gönderir. Emniyet Amiri, Ahmet’i sorguya çeker. Ahmet’in suçu, “Köylünün bitli, kirli ve köylerin bakımsız olduğunu, devlete ve cümle aleme bildirmesidir.
Nihayetinde Ahmet Öğretmen görevden alınır. Eski işi olan arpa tarlasına dönmeye mahkum olur.
Yine o yıllarda köylüye sahip çıkmak, köye kültür ve hareket götürmek, köylüyü aydınlatmak, özellikle Üniversite Gençliğinin ilgi ve dikkatini köye çekmek için bir “köycülük kolu” kurulur.
Bu kola mensup dört genç, şehirden toplamış oldukları ilaçları, merhemleri, sargı bezlerini köylüye ulaştırmak için yola koyulur. Çünkü köylünün kalbine girmek, onların ihtiyaçlarını karşılamaktan geçer…
Sonuç:
Eğitim, sınıfta-okulda başlayıp biten bir uğraş değil, tüm toplumu kapsaması gereken topyekun bir çaba olmalıdır. Böyle olması durumunda ancak, hedefine ulaşabilir.
Emine Kılınç