Kuant alanı / Kişisel Gelişim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '13

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

Kuant alanı

Kuant alanı
 

resim internetten alınmıştır


İnancın biyolojisi kitabının yazarı Dr Bruce Lipton’un DNA üzerinde etki gücümüzü kanıtlayan bir çalışması:  Dr Bruce Lipton,  1967li yıllarda kök hücre kültürü üretimi yapmakta ve  genetik olarak benzer olan hücreleri klonlamaktaymış.  Yaptığı deneylerde genetik olarak benzer kök hücreleri ayrı petri kaplarına koyduğunda ve dış ortamlarını değiştirdiğinde birinci hücre kas, ikincisi kemik ve ücüncüsü de yağ hücresine dönüştüğünü görmüş... Eee bunlar benzer genetik özellikler gösteren hücreler değil miydi? Neden farklılaştılar cevap çok açıktı: dış çevreden ulaşan bilgi. Herkes genlerin hücreyi nasıl kontrol ettği konusunda uzmanlaşırken, o çevrenin rolü ve hücreyi nasıl etkilediği konusunda araştırmalar yapmaya başlıyor.  Görüyor  ki; hücrenin kaderi bulunduğu çevre tarafından kalıcı olarak belirleniyordu. Bu buluş merkezi dogmanın ihlal edilmesine neden oldu. Merkezi dogma ne diye soracak olursanız hepinizin biyoloji dersinde öğrendiği gibi bilgi akışı önce DNA’dan Rnaya ordan da proteine gidiyordu. Vucudumuzda proteinlerde oluşmakta ve proteinler de Dna tarafından kodlanmaktadır. Dogmaya göre kaderimiz döllenme sırasında alınan genler tarafından belirlenmektedir. Bu da bizi genetiğimizin kurbanı yapar. Dolayısıyla genlerinizi siz seçmediniz, genlerinizi değiştiremezsiniz.  Bu durumdagenler tüm hayatınızı kontrol edecek ve siz kurbanların kurbanlarının kurbanları olarak kalmaya mahkum olacaksınız. Neyse ki kazın ayağı öyle değil.: Evrendeki her türlü oluşumun temeli görünmeye enerjiye dayanır.ki bu alan olarak adlandırılıyor. Eğer evrendeki her türlü formun neden o şekli( realiteyi ) aldığını anlamak istiyorsanız, o zaman alanı anlamak zorundasınız . Eğer alandaki enerji değişirse DNAnız da değişir.

Kısacası ALAN  her şeyin cevabını kendi içinde barındırıyorsa isterseniz  ALANla ilgili kısa bir bilgi aktarayım. Bildiğiniz gibi, atomun yapısında bulunan  proton ve elektronlar arasında muazzam boşluk bulunmaktadır.  Atomlar kocaman bir boşluk içinde dönen elektron ve protonlardan oluştuğuna ve bu boşluğun oranı %99.5 olduguna göre evrende muazzam bir boşluk bulunmaktadır.  Bu boşluk evrenin her yerini kaplıyor. İşte bu boşluğa kuant alanı adı veriliyor. Burada fizik kanunlarından farklı hareket eden enerjiler bulunmaktadır. Bu enerjiler kodlar yani evrensel bilgi taşımaktalar. Gördüğünüz gibi; evrende her türlü bilgi frekanlar halinde kodlanmış durumda. İhtiyaç duyduğunuz her türlü bilgi bu kocaman enerji denizinin içinde mevcut. Aslında bütün bilgiler potansiyel olarak her hücrede mevcut. Yani kuant alanında dalgalanan bilgiler aynı frekans değeri ile bizim beynimizde de kayıtlı. Asıl sorun,  bu alandaki bilgilerin frekansı ile rezonansı yakayabilmekte… biz kendi frekansımız hangi düzeye yükseltirsek o düşünceyle eşleşiyoruz.

Biz insanlar da maddeden oluştuğumuza göre bizim atomlarımız arasında da boşluklar var ve bu boşlukları ruhumuz yani ruhsal enerjimiz dolduruyor. Bilinçaltı korkularımız, baskın duygularımız fotonlarla bedenimizden dışarı yayılıyor. Kuant alanında kendisine eş frekanstaki enerjilerle buluşuyor ve hayatımızda deneyim dediğimiz olaylar vuku buluyor.  Örneğin suçlanma korkusu olan biri sürekli kendisini suçlayacak insanları hayatına çekiyor. Sevilmekten korkan biri sürekli sevgisiz kalacağı durumlar yaratıyor gibi…

Bizlere seçimlerimiz konusunda özgür irade verilmiştir. Beynimizin ön kısmında,  yeni bilgiler edinerek,  geçimişten farklı düşünüp  mantıklı kararlar verbilmemizi sağlayan ön lop diye bir kısım var. Peki ön lop gibi muazzam bir avantaja sahip olan bizler onu kullanıp neden geçmişten farklı kararlar veremiyoruz? Çünkü vucudumuzda  bulunan eski enerjiler endişe ve korku dolu düşüncelerin girdabına kapılmamıza neden oluyor. Bu durum stres hormonları aktive olmasına neden oluyor. Stres hormonları, ön loba giden damarları sıkıştırarak frontal(ön)  lobun iş görmesine engel oluyor. Haliyle de, sağlıklı ve mantıklı düşünebilme, problem çözme yetisi devre dışı kalıyor. İşte, bu durum kısır döngüden çıkışımızı zorlaştırıyor… Bu yüzden, tek yol aklanmak, paklanmak yani duygusal zehri vucuttan tasfiye etmektir.

 

  

 
Toplam blog
: 42
: 1612
Kayıt tarihi
: 05.04.11
 
 

Uludağ Üni. İktisat Mezunuyum. Muhasebecilik, bankacılık gibi muhtelif mesleklerde çalıştıktan so..