​ Köylü hikayeleri / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '16

 
Kategori
Öykü
 

Köylü hikayeleri

KAPLUMBAĞA

Üç dört yaşlarımda anam beni Kumavşarı köyünde ekim (buğday) tarlasına götürdü. Yaz günü. Anam önden ben arkadan yürürkene ben buğdayın içinde kayboldum. Anamı kaybettim.

Ekinlerin boyu yüksek. Anacığımı görmek için zıplıyom. Baktım yanımda kocaman bir taş. Taşın üstüne çıktım anamı görmek için. O anda altımdaki taş yürümeye başlamasın mı.Bir de baktım kafa, kollar çıkmış. Kocaman bir kaplumbağa. O gün bu gün bende bir fobi var. Kaplumbağa korkusu. Birden korkudan kaplumbağanın üzerinden atlayıp kaçtım. Anamı bulup bulamadığımı hatırlamıyorum. Kurtarın beni! diye bağırdım. Bizim Ebru’nun ufak oğlu geçenlerde bir milyoncuya girince babaanne bak kaplumbağa! diye bağırmasın mı! Şaka yaptı. Defol git başımdan! deyip dükkândan kendimi dışarı zor attım. Kaplumbağaların yürüdüğü yollardan hiç geçemem. Korktuğumu anlayan çocuklar şaka olsun diye sırtıma kaplumbağa koymaya çalışıyorlar.

 

                                                                    *

CANAVAR

Yine bir gün teyzem gece hayvanlara yem vermeye giderken eşeğin damdan kaçtığını anlıyor. Babasına haber veriyor. Beraber eşeği aramak için dağa çıkıyorlar. Gece boyunca dağda eşeği arıyorlar. Sabah ezanı okunurken teyzem koşan bir hayvanın kuyruğunu tutuyor. “Baba bak eşeği buldum!” diye bağırıyor. Babam “Kızım çabuk gaç, eşek değil o, canavar, seni yutabilir!” diye sesleniyor. Teyzem korkudan hemen hayvanın kuyruğunu bırakıyor. Canavar; inekleri, koyunları, davarları yiyen bir hayvan.

 

                                                              *

SİNEMA

Tarlada tütün dikiyorduk. Tütün zamanı, yazın. Babamız sinemaya gitmemizi istemedi. Radyoyu açtırtmadı. Kitap okutturtmadı. Biz de sinemaya gitmek istiyoruz. Gizlice kaçmaya çalışıyoruz. Sekiz-dokuz arası birinci kattan pencereyi açıp tek tek atlayıp toplu halde sinemaya gidiyoruz. Sinema açık hava, yaz sineması. Cüneyt Arkın-Hülya Koçyiğit filmi var. Bir gece babamız durumu anlıyor. Bizim Nafi’yi yakalıyor. Bu işler senin altından çıkıyor diye bir güzel dayak atıyor. Sinemaya kaçanları tütün kırmaya gönderiyor. Babam “Beni çocuk yerine koyuyorsunuz, ben salak mıyım?” diyor.

 

                                                              *

 

TÜFEKLE ATEŞ

Söke ovasında, kışın, pamuk tarlasındayız. Ablam, enişte ile küsmüş, bizim yanımızda. Enişteye babam sana kız yok, sana kız vermiyom demiş. Uzak dur diyor. Bir gün ablam bebeği kucağında sen de gel diyor bana. Fahri Bey’in çiftliğinde yürürkene enişte karşımıza çıktı. Ablamla başladılar konuşmaya. Baya konuştular. Eve döndük. Enişte ablamla konuşunca yüz buldu herhalde, oturduğumuz evin arka penceresine gelmiş. Fatma Ablam da evi süpürüyor, birden bakınca enişteyi görüyor. Diyor ki enişte uzaklaş burdan babam seni görmesin, seni öldürecek. Derken babam ortaya çıkıyor. Fatma Ablama bir tekme geçiriyor. Enişte pamuk tarlasına kaçmaya başlıyor. Babamın çifte kırması, av tüfeği vardı. Arkasından ateş etti. Enişte kendini pamuk tarlasındaki dereye atmasaydı vurulacaktı.

 

                                                               *

 

DEVE

Bir gün Söke’de pamuk tarlasında bir kız çocuğu devenin sırtına biniyor. Deve ayağa kalktığında anası kızın havaya fırladığını görünce:

"Fato bindi hotota (deveye),

Gitti kıyamete!"

diye bağırıyor. Yörük kızı. Deveye alışkınmış. Analar hepsi birikmiş, çocuk öldü zannetmişler. Deve yere oturunca çocuğu sırtından almışlar…

 
Toplam blog
: 137
: 158
Kayıt tarihi
: 09.03.14
 
 

1958 yılında Söke'de doğdum. Esnaf çocuğu olarak ilk, orta ve lise eğitimimi Aydın ili Söke ilçes..