- Kategori
- Gündelik Yaşam
Küçük adımlar, parlak görüş ve zaman...

Onu, çok uzun bir zamandan sonra, içimde böylesine yoğun duyumsamak beni şaşırttı. Basit, küçük ama huzurlu bir mutluluktan söz ediyorum. Herkesin sahip olabileceği ve öyle çok büyük bir maliyeti olmayan çok yalın bir duygudan...
Akşamüstüydü. Günün cuma olduğunu düşünüyor ve yürüyordum. Ayaklarım yoğun, kıvamlı ve yapış yapış bir çamurdan kurtulmuş da sanki toprağın bir kaç santim üzerine çıkmış gibi tuhaf bir hafiflik içindeydim. Gün sarımsı bir renge dönmeye başlıyordu ve ben birden tüm bu sararan günün içinde görüşümde bir netlik duydum. Bir anda farkedilen ve ismi konulamayan bir duyguydu hissettiğim. Ve o an tam o an herşeyin bu kadar net oluşu, sanki bozuk gözlerin yerine hiç kullanılmamış yepyeni gözlere sahip olmak gibi şaşırtıcı bir duygu yarattı içimde. Bir sebep olmalıydı ama bu sebebin ne olduğu o an umurumda değildi. O netlik içinde olmak, dünyaya böylesi parlak bir gözle bakabilmek yetiyor da artıyordu.
O sarımsı ışık içinde yürüdüm de yürüdüm. Karşımdan gelen insanların, şimdi daha bir belirgin olan şaşkın, kederli, gülümseyen gözlerine, kıpırdayan, sımsıkı kapalı, uçları aşağıya sarkmış dudaklarına, solgun, ışıldayan, öfkeli, mutlu ve umutsuz yüzlerine baktım. Baktım ve gördüm içlerini. İçime insanlar, hikayeler, hayat ve dünya üzerinde yaşanmış ve yaşanacak olan herşey doldu sanki. Orada tam aklımın içinde kopmuş iki tel birbirine temas etmiş ve ışıklar yeniden yanmış gibi tuhaf bir duyguya kapıldım. Karanlığa, ışıkların yokluğuna alışmış biri için dahası o karanlığın sürgit devam edeceğini düşünen biri için, birden hiç işaret vermeden yanan bu ışıklar delirtici bir mutluluk olabilir. Mutluluktu ama huzurluydu. Garip bir sukünet yayılıyordu geçtiğim her yere. Tuhaftı.
Karar vermiştim çok önceleri; dünya bana ne verirse versin kabul etmeye iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin ve birbirinin zıddı olan herşeyin ancak o zıtlıklarla gerçek anlamda var olacağını öğrenmiştim. Öğrenmiş ama henüz içime sindirememiştim belki. Bazı şeyler zaman alır ve insan çok sabırsızdır. O sabırsızlık içinde beklentilerinin asla gerçekleşmeyeceğini sanacak kadar da umutsuzluğa eğilimlidir. Ve ben de bir insanım. Sabırsız ve umutsuzluğa eğilimi olan. Ve sonunda gerçekleşenler karşısında şaşıran bir insanım. Tıpkı şimdi olduğu gibi, gözlerimde duyduğum bu netlik karşısında tüm zamanlar boyu sabırsızlık ve umutsuzluğa doğru sürükleniş içinde gidip gelen aklın duyduğu netliğin, basit mutluluğunu bu akşamüstü öylesine geçen bir günün ardından bulmuş olmanın keyfini süren adımlar atıyorum.
Ve diyorum ki fısıltıyla: "Sabır ve zaman... Aklın durulmasının tek yolu."
Fotoğraf: http://www.deviantart.com/print/419362/